Gazeteci Ayşenur Aslan, CHP’ye yönelik yolsuzluk suçlamaları üzerinden yürütülen siyasi tartışmalarda iktidar çevrelerinin kullandığı söylemleri eleştirerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde gündeme gelen Akbil soruşturmasını yeniden hatırlattı. Aslan, bugün muhalefete yöneltilen suçlamalar karşısında kesin hükümler kurulurken, geçmişte kamuoyunun gündemini uzun süre meşgul eden Akbil dosyasının siyasi ve hukuki süreçler içinde etkisizleştirildiğini savundu.
Ofis Tartışmasından Akbil Dosyasına
Tartışmanın çıkış noktası, Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi’nin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ofis kiralanması konusunda yaşanan güçlükleri konu alan yazısı oldu. Selvi, mülk sahiplerinin CHP’ye yönelik yolsuzluk iddiaları nedeniyle çekimser davrandığını ileri sürerken, söz konusu durumun iktidar baskısından değil, kamuoyunda oluşan algıdan kaynaklandığını öne sürdü.
Aynı yazıda Selvi’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu karşılaştırarak, Erdoğan’ın şiir okuduğu için, İmamoğlu’nun ise yolsuzluk suçlamaları nedeniyle cezaevinde bulunduğunu söylemesi dikkat çekti. Ayşenur Aslan ise bu yaklaşımın hem hukuki hem de tarihsel açıdan sorunlu olduğunu belirterek, henüz kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmayan bir soruşturma dosyası üzerinden hüküm kurulmasının hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını savundu.
Arşivlerden Çıkan Akbil Soruşturması
Aslan’ın yazısının merkezinde ise kamuoyunda uzun yıllar tartışılan Akbil soruşturması yer aldı. Aslan, dönemin Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan ve bugün Selvi ile aynı safta bulunan, Nedim Şener imzasını taşıyan haberleri hatırlatarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elektronik ücret toplama sistemi olan Akbil’de ciddi usulsüzlük iddialarının gündeme geldiğini aktardı.
Yazıda yer verilen bilgilere göre, dönemin Hesap Uzmanları Kurulu raporlarında binlerce Akbil kartında yükleme ve kullanım kayıtlarının veri tabanından silindiğine ilişkin bulgular yer alıyordu. Raporda bazı kartlarda kullanım kayıtlarının görünmediği halde bakiyelerin eksildiği, bazı kartlarda ise yükleme kayıtları bulunmamasına rağmen bakiyelerin arttığı belirtiliyordu. İncelemelerde hem yükleme hem de tüketim verilerinin silinerek hasılatın gizlendiği yönünde tespitlerin yer aldığı ifade edilmişti.
Aslan, söz konusu bulguların o dönem medyada geniş yer bulduğunu, hatta kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanıldığı yönünde yorumların yapıldığını hatırlattı. Ancak yıllar içerisinde davanın kamuoyunun gündeminden düştüğünü ve sonuçlarının yeterince tartışılmadığını ileri sürdü.
Yargı Süreci Ve Dokunulmazlık Tartışması
Yazıda dikkat çekilen bir diğer konu ise Akbil soruşturmasının hukuki seyri oldu. Aslan’a göre dava süreci çeşitli nedenlerle yıllarca uzarken, Recep Tayyip Erdoğan milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı kazandı. Böylece dosya fiilen sonuçsuz kaldı.
Aslan, daha sonraki yıllarda dosyanın yeniden gündeme geldiğini ancak Erdoğan’ın artık cumhurbaşkanı sıfatını taşıdığı dönemde yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verildiğini belirtti. Yazıda, kamuoyunda uzun süre tartışılan iddiaların mali ve hukuki sonuçlarının ise hiçbir zaman tam anlamıyla açıklığa kavuşmadığı savunuldu.
Bu noktada yazar, günümüzde CHP’li siyasetçilere yöneltilen suçlamalarla geçmişte iktidar çevrelerine yöneltilen iddialar arasında kamuoyu ve medya tarafından farklı standartlar uygulandığını ileri sürdü. Aslan’a göre, soruşturma aşamasındaki dosyalar üzerinden kesin hükümler kurulurken, geçmişte benzer nitelikteki iddiaların zamanla siyasi gündemin dışına itilmesi Türkiye’de adalet algısına zarar veriyor.
Siyasi Hafıza Ve Çifte Standart Eleştirisi
Yazının genel çerçevesi, yalnızca Akbil dosyasının yeniden hatırlatılmasından ibaret değil. Aslan, esas olarak Türkiye’de siyasi hafızanın nasıl şekillendirildiği ve kamuoyuna hangi olayların hangi bağlamlarda sunulduğu sorusunu gündeme taşıyor.
Muhalefete yönelik yolsuzluk suçlamalarının henüz yargı kararı olmaksızın kesin gerçeklik gibi sunulmasını eleştiren Aslan, geçmişte iktidar çevreleri hakkında ortaya atılan ve uzun süre tartışılan iddiaların ise zamanla unutulmaya bırakıldığını savunuyor. Bu nedenle yazı, yalnızca bir geçmiş dosyanın hatırlatılması değil, aynı zamanda hukuk devleti, masumiyet karinesi ve siyasi hesap verebilirlik ilkeleri üzerine bir eleştiri niteliği taşıyor.
Türkiye siyasetinde yargı süreçlerinin giderek daha fazla siyasi tartışmaların merkezine yerleştiği bir dönemde, Akbil dosyasının yeniden gündeme taşınması da geçmiş ile bugün arasındaki süreklilik ve kopuş noktalarına ilişkin yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
- TB / Ayşenur Aslan, Halk TV, “Nedim Şener’in imzasıyla Akbil soygunu” (20 Haziran 2026)
- Editör Notu: Haberde yer alan Akbil soruşturmasına ilişkin değerlendirmeler ve siyasi sonuçlara dair yorumlar, Ayşenur Aslan’ın köşe yazısında dile getirdiği görüş ve iddiaları yansıtmaktadır. Yargı süreçleri bakımından kesinleşmiş kararlar ile siyasi yorumların birbirinden ayrılması, gazetecilik ilkeleri açısından önem taşımaktadır.











