Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP31) öncesinde uluslararası insan hakları ve çevre örgütleri, Türkiye’de çevre savunucularına yönelik yargısal işlemleri, gösteri yasaklarını ve ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları gündeme taşıdı. Uluslararası Af Örgütü, hükümetleri insan hakları ihlallerini görmezden gelmemeye çağırırken Greenpeace, fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılmasını ve iklim krizinin maliyetinin kirleten şirketler tarafından karşılanmasını istedi. Açıklamalar, iklim politikalarının yalnızca hükümetler ve şirketler arasında değil, bu politikaların sonuçlarından doğrudan etkilenen toplum kesimlerinin katılımıyla belirlenmesi gerektiği tartışmasını öne çıkardı.
NHA – ANTALYA | 5 Kasım 2026
Antalya’da 9–20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı öncesinde uluslararası insan hakları ve çevre örgütlerinden Türkiye’ye yönelik uyarılar geldi. Uluslararası Af Örgütü, Almanya hükümetini ve konferansa katılacak diğer ülkeleri Türkiye’deki insan hakları ihlallerini üst düzey görüşmelerde gündeme getirmeye çağırdı. Greenpeace ise iklim müzakerelerinde fosil yakıtlardan çıkış, iklim finansmanı ve çevre kararlarından etkilenen toplumların katılımının öncelikli olması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow, Türkiye’de gazetecilerin, çevre savunucularının ve insan hakları örgütlerinin karşılaştığı baskıların konferans nedeniyle görmezden gelinemeyeceğini belirtti. Örgüt, barışçıl gösteri, ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin yalnızca konferans alanında değil, ülke genelinde güvence altına alınmasını istedi.
Çevre Savunucularına Yönelik Yargısal İşlemler
Af Örgütü, Türkiye’de muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve hak savunucuları hakkında yürütülen soruşturmalarla barışçıl protestolara yönelik müdahalelere dikkat çekti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına rağmen Osman Kavala’nın tutukluluğunun sürmesini, çevre eylemleri nedeniyle açılan davaları ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini insan hakları sorunlarının örnekleri arasında gösterdi.
Örgütün açıklamasında, Akbelen çevresindeki kömür madenciliği faaliyetlerine karşı düzenlenen protestolara katılan çevre savunucusu Esra Işık’a Temmuz 2026’da verilen iki yılı aşan hapis cezası da yer aldı. Eylül ayında LGBTİ+ hak savunucularına yönelik gözaltılar ve çok sayıda sosyal medya hesabının engellenmesi de ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin kaygılar kapsamında değerlendirildi.
Türkiye’de çevre mücadelelerinin önemli bir bölümü, maden ve enerji yatırımlarının tarım alanları, ormanlar ve yerleşim yerleri üzerindeki etkileri nedeniyle yürütülüyor. Bu nedenle protestolara yönelik müdahaleler yalnızca gösteri özgürlüğünü değil, geçim kaynakları ve yaşam alanları hakkında alınan kararlara yurttaşların katılma hakkını da ilgilendiriyor.
Konferans Anlaşmasındaki Tartışmalı Hüküm
Af Örgütü, Türkiye ile Birleşmiş Milletler arasında yapılan COP31 ev sahipliği anlaşmasının 11.11. maddesine de dikkat çekti. Katılımcıların Türkiye’nin yasalarına uymasını ve ülkenin iç işlerine müdahale etmemesini öngören hükmün, hükümet politikalarını eleştiren açıklama ve gösterilere karşı geniş biçimde yorumlanabileceği uyarısında bulundu.
Örgüt, özellikle Birleşmiş Milletler denetimindeki konferans alanı dışında gerçekleştirilecek barışçıl gösterilerde katılımcıların haklarının korunmasını istedi. Gazetecilerin ve sivil toplum temsilcilerinin konferansı bağımsız biçimde izleyebilmesi de talepler arasında yer aldı.
Ev sahipliği anlaşmasının uygulanma biçimi, Antalya’daki toplantıların yalnızca devlet temsilcileri ve resmî heyetlerle mi sınırlı kalacağını, yoksa iklim politikalarından etkilenen toplulukların eleştiri ve taleplerine de ne ölçüde açık olacağını gösterecek.
Greenpeace: İklim Krizinin Bedelini Kirletenler Ödemeli
Greenpeace’in COP31 öncesindeki açıklamaları ise fosil yakıt üretimi, enerji dönüşümü ve iklim finansmanı üzerinde yoğunlaştı. Örgüt, kömür, petrol ve doğal gaz kullanımından çıkışın hızlandırılmasını, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılmasını ve enerji verimliliğine ilişkin uluslararası hedeflerin uygulanmasını istedi.
Greenpeace, iklim krizinin yol açtığı ekonomik kayıpların karşılanmasında fosil yakıt şirketlerinin sorumluluğuna dikkat çekerek kirleten şirketlerden sağlanacak kaynakların iklim finansmanına aktarılmasını savundu. İklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerin ve toplulukların, bu krizin oluşumundaki sorumluluklarıyla orantısız biçimde ağır sonuçlarla karşılaştığını belirtti.
Örgüt ayrıca iklim konferanslarında büyük şirketlerin lobi faaliyetlerine karşı sivil toplumun, yerel toplulukların ve gençlerin karar süreçlerine katılımının güçlendirilmesini istedi. Bu talep, enerji dönüşümünün maliyetlerinin nasıl paylaşılacağı ve alınan kararlardan kimlerin yararlanacağı sorularını da gündeme getiriyor.
Akbelen’den Karadeniz’e Uzanan Hak Mücadelesi
İnsan Hakları İzleme Örgütünün ekim ayında yayımladığı araştırmada da Türkiye’de çevre savunucularına yönelik müdahaleler ele alındı. Muğla’daki Akbelen Ormanı ile Ordu ve Giresun’daki madencilik karşıtı protestoları inceleyen örgüt, gösterilere yönelik gözaltıları, soruşturmaları ve idari yaptırımları belgelediğini açıkladı.
Kasım ayı başındaki değerlendirmesinde ise çevre savunucularının, gazetecilerin ve iklim krizinden etkilenen toplulukların COP31 görüşmelerine katılımının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Bu araştırmaların ortaya koyduğu sorun, çevre kararlarının toplumsal sonuçlarıyla ilgili. Maden sahalarının genişletilmesi, orman alanlarının kullanımı ve enerji yatırımları yalnızca şirketlerin üretim maliyetlerini veya devletin enerji politikalarını etkilemiyor. Aynı zamanda köylülerin toprakla ilişkisini, tarımsal üretimi, su kaynaklarını ve bölge halkının geçim koşullarını değiştiriyor. Bu süreçlerde alınan kararlara itiraz eden yurttaşların karşılaştığı hukuki ve idari engeller, ekonomik yatırımlarla temel haklar arasındaki ilişkinin somut bir parçasını oluşturuyor.
İklim Politikalarında Kimin Sözü Geçecek?
Türkiye hükümeti, COP31 hazırlıkları kapsamında sivil toplumun katılımını teşvik edeceğini açıklarken uluslararası örgütler, bu katılımın bağımsız habercilik ve barışçıl protesto hakkıyla birlikte güvence altına alınmasını istiyor.
Af Örgütünün insan haklarına, Greenpeace’in fosil yakıtlardan çıkışa ve iklim finansmanına, İnsan Hakları İzleme Örgütünün ise çevre savunucularının haklarına ilişkin açıklamaları, farklı alanlardan aynı tartışmaya işaret ediyor. İklim krizine karşı alınacak kararların ekonomik sonuçları, yalnızca hükümetleri ve enerji şirketlerini değil, üreticileri, işçileri ve yaşam alanları değişen yerel toplulukları da doğrudan ilgilendiriyor.
Antalya’da devletler sera gazı salımlarını, enerji dönüşümünü ve finansman yükümlülüklerini görüşmeye hazırlanırken Türkiye’de madenlere, termik santrallere ve orman alanlarındaki müdahalelere karşı çıkan yurttaşların hakları uluslararası gündemin bir parçası haline gelmiş durumda.
Konferansın önündeki temel sorulardan biri de burada beliriyor: İklim krizinin sonuçlarını yaşayan ve çevre politikalarının bedelini doğrudan üstlenen insanların itiraz etme ve karar süreçlerine katılma hakkı güvence altına alınmadan, adil bir iklim dönüşümü nasıl gerçekleştirilecek?
- NHA / Uluslararası Af Örgütü, Greenpeace International, Greenpeace Türkiye, Greenpeace Almanya, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Deutsche Welle Türkçe, T24, Evrensel, Bianet.









