back to top
Ana Sayfa Haberler Çiğdem Mater’in Hapishaneden Özgürlüğe Açılan Kitabı

Çiğdem Mater’in Hapishaneden Özgürlüğe Açılan Kitabı

Gezi davasında 18 yıl hapse mahkûm edilen Çiğdem Mater’in ilk kitabı “Tuhaf, Saçma, Neyse…” 18 Eylül’de yayımlanıyor; Mater, dört yılı aşkın süredir cezaevinde tuttuğu hayatını üç kelimeyle tarif ederken, mahkeme ve hapishanenin karşısına kendi zihinsel özgürlük alanını koyuyor.

Dört Yılı Aşan Bir Hapishane Hikâyesi

Gezi Parkı davası kapsamında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan film yapımcısı Çiğdem Mater’in ilk kitabı, 18 Eylül’de İletişim Yayınları tarafından yayımlanacak. Mater’in cezaevindeki yaşamını, düşüncelerini ve bu süreçte kendisine kurduğu içsel özgürlük alanını anlattığı kitap, adını onun hapishane deneyimini özetleyen üç sözcükten alıyor: “Tuhaf, saçma, neyse…”

Mater, yaklaşık 4 yıl 4 aydır cezaevinde. Kitabında mahkeme, yargılama, adalet ve hapishane gibi kavramların oluşturduğu dünyayı “tuhaf” ve “saçma” olarak nitelendirirken, “neyse”yi ise bu koşulların karşısında nefes alabildiği ve zihnini mümkün olduğunca berrak tutabildiği alan olarak tanımlıyor.

“Neyse” Bir Teslimiyet Değil

Mater’in üç kelimeye yüklediği anlam, yalnızca cezaevi günlerinin kişisel bir özeti değil. “Tuhaf” ve “saçma”, karşı karşıya kaldığı yargılama düzenine ilişkin mesafeyi ifade ederken, “neyse” bu düzenin insanın zihnini bütünüyle teslim almasına karşı kurulan kişisel bir direnme biçimine dönüşüyor.

Kitap, bu yönüyle yalnızca bir mahpusluk anlatısı olarak değil, özgürlüğün yalnızca fiziksel bir durum olmadığını hatırlatan bir tanıklık olarak da öne çıkıyor. Mater’in kendi ifadesiyle, zihnindeki “kompartımanları” ayıran bu üç kelime, dışarıdaki hayat ile hapishanenin dayattığı sınırlar arasında kişisel bir geçiş alanı oluşturuyor.

Dayanışmanın Perdesindeki Mater

Çiğdem Mater’in cezaevindeki durumuna dikkat çekmek ve onunla dayanışmak amacıyla yönetmenler Zeynep Dadak ve Çiçek Kahraman da “Tuhaf, Saçma, Neyse…” adıyla bir film çekmişti.

Mater’in kitabının yayımlanması, Gezi davası nedeniyle yıllardır cezaevinde tutulan bir sinemacının hikâyesini bu kez kendi sözcükleriyle okura taşıması açısından önem taşıyor. 18 Eylül’de raflarda yerini alacak kitap, mahkeme salonlarının hükmünü değil, o hükmün içinde yaşamaya çalışan bir insanın kendi sesini öne çıkaracak.