back to top
Ana Sayfa Haberler İBB Davasında 101 Günün Sonunda Yedi Tahliye, 46 Tutuklu

İBB Davasında 101 Günün Sonunda Yedi Tahliye, 46 Tutuklu

Ekrem İmamoğlu, Silivri’de dört güne yayılan ve yaklaşık 21 saat süren savunmasını tamamladı. Ardından mahkeme başkanı, savcı ve diğer sanıkların avukatlarının sorularını yanıtladı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ekim akşamı açıkladığı ara kararda yedi sanığın tahliyesine, İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 46 sanığın tutukluluğunun devamına hükmetti. Tahliye kararı verilen bir sanık başka dosyadan tutuklu olduğu için cezaevinden çıkamayacak. Savunmaların ve tutukluluk itirazlarının ardından ikinci celse sona ererken, 436 sanıklı dava 2 Kasım’a ertelendi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında 17 Ekim Cumartesi günü, hem Ekrem İmamoğlu’nun dört günlük savunmasının tamamlanması hem de tutuklulukların yeniden değerlendirilmesi nedeniyle yargılamanın önemli aşamalarından biri geride bırakıldı. Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde görülen davanın 101’inci duruşma gününde İmamoğlu, hakkındaki suç örgütü, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve kamu zararına ilişkin iddiaları reddetti. Savunmasını tamamlamasının ardından başlayan soru-cevap bölümünde ise belediye yöneticileriyle ilişkileri, şirketler arasındaki para hareketleri, bağışlar ve etkin pişmanlık kapsamında ifade veren sanıkların anlatımları ele alındı.

Günün sonunda mahkeme heyeti, Ümit Polat, Nilgün Cendek, Tolga Kılıç, Fatih Temür, Melih Geçek, Aytekin Karaarslan ve Adem Başer hakkında tahliye kararı verdi. Ancak İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek’in başka bir dosyadan tutuklanmış olması nedeniyle bu karar fiilen serbest kalmasını sağlamayacak. Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Murat Ongun, Necati Özkan ve avukat Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 46 sanığın tutukluluğu devam edecek.

Mahkeme ayrıca tutuksuz sanıklar hakkındaki ev hapsi ve imza yükümlülüğü gibi adli kontrol tedbirlerini kaldırdı. Bazı sanıkların yurt dışına çıkış yasakları ise sürecek. Böylece yaklaşık 19 aydır devam eden tutukluluklara ilişkin itirazların önemli bölümü karşılık bulmazken, davanın üçüncü celsesinin 2 Kasım’da başlaması kararlaştırıldı.

Dört Günlük Savunma, Belediye İhalelerinden Siyasi Rekabete Uzandı

Ekrem İmamoğlu, 14 Ekim’de başladığı savunmasının son bölümünde yalnızca iddianamedeki mali suçlamalara değil, yargılamanın siyasal sonuçlarına da geniş yer verdi. Yaklaşık 600 gün sonra ilk kez kapsamlı savunma yapabildiğini belirterek bu sürenin adil yargılanma hakkı bakımından yarattığı sorunlara dikkat çekti.

Savunmasının önceki günlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinin altyapı yatırımlarını, sosyal belediyecilik uygulamalarını ve önceki yönetim dönemine ilişkin imar kararlarını anlatan İmamoğlu, son gününde yerel yönetimlerin yetkilerinin ve kaynaklarının güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Kentlerin ekonomik rantın değil, yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini söyledi.

İmamoğlu’nun savunmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği eleştiriler de önemli yer tuttu. Siyasi rakiplerin cezaevinde bulunduğu koşullarda demokratik rekabetin eşit biçimde yürütülemeyeceğini ileri süren İmamoğlu, muhalefete seçim güvenliği konusunda ortak hareket etme çağrısı yaptı. Savunmasını, mücadeleden vazgeçmeyeceğini belirten sözlerle tamamladı.

Ancak dört günlük savunmanın hukuki ağırlık noktası, İmamoğlu’nun kendisine yöneltilen suçlamaların somut delillerle desteklenmediğini savunmasıydı. İddianamenin farklı belediye işlemlerini ve ticari ilişkileri örgütlü suç faaliyeti olarak değerlendirdiğini ileri sürdü. Savcılık ise bu ilişkilerin suç örgütü yapısı içinde yürütüldüğünü iddia ediyor. Tarafların birbirinden farklı değerlendirmelerinin hukuki karşılığı, delillerin mahkeme tarafından incelenmesiyle belirlenecek.

Çapraz Sorguda Bağışlar, Şirket İlişkileri ve Etkin Pişmanlık İfadeleri

Savunmanın tamamlanmasının ardından başlayan sorguda, mahkeme başkanının özellikle iş insanı Adem Soytekin ile İmamoğlu arasındaki geçmiş ticari ilişkilere, deprem konutları için yapılan bağışlara ve bazı şirketler üzerinden gerçekleşen ödemelere ilişkin soruları öne çıktı.

Mahkeme başkanı, bir şirket tarafından deprem konutları için aktarıldığı belirtilen yaklaşık 191 milyon liranın neden doğrudan belediyeye şartlı bağış olarak verilmediğini, işlemlerin neden özel bir şirket üzerinden yürütüldüğünü sordu. İmamoğlu ise söz konusu süreçlerde kişisel çıkar sağladığı iddiasını reddederek bağış ve proje ilişkilerinin suç olarak değerlendirilmesine itiraz etti.

Bu sorular, davanın esasına ilişkin önemli bir ayrımı da gündeme getirdi. Bir mali işlemin gerçekleşmiş olmasıyla o işlemin rüşvet, usulsüzlük veya örgüt faaliyeti oluşturduğunun kanıtlanması aynı şey değil. Bununla birlikte savunmanın bir işlemi bağış veya ticari ilişki olarak nitelendirmesi de o işlemin hukuki denetim dışında kalacağı anlamına gelmiyor. Mahkemenin para hareketlerinin kaynağını, ilgili kararları, işlemlerin karşılığında herhangi bir ayrıcalık sağlanıp sağlanmadığını ve sanıkların sorumluluklarını somut deliller üzerinden değerlendirmesi gerekiyor.

Günün dikkat çekici gelişmelerinden biri de etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Adem Soytekin’in İmamoğlu’na soru yöneltmesiydi. Soytekin, KİPTAŞ bünyesindeki bazı hak ediş ve ödeme süreçlerinde İmamoğlu adına para istenip istenmediğini sordu. İmamoğlu, böyle bir talimata veya uygulamaya izin vermediğini savundu.

İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’la ilgili sorular da duruşmada tartışma yarattı. Soytekin’in belirli bir toplantıya ilişkin sorusuna karşı İmamoğlu, avukatının söz konusu toplantıya katılmadığını ve bunu destekleyen iletişim kayıtları bulunduğunu ileri sürdü. İmamoğlu ayrıca kendi avukatının da tutuklu bulunmasına tepki gösterdi.

Soru-cevap bölümünde tanık ve sanık anlatımları arasındaki farklılıklar yeniden gündeme geldi. Özellikle etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin hangi belgelerle desteklendiği, ifadelerdeki değişikliklerin nasıl açıklanacağı ve diğer sanıkların bunlara karşı savunmalarının nasıl değerlendirileceği, davanın ilerleyen aşamalarında önemini koruyacak.

Avukatlardan Uzun Tutukluluk İtirazı

Duruşmanın son bölümünde avukatların açıklamaları, tutukluluk süreleri üzerinde yoğunlaştı. Avukat Tora Pekin, bazı sanıkların yalnızca asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlamalarla tutuklu bulunduğunu belirterek, bu kişiler açısından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesindeki süre sınırlarının aşıldığını savundu.

Pekin, bu durumdaki 20 sanıktan dokuzunun 18 aylık süreyi doldurduğunu belirterek tahliyelerini istedi. Ayrıca tutuklu sanıkların tamamı bakımından tutuklama nedenlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu değerlendirme savunmanın hukuki görüşü niteliğinde; hangi suçlama bakımından hangi tutukluluk sınırının uygulanacağı mahkemenin gerekçeli değerlendirmesini gerektiriyor.

Avukat Fikret İlkiz ise mahkeme heyetine kararların insan yaşamında doğurduğu sonuçları hatırlattı. Tutukluluğun yalnızca ceza muhakemesine ilişkin teknik bir mesele olmadığını vurgulayarak yargıçların karar verirken taşıdığı etik sorumluluğa dikkat çekti. İlkiz’in “Kararınız insan koksun” sözleri, duruşmanın son bölümünde avukatların dile getirdiği itirazların en dikkat çekici ifadelerinden biri oldu.

Yaklaşık 19 aydır cezaevinde bulunan sanıkların aileleri de duruşmaları izlemeyi sürdürüyor. Tutukluluğun devamı kararları, yalnızca sanıkların özgürlüğünü değil, ailelerin gündelik yaşamını, çocukların ebeveynleriyle ilişkilerini ve çalışma hayatlarını da etkiliyor. Bu nedenle tutukluluğun gerekliliğinin her sanık için ayrı ve somut gerekçelerle değerlendirilmesi, ceza yargılamasının temel güvenceleri arasında bulunuyor.

Savcı İki Tahliye İstedi, Mahkeme Yedi Tahliye Verdi

Duruşma savcısı, tutukluluk incelemesine ilişkin mütalaasında yalnızca Ümit Polat ve Nilgün Cendek’in tahliyesini istedi. Diğer 51 sanığın tutukluluklarının ve adli kontrol tedbirlerinin devamını talep etti.

Mahkeme heyeti ise verdiği ara kararda savcılığın tahliye istediği iki isme beş sanığı daha ekledi. Böylece yedi sanık hakkında tahliye kararı çıkarken, 46 sanığın tutukluluğunun sürdürülmesine hükmedildi. Tahliye edilenler arasında belediye iştiraklerinde çalışan yöneticiler, teknik personel ve iş insanları bulunuyor.

Kararın açıklanmasının ardından salonda bulunan avukatlar ve sanık yakınları tepki gösterdi. Özellikle uzun tutukluluk sürelerine karşın tahliye sayısının sınırlı kalması eleştirildi. Duruşmayı izleyen gazetecilerin aktarımlarına göre mahkeme heyetinin salondan ayrılmasının ardından da tepkiler devam etti.

İmamoğlu ise salondan ayrılırken izleyicilere dönerek, “Adalet dışarıda, adalet millette” diye seslendi. Bu sözler, dört gün boyunca yaptığı savunmanın sonunda yargılamaya ilişkin eleştirilerini sürdürdüğünü gösterdi.

Silivri’deki gelişmeleri gün boyunca aktaran Furkan Karabay, İrem Karataş, Fatoş Erdoğan, Zuhal Çiloğlan, Gamze Altunay ve diğer gazetecilerin kayıtları, mahkeme salonunda yaşanan tartışmaların kamuoyuna ulaşmasını sağladı. Bağımsız duruşma izleme platformu AçıkSilivri de soru-cevap bölümünü, avukatların açıklamalarını ve ara kararın ayrıntılarını saatleriyle birlikte yayımladı.

Siyasi açıdan ise İmamoğlu’nun savunması, YENİ Parti’nin yargılamanın siyasal amaçlarla yürütüldüğü yönündeki eleştirileriyle örtüştü. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, önceki duruşmalarda İmamoğlu’nun iddialara somut yanıtlar verdiğini savunmuş ve yargılamanın kamuoyuna açık biçimde izlenebilmesinin önemini vurgulamıştı. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da savunmayı Silivri’de izleyen siyasi liderler arasında yer aldı. Bununla birlikte bu açıklamalar siyasi değerlendirmeler niteliğinde; mahkemenin delillere ilişkin incelemesinin yerini tutmuyor.

101 Günün Ardından Dava Nereye Geldi?

İBB davasının 17 Ağustos’ta başlayan ikinci celsesinde 341 tutuksuz sanığın savunmaları alındı. Ekrem İmamoğlu’nun dört günlük savunmasının ve sorgusunun tamamlanmasıyla bu aşama sona erdi. Ancak davanın esası hakkında henüz bir hüküm verilmedi. Mahkeme, üçüncü celsenin 2 Kasım’da başlamasına karar verdi.

Davanın bundan sonraki aşamasında iddianamede ileri sürülen suçlamaların, sanık savunmalarının, tanık anlatımlarının ve mali belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekecek. Özellikle suç örgütü iddiasının dayanakları, belediye ihaleleriyle ilgili para hareketleri ve etkin pişmanlık ifadelerinin delil değeri, yargılamanın merkezindeki başlıklar olmayı sürdürüyor.

Bunun yanında uzun tutukluluk sorunu da çözüme kavuşmuş değil. Yedi sanık hakkında tahliye kararı verilmiş olsa da 46 kişi tutuklu yargılanmaya devam ediyor. Bu kişiler açısından tutukluluğun hangi somut nedenlerle sürdürüldüğü, kaçma veya delilleri karartma riskinin nasıl değerlendirildiği ve adli kontrolün neden yeterli görülmediği, hukuki tartışmanın önemli parçaları olmaya devam edecek.

Dört günlük savunma, İmamoğlu’nun hakkındaki iddiaları ayrıntılı biçimde reddettiği ve kendi yönetim döneminin uygulamalarını anlattığı bir aşamayı geride bıraktı. Ancak savunmanın tamamlanması, suçlamaların doğrulandığı veya geçersiz kaldığı anlamına gelmiyor. Bu soruların yanıtı, yargılamanın ilerleyen aşamalarında delillerin nasıl inceleneceği ve mahkemenin hangi gerekçelerle karar vereceğiyle ortaya çıkacak.

Silivri’de 101 duruşma günü geride kalmış, yüzlerce sanığın savunması alınmış ve tutukluluklar defalarca değerlendirilmişken, şimdi yanıt bekleyen temel soru şu: Bu büyüklükte bir dosyada adalet, yalnızca yargılamanın sonunda verilecek hükümle mi ölçülecek, yoksa o hükme ulaşıncaya kadar insanların özgürlüklerinin nasıl korunduğuyla da mı?


  • NHA / AçıkSilivri, ANKA, Medyascope, Cumhuriyet, BirGün, Sözcü, Karar, Diken, Gazete Oksijen, Euronews Türkçe, duruşmayı izleyen gazetecilerin sosyal medya aktarımları.