back to top
Ana Sayfa Haberler Dört Yılın Ardından Demir Kapının Ardından Gelen Ses

Dört Yılın Ardından Demir Kapının Ardından Gelen Ses

Gezi Davası hükümlüsü şehir plancısı Tayfun Kahraman, Silivri Cezaevi’ndeki tutukluluğunun dördüncü yılında yapay zekâ ile hazırlanan bir video aracılığıyla kamuoyuna seslendi. “Haklı ve masum olmanın vicdan rahatlığı ile adaleti bekliyorum” diyen Kahraman’ın mesajı, yalnızca kişisel bir dayanıklılık beyanı değil; Türkiye’de adalet, hukuk ve siyasal yargı tartışmalarının da yeniden görünür hale gelmesiydi.

Dört Yıl, Bin Dört Yüz Altmış Gece

Tayfun Kahraman, Gezi Parkı Davası kapsamında Silivri Cezaevi’nde geçirdiği tutukluluğun dördüncü yılına girerken, sosyal medya hesabı üzerinden yapay zekâ teknolojisi kullanılarak hazırlanan bir video ile kamuoyuna seslendi. Cezaevindeki fiziksel koşullar nedeniyle güncel görüntüsünü paylaşamayan Kahraman, dijital teknolojinin sağladığı imkânla, dört yıl sonra “yeniden aranızdaymış gibi konuşmanın” kendisine de iyi geldiğini ifade etti.

Paylaşımda yer alan notta, videodaki görüntünün Silivri Cezaevi’ne ait olmadığı özellikle belirtilirken, “Hakkımın, hukukumun ve adil bir yaşam umudumla sözlerimi sizlerle paylaşmak istedim” ifadeleri dikkat çekti. Bu cümle, yalnızca kişisel bir özlem değil; hukuki bir bekleyişin ve adalet talebinin özeti niteliğindeydi.

Bir Hücrede Geçen Dört Yıl

Yapay zekâ ile oluşturulan videoda Kahraman, yaşadığı süreci son derece yalın ama sarsıcı sözlerle anlattı: “Dört yıl, yani 1460 gün, her akşam bir demir kapının arkasında, ailemden uzakta uyudum.”

Bu cümle, Türkiye’de uzun tutukluluk süreçlerinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani bir yıkım olduğunu yeniden hatırlattı. Kahraman, yaşadıklarının yalnızca şahsına ait bir mesele olmadığını vurgulayarak, bunun “olağanüstü bir dönemde yaşanan olağan dışı olaylardan biri” olduğunu söyledi. Bu değerlendirme, Gezi Davası’nın yıllardır yalnızca bir yargı süreci değil, aynı zamanda siyasal hafıza ve toplumsal vicdan meselesi olarak tartışılmasının da altını çiziyor.

Vicdanın Rahatlığı, Adaletin Bekleyişi

Kahraman’ın en dikkat çeken ifadesi ise şu oldu: “Haklı ve masum olmanın vicdan rahatlığı ile adaleti bekliyorum.”

Bu sözler, cezaevinden gelen bir savunmadan çok, hukukun gecikmesine karşı kurulmuş ahlaki bir cümle olarak yankılandı. Dört yıl boyunca hem dostlarından hem de hiç tanımadığı insanlardan büyük destek gördüğünü söyleyen Kahraman, kutuplaşmış siyasete rağmen toplumun vicdanına olan inancını kaybetmediğini belirtti.

Türkiye’de özellikle Gezi Davası gibi sembolik dosyalarda kamu vicdanı ile yargı kararları arasındaki mesafe uzun süredir tartışma konusu olurken, Kahraman’ın bu vurgusu da tam bu fay hattına işaret ediyor.

Gezi’nin Gölgesi, Hukukun Sorusu

Gezi Parkı protestoları üzerinden açılan ve yıllardır siyasal ve hukuki tartışmaların merkezinde kalan dava, yalnızca sanıkları değil, Türkiye’de hukuk devleti ilkesini de tartışmaya açtı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları ve hukuk çevrelerinden gelen eleştiriler, davanın niteliğine ilişkin ciddi soru işaretleri yaratmaya devam ediyor.

Tayfun Kahraman’ın mesajı da bu nedenle bireysel bir cezaevi notundan öte anlam taşıyor. Bu sesleniş, hukukun yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun hafızasında da kurulduğunu hatırlatıyor.

Güzel Günlere İnancı Korumak

Kahraman, mesajını umudu diri tutan bir çağrıyla tamamladı: “Güzel günlere olan inancımı yitirmedim, siz de yitirmeyin.”

Çocukların daha güvende olduğu, ülkenin huzur bulduğu ve ortak bir geleceğin yeniden kurulabildiği bir Türkiye umudunu dile getiren bu sözler, cezaevinden yükselen en güçlü siyasi cümlelerden biri haline geldi.

Demir kapılar bazen yalnızca bir insanı değil, bir dönemin adalet duygusunu da kapatır. Ancak bazı sesler, o kapıların ardında daha da büyür.

Tayfun Kahraman’ın dört yıl sonra yapay zekâ aracılığıyla kurduğu bu cümleler de tam olarak bunu söylüyor: Beden içeride olabilir, ama hakikat hâlâ dışarıda dolaşıyor.