22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandığı öne sürülen Cumhurbaşkanı Kararı, Türkiye’de yükseköğretim alanında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Kararda, kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırıldığı belirtiliyor.
Paylaşılan kararda şu ifadeler yer alıyor:
“Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir.”
Kararın altında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası bulunuyor.
Ancak dikkat çeken en önemli nokta, karar metninde üniversitenin neden kapatıldığına dair herhangi bir somut gerekçenin yer almaması. Kamuoyunda en fazla tartışılan konu da bu oldu: Türkiye’nin en bilinen vakıf üniversitelerinden biri hakkında alınan böylesine ağır bir kararın, yalnızca tek cümlelik bir idari ifadeyle duyurulması.
Süreç Nasıl Başladı?
Bilgi Üniversitesi’nin adı ilk kez 2025 yılında Can Holding’e yönelik yürütülen soruşturma kapsamında gündeme gelmişti. O dönemde YÖK, üniversitenin soruşturma sürecine dahil edildiğini doğrulamış ancak eğitim faaliyetlerinin kesintisiz süreceğini açıklamıştı.
YÖK açıklamalarında öğrenciler ve akademik personel açısından “endişe edilecek bir durum olmadığı” özellikle vurgulanmıştı. Buna rağmen bugün gelinen noktada üniversitenin faaliyet izninin tamamen kaldırıldığı iddiası, sürecin çok daha sert bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.
Hukuki Dayanak: Ek 11. Madde
Kararda dayanak olarak gösterilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesi daha önce de tartışmalı biçimde kullanılmıştı. Aynı madde, 2020 yılında İstanbul Şehir Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılması sürecinde de uygulanmıştı.
Şehir Üniversitesi örneğinde de süreç önce mali ve idari müdahalelerle başlamış, ardından kayyım atanmış ve nihayetinde faaliyet izni kaldırılmıştı. Bu nedenle kamuoyunda şimdi “Bilgi Üniversitesi için de benzer bir tasfiye modeli mi uygulanıyor?” sorusu soruluyor.
Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliği Tartışması
Kararın ardından sosyal medyada akademisyenler, öğrenciler ve mezunlar sert tepki gösterdi. Tepkilerin merkezinde şu eleştiriler yer alıyor:
- Üniversitelerin siyasal/idari müdahalelerle işlevsiz hale getirilmesi,
- Kayyım uygulamalarının yükseköğretimde kalıcı hale gelmesi,
- Üniversite özerkliğinin fiilen ortadan kalkması,
- On binlerce öğrencinin geleceğinin belirsizleşmesi.
Birçok hukukçu ise “faaliyet izninin kaldırılması” gibi ağır bir yaptırımın ayrıntılı gerekçelendirme olmadan yayımlanmasının hukuk devleti ilkesi açısından ciddi sorunlar doğurduğunu savunuyor.
Öğrenciler ve Akademisyenler Ne Olacak?
Henüz resmi makamlar tarafından öğrencilerin başka üniversitelere aktarılıp aktarılmayacağına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Ancak geçmişte Şehir Üniversitesi örneğinde öğrenciler farklı üniversitelere nakledilmişti.
Bilgi Üniversitesi’nde eğitim gören binlerce öğrenci ile yüzlerce akademisyenin geleceğine ilişkin belirsizlik sürüyor.
Üniversitenin resmi internet sitesi ise halen erişilebilir durumda ve akademik takvim sayfaları aktif görünüyor.
“Cumhurbaşkanı Uygun Gördü” Tartışması
Kararın kamuoyunda yarattığı en güçlü duygu ise şu cümlede özetleniyor:
“Bir üniversite neden kapatıldı bilmiyoruz. Ama Cumhurbaşkanı öyle uygun gördü.”
Muhalif çevreler, bunun yalnızca bir üniversite meselesi olmadığını; Türkiye’de kurumların hukuki güvenceden çıkarılıp doğrudan yürütme iradesine bağlı hale geldiğinin yeni bir örneği olduğunu savunuyor.
Destekleyen çevreler ise devletin yükseköğretim alanında kamu yararı ve denetim yetkisini kullandığını ileri sürüyor.
Ancak ortada hâlâ yanıt bekleyen temel bir soru bulunuyor:
Türkiye’nin uluslararası tanınırlığa sahip büyük vakıf üniversitelerinden biri hangi somut gerekçeyle kapatıldı?










