back to top
Ana Sayfa Ekonomi Emek Açlık Grevindeki Madencilerin Yanında Bu Kez Eşleri Konuştu

Açlık Grevindeki Madencilerin Yanında Bu Kez Eşleri Konuştu

Ankara Kurtuluş Parkı’nda günlerdir ücretleri, tazminatları ve birikmiş hakları için açlık grevi yapan Doruk Madencilik işçilerinin direniği, bu kez eşlerin ve çocukların sesiyle büyüdü. “Eşime bir şey olsa çocuklarımın vebalini kim ödeyecek?” sorusu, yalnızca bir ailenin değil, Türkiye’de emeği görünmez kılınan binlerce işçi hanesinin ortak çığlığına dönüştü.

Açlık Grevi Sadece İşçilerin Değil, Ailelerin De Direniği

Eskişehir’de faaliyet gösteren Doruk Madencilik’te çalışan Bağımsız Maden İş Sendikası üyesi işçilerin, ücret ve tazminatlarının ödenmesi talebiyle başlattıkları direniş Ankara’da sürüyor. Kurtuluş Parkı’nda açlık grevinin dördüncü gününde işçilerin eşleri ve çocukları da alana gelerek mücadeleye doğrudan katıldı.

Bu tablo, yalnızca bir iş uyuşmazlığını değil; ücret gaspının bir aileyi nasıl kuşattığını, çocukların bayramını nasıl açlıkla, annelerin geleceği nasıl belirsizlikle karşıladığını da görünür hale getirdi. İşçiler maaşlarını alamazken, eşler de evde biriken borçların, ödenemeyen faturaların ve çocukların gözlerinin içine bakamamanın yükünü taşıyor.

“Biz Filmde Değil, Gerçek Hayatta Bu İşkenceyi Yaşıyoruz”

ANKA Haber Ajansı’na konuşan bir madenci eşi, yaşadıkları tabloyu şu sözlerle anlattı:

“Televizyonda izleyenlere özellikle sesleniyorum; yaşadıklarımız şaka veya bir film değil. Biz yıllardır bu işkencenin içerisindeyiz. Evimize ekmek götüremiyoruz, faturalarımızı ödeyemiyoruz. Artık bıçak kemiğe dayandı.”

Kadın işçi yakını, şirket sahibi Sabahattin Yıldız’a doğrudan seslenerek, şirketi “gönüllü olarak devralan” patronun neden işçileri sistematik bir mağduriyetin içine sürüklediğini sordu. Biriken maaşlar, mesailer, kıdem hakları ve tazminatların ödenmemesi nedeniyle artık yardım istemekten bile utanır hale geldiklerini söyledi.

Bu anlatı, Türkiye’de işçi sınıfının yalnızca üretim alanında değil, gündelik yaşamın her anında borçla ve güvencesizlikle disipline edildiğini gösteriyor.

Bayramda Oyuncak Değil, Hak Arayışı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklarıyla birlikte eylem alanına gelen aileler için bayram, kutlamadan çok hayatta kalma mücadelesine dönüştü.

Bir işçi eşi, “Biz bugün çocuklarımızla bayram kutlamak yerine burada hak arıyoruz. İki bayramı aç ve susuz geçiriyoruz” diyerek, özellikle son iki yıldır Ramazan ayında ücretsiz izne çıkarıldıklarını ve adeta sistematik bir yoksullaştırma politikasıyla karşı karşıya bırakıldıklarını anlattı.

“Ramazan ayında insanlar zekât verir, burada işçiler ücretsiz izne çıkarılıyor. İşçiden, madenciden tasarruf edildiği nerede görülmüş?” sözleri, yalnızca bir ekonomik tepki değil; sınıfsal adaletsizliğe karşı ahlaki bir itiraz niteliği taşıyor.

“Benim Eşime Bir Şey Olsa Çocuklarımın Vebalini Kim Ödeyecek?”

Direnişin en çarpıcı cümlesi ise bir annenin ağzından çıktı:

“Bu soğukta kim ister açlık grevine girmeyi? Benim eşime burada bir şey olsa çocuklarımın vebalini kim ödeyecek?”

Bu soru, işçi eylemlerine çoğu zaman yalnızca “güvenlik” ya da “asayiş” başlığıyla yaklaşan siyasal iktidara yöneltilmiş doğrudan bir vicdan çağrısı niteliğinde.

Aynı kadın, eşinin ücretsiz izne çıkarıldığını, kendisinin ise geçinebilmek için merdiven temizliğine gittiğini anlatarak, “Benim çocuğum takdir belgesi getirdi, bana ‘Anne bana ne alacaksın?’ dedi. Ben ne alayım?” sözleriyle yoksulluğun çocuklar üzerindeki görünmeyen travmasını ortaya koydu.

“Biz Dilenci Değil, Emeğimizin Karşılığını İstiyoruz”

Bir başka işçi eşi ise yaşadıkları durumu şu sözlerle özetledi:

“Biz sanki dilenci gibi eşlerimizin parasını istiyoruz. Oysa istediğimiz sadece emeğimizin karşılığı.”

Kadınlar, eşlerinin peşinden Ankara’ya gelmelerinin nedenini yalnızca dayanışma değil, aynı zamanda hayatta kalma zorunlğu olarak tanımlıyor. Mevsiminde çocuklarına meyve alamadıklarını, kiralarını ödeyemediklerini, evden çıkarılan aileler olduğunu anlatıyorlar.

Bu sözler, Türkiye’de ücret gaspının yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda onur kırıcı bir toplumsal dışlanma biçimi olduğunu da gözler önüne seriyor.

Direniş Büyüyor, Sessizlik Ağırlaşıyor

Madenci aileleri kararlı: Haklarını almadan geri dönmeyecekler.

“Yağmur olsun, kış olsun, güneş olsun; gitmeyeceğiz. Hakkımızı kimseye yedirmeyeceğiz” diyen işçi yakınları, bu direnişin yalnızca Doruk Madencilik’e karşı değil; emeği değersizleştiren düzene karşı olduğunu vurguluyor.

Kurtuluş Parkı’ndaki bu sessiz ama sert direniş, Türkiye’de sınıf meselesinin hâlâ en yakıcı gerçek olduğunu yeniden hatırlatıyor: Patronların bilançosunda görünmeyen şey, işçinin çocuğunun açlığıdır.


  • NHY / ANKA Haber Ajansı