back to top
Ana Sayfa Haberler Bir Haftada Kadınlara Yönelik Şiddetin Bilançosu

Bir Haftada Kadınlara Yönelik Şiddetin Bilançosu

Türkiye’de yalnızca bir hafta içinde kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve ağır şiddet vakaları bir kez daha gündemin farklı başlıklarına dağıldı: Funda Bakış ve Dilek Bağrıaçık öldürüldü, Tülay İzgi şüpheli biçimde yaşamını yitirdi, hemşire Ebru Anik uzaklaştırma kararına rağmen darbedildi; 80 yaşındaki Dilber Alınak’ı öldüresiye döven failin tahliye edilmesi ise şiddetle mücadeledeki cezasızlık tartışmasını yeniden büyüttü.

31 Ağustos-6 Eylül haftasında kadınlara yönelik şiddet haberleri, Türkiye’nin farklı kentlerinden peş peşe geldi. Basına yansıyan olaylar arasında iki kadın cinayeti, bir şüpheli kadın ölümü, ağır bir darp vakası ve yıllar önce gerçekleşen bir kadın saldırısında failin tahliye edilmesine ilişkin gelişme öne çıktı.

Tablo, kadınların yalnızca ev içinde değil, işyerinde, sokakta ve kendi yaşam alanlarının önünde de şiddetin hedefi olduğunu gösterirken; özellikle koruma kararı bulunan kadınların dahi saldırılardan korunamaması, mevcut mekanizmaların etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Funda Bakış Spor Salonunun Önünde Öldürüldü

İstanbul Sancaktepe’de milli cimnastik antrenörü Funda Bakış, 31 Ağustos’ta sahibi olduğu spor salonunun önündeki kafede çıkan tartışmada bıçaklanarak öldürüldü. 39 yaşındaki Bakış’ın, eski çalışanı 21 yaşındaki Zehra G. tarafından göğsünden bıçaklandığı ve hastanede yaşamını yitirdiği bildirildi. Olayla ilgili üç kişi gözaltına alındı. İlk bilgilere göre tartışmanın geçmişe dayanan bir alacak-verecek meselesi nedeniyle çıktığı belirtildi.

Bakış’ın ölümü, kadınların iş ve çalışma yaşamında karşı karşıya kaldığı şiddetin de ağır sonuçlara ulaşabildiğini gösteren vakalardan biri oldu. Olayın ardından ortaya çıkan görüntüler ve soruşturmanın seyri kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Dilek Bağrıaçık Sokak Ortasında Katledildi

Haftanın bir diğer kadın cinayeti Kahramanmaraş’ta yaşandı. 49 yaşındaki Dilek Bağrıaçık, 3 Eylül akşamı Onikişubat ilçesinde eşi Tevfik Bağrıaçık tarafından sokak ortasında pompalı tüfekle vurularak öldürüldü. Dört çocuk annesi olduğu belirtilen Dilek Bağrıaçık’ın eşi, daha sonra aynı silahla yaşamına son verdi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Kadın cinayetlerinde tekrar tekrar görülen en yakınındaki erkek tarafından öldürülme gerçeği bu vakada da kendisini gösterdi. Kadınların büyük bölümünün öldürüldüğü yerin evleri olması, şiddetin çoğu zaman dışarıdan gelen bir tehditten değil, kadının en yakın çevresinden kaynaklandığını ortaya koyan genel tabloyla örtüşüyor.

Tülay İzgi’nin Ölümü Soruşturuluyor

Mersin’in Erdemli ilçesinde ise 30 yaşındaki Tülay İzgi, 5 Eylül’de altıncı kattaki evinin balkonundan düşerek yaşamını yitirdi. Bir çocuk annesi İzgi’nin ölümünün ardından soruşturma başlatıldı; kadının balkondan nasıl düştüğü araştırılıyor. Olay, kadın örgütlerinin verilerinde “şüpheli kadın ölümü” başlığı altında takip edilen vakaların tipik örneklerinden biri olarak gündeme geldi.

Şüpheli kadın ölümleri, kadın cinayetleri kadar görünür olmayan ancak aynı derecede kritik bir alan oluşturuyor. Ölümün intihar, kaza ya da cinayet olup olmadığı kesinleşmeden dosyaların kapatılması ihtimali, kadınların ölüm nedenlerinin tam olarak ortaya çıkarılmasını engelleyebiliyor.

Ebru Anik: “Ölmeden Önce Sesimi Duyun”

Haftanın en çarpıcı şiddet vakalarından biri İstanbul Bahçeşehir’de yaşandı. 26 yaşındaki hemşire Ebru Anik, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan eski erkek arkadaşı Mustafa M. tarafından yaşadığı sitenin girişinde darbedildiğini açıkladı.

Anik, yaklaşık üç yıl süren ilişkisinin son döneminde sistematik şiddet, tehdit ve şantaja maruz kaldığını, yaklaşık bir ay önce burnunun kırıldığı saldırının ardından yeniden şikâyetçi olduğunu ve uzaklaştırma kararı aldırdığını anlattı. Buna rağmen saldırganın site girişine geldiğini ve güvenlik görevlilerinin bulunduğu yerde kendisini darbettiğini söyledi.

Anik’in kamuoyuna yaptığı “Ölmeden önce sesimi duyun” çağrısı, uzaklaştırma kararının tek başına kadının yaşamını korumaya yetmediğini bir kez daha gösterdi. Bir kadının ölüm tehdidi altında olduğunu açıkça bildirmesine rağmen şiddetin devam edebilmesi, koruma mekanizmalarının kâğıt üzerinde kalıp kalmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

Dilber Alınak Dosyasında Cezasızlık Tartışması

Haftanın bir başka önemli gelişmesi ise 80 yaşındaki Dilber Alınak’a yönelik ağır saldırının yeniden gündeme gelmesi oldu. Alınak, 9 Ağustos 2023’te Kars’ın Digor ilçesinde yürüyüş yaptığı sırada saldırıya uğramış, ağır biçimde darbedilmiş ve eşyaları zorla alınmıştı.

Saldırgan Ekrem Aybi hakkında verilen 17 yılı aşkın hapis cezasının yağma bölümünü Yargıtay bozdu. Bunun üzerine Aybi tahliye edildi. Kasten yaralama suçundan verilen altı yıllık ceza ise onandı. Alınak ailesi, 17 Eylül’de görülecek yeni duruşma öncesinde adalet çağrısı yaptı.

Dosyanın geldiği nokta, kadınlara yönelik ağır şiddet vakalarında cezanın caydırıcılığı ve cezasızlık algısını yeniden tartışmaya açtı. Yargıtay kararının ardından failin tahliye edilmesi, yıllar önce gerçekleşmiş bir saldırıyı bu haftanın kadın gündeminin önemli başlıklarından biri haline getirdi.

Rakamların Arkasında Görünmeyen Bir Şiddet

Bu tek haftalık tablo, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin münferit olaylardan ibaret olmadığını gösteren daha geniş bir tablonun yalnızca küçük bir bölümü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2026’nın ilk altı ayına ilişkin verilerine göre 150 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 151 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. KESK Kadın Kurultayı öncesinde açıklanan verilerde de öldürülen kadınların yüzde 61’inin kendi evlerinde yaşamını yitirdiği ve bu kadınlardan yalnızca sekizinin öldürüldüğü sırada 6284 kapsamında koruma altında olduğu belirtildi.

Bu nedenle son bir haftanın haberleri yalnızca bir cinayetler listesi olarak okunmamalı. Bir kadın öldürülüyor, bir başka kadın ölümün eşiğinde olduğunu haykırıyor, bir başka kadın şüpheli biçimde hayatını kaybediyor; yıllar önce ağır saldırıya uğramış bir kadının dosyasında ise fail tahliye ediliyor.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de kadınların yaşam hakkının yalnızca cinayet anında değil, şiddet başlamadan önce korunması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Uzaklaştırma kararlarının uygulanmadığı, tehditlerin ciddiye alınmadığı ve ağır saldırılarda dahi ceza mekanizmalarının tartışmalı sonuçlar ürettiği bir sistemde, kadınlardan sürekli olarak daha fazla dikkat ve tedbir beklemek yerine devletin koruma yükümlülüğünün neden çalışmadığını sorgulamak gerekiyor.


TB / DHA, T24, Habertürk, Halk TV, Evrensel, Bianet, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve yerel basına yansıyan haberler.