İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Gazze’de her gece 30-40 kişinin “hedefli öldürülmesini” savunurken, hedeflerinin yalnızca silahlı gruplarla sınırlı olmadığını söyleyerek bazı Filistinlilerin “yaşamayı hak etmediğini” öne sürdü; açıklamalar, Gazze’nin geleceğine ilişkin diplomatik temasların sürdüğü bir dönemde İsrail hükümetindeki radikal çizginin boyutunu ortaya koydu.
“Her Gece 30-40 Kişi Öldürülmeli”
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı ve aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) partisinin lideri Itamar Ben-Gvir, eski Gazze esiri Rom Braslavski’nin podcast programında Gazze’deki savaşın sürdürülmesine ilişkin görüşlerini açıkladı.
Başbakan Binyamin Netanyahu ile bu konuda görüş ayrılığı yaşadığını söyleyen Ben-Gvir, Gazze’de her gece 30-40 kişinin hedef alınarak öldürülmesini savundu. Ancak açıklamasının devamında hedeflerinin yalnızca o anda doğrudan tehdit oluşturan silahlı kişiler olmadığını belirterek, Gazze’de “yaşamayı hak etmeyen” insanların bulunduğunu söyledi.
Ben-Gvir’in ifadeleri, savaşın tarafları arasında silahlı çatışmanın ötesine geçen ve sivillerin yaşam hakkını kolektif biçimde hedef alan bir söylemin hükümet düzeyinde dile getirilmesi açısından dikkat çekiyor.
Öldürme Çağrısı, Sürgün Ve Yerleşim Talebiyle Birlikte
Ben-Gvir’in Gazze’ye ilişkin yaklaşımı yalnızca öldürme çağrılarıyla sınırlı değil. Bakan, daha önce de Gazze’nin tamamını İsrail toprağı olarak gördüğünü söylemiş ve İsrail’in 2005’te boşalttığı yerleşimlerin yeniden kurulmasını savunmuştu.
Aynı siyasi çizgi, Filistinlilerin Gazze’den mümkün olduğunca ayrılmaya teşvik edilmesini ve İsrail’in bölgede yeniden yerleşimler kurmasını öngörüyor. Böylece öldürme, zorunlu veya teşvik edilmiş göç ve yerleşim talepleri aynı siyasal çerçevede birleşiyor.
Bu tablo, Gazze’nin geleceğine ilişkin tartışmanın yalnızca Hamas’ın silahsızlandırılması veya İsrail ordusunun bölgeden çekilmesi gibi güvenlik başlıklarından ibaret olmadığını gösteriyor. Filistinlilerin Gazze’deki varlığının geleceği ve bölgenin demografik yapısı da İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı aktörlerin açık siyasi hedefleri arasında yer alıyor.
Netanyahu’nun Çizgisi Ve Sağdaki Baskı
Ben-Gvir’in açıklamaları, Gazze’nin savaş sonrası düzenine ilişkin yeni diplomatik girişimlerin hemen öncesinde geldi. ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner’ın Mısır’da Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ve Hamas temsilcileriyle görüşmeler yaptığı, bölgede yeni arabuluculuk temaslarının planlandığı bir dönemde İsrail hükümetinden daha sert bir savaş söylemi yükseldi.
Başbakan Netanyahu ise Gazze’nin geleceğine ilişkin uluslararası planları kabul etmeyerek, İsrail ordusunun Hamas silahsızlandırılmadan bölgeden çekilmeyeceğini açıkladı. Netanyahu ayrıca bağımsız bir Filistin devletine karşı olduğunu yineledi.
Dolayısıyla Ben-Gvir ile Netanyahu arasındaki ayrışma, savaşın hedefleri konusunda bir yöntem tartışmasından çok, Gazze’nin geleceğinin nasıl şekillendirileceği konusunda sağdaki farklı sertlik derecelerini ortaya koyuyor. Ben-Gvir doğrudan öldürme, göç ve yerleşim politikalarını savunurken Netanyahu askeri varlığın ve Hamas’ın tasfiyesinin sürdürülmesini öne çıkarıyor.
İran’dan “Hesap Günü” Tepkisi
Ben-Gvir’in sözlerine İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kasım Garibabadi de tepki gösterdi. Garibabadi, sosyal medya paylaşımında Ben-Gvir’in aynı anda Filistinlilerin Gazze’den çıkarılmasını ve bölgenin tamamında İsrail yerleşimleri kurulmasını savunduğunu belirterek, açıklamaların ileride yapılacak olası yargılamalar için kayda geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu tepki, açıklamaların yalnızca İsrail iç siyasetindeki aşırı sağ tartışmasıyla sınırlı kalmadığını, Gazze savaşının uluslararası hukuk ve olası savaş suçları soruşturmaları bağlamında da tartışıldığını gösteriyor.
Ancak Ben-Gvir’in açıklamalarının ağırlığı yalnızca uluslararası tepkilerde değil, bir hükümet üyesinin sivillerin yaşam hakkını açıkça hiyerarşik biçimde değerlendiren bir dil kullanabilmesinde yatıyor. Devlet gücünü kullanan bir bakanın belirli bir topluluğun “yaşamayı hak edip etmediğine” karar veren bir söylem kurması, savaşın insani sınırlarının nerede çizildiği sorusunu doğrudan gündeme getiriyor.
Gazze’nin Geleceği İçin Asıl Çatışma
İsrail’in Gazze’ye ilişkin yaklaşımı ile devam eden diplomatik girişimler arasındaki temel gerilim de burada ortaya çıkıyor. Bir tarafta ateşkes sonrası düzen, silahsızlanma ve yeniden yapılanma için müzakere arayışları sürerken, İsrail hükümetindeki aşırı sağcı aktörler askeri baskının devamını, Filistinlilerin bölgeden uzaklaştırılmasını ve İsrail yerleşimlerinin geri dönmesini savunuyor.
Bu nedenle Ben-Gvir’in sözleri, yalnızca tartışmalı bir siyasi açıklama olarak değil, Gazze’nin savaş sonrasında nasıl bir coğrafya ve nasıl bir toplum olarak var olacağına ilişkin mücadelenin de açık bir ifadesi olarak okunmalı.
Savaşın geleceği kadar, savaş sonrasında hangi siyasal projenin hayata geçirileceği de belirleyici olacak. Çünkü Gazze’de kalıcı bir çözüm arayışı, yalnızca silahların susmasına değil, Filistinli sivillerin yaşam hakkının ve bölgede kalma iradesinin tanınıp tanınmayacağına da bağlı.
TB / ntv.de











