back to top
Ana Sayfa Ekonomi Emek “İşi Olmayan Giremez”: İstanbul’da İşyerinin Kapalı Kapıları Açılıyor

“İşi Olmayan Giremez”: İstanbul’da İşyerinin Kapalı Kapıları Açılıyor

Salt Galata’da 17 Ekim’de açılacak “İşi Olmayan Giremez” sergisi, gündelik hayatın içinde bulunduğu halde çoğumuzun kapısından içeri giremediği yedi işyerine bakıyor. Eylül Şenses’in küratörlüğünde, Aslı Odman ve Görkem Akgöz’ün danışmanlığında hazırlanan sergi; fabrikadan atölyeye, üretim süreçlerinden çalışan bedenine kadar “iş” denilen dünyanın görünmeyen tarafını kamusal alana taşıyor. Serginin başlığı ise yalnızca bir kapıdaki uyarıyı değil, modern hayatın temel çelişkilerinden birini hatırlatıyor: Hayatımızı mümkün kılan üretim süreçlerinin büyük bölümünü, o üretimin içinde çalışanlar dışında neredeyse hiç kimse görmüyor.

Bir fabrikanın kapısında, tersanenin girişinde, şantiyenin çevresindeki metal levhalarda veya üretim tesisinin güvenlik kulübesinde rastlayabileceğimiz sıradan bir cümledir: “İşi olmayan giremez.”

Çoğu zaman okuyup geçeriz.

Oysa İstanbul’da 17 Ekim’de Salt Galata’da açılacak sergi, tam da bu sıradan cümleyi tersinden okumayı öneriyor. Çünkü “işi olmayanın” giremediği yer, aslında içinde yaşadığımız dünyanın üretildiği yerdir. Kullandığımız eşyanın, üzerinde yürüdüğümüz yolun, oturduğumuz binanın, tükettiğimiz ürünün arkasında bir işyeri vardır; fakat ürün dolaşıma çıktığında onu üreten mekân ve o mekânın içindeki insan çoğu zaman gözden kaybolur.

Küratör Eylül Şenses’in uzun süredir üzerinde çalıştığı “İşi Olmayan Giremez”, yedi farklı işyerini ve bu işyerlerine odaklanan çalışmaları bir araya getiriyor. Emek tarihçisi ve akademisyen Aslı Odman ile çalışma yaşamı, emek tarihi ve işçi sınıfı üzerine araştırmalarıyla tanınan Görkem Akgöz ise projenin danışmanlığını üstleniyor.

Odman, serginin yaklaştığını sosyal medya hesabından “Geliyor” diyerek duyurdu ve Şenses’in çalışmayı “ilmek ilmek” bir araya getirdiğini belirtti. Duyurusunda serginin Salt Online’da değil, fiziksel olarak Salt Galata’da görülebileceğinin de özellikle altını çizdi.

Bu küçük vurgu bile serginin meselesiyle örtüşüyor.

Çünkü anlatılan şey, yalnızca ekrandan bakılabilecek soyut bir “çalışma hayatı” değil; mekânı, bedeni, zamanı, makineyi ve insan ilişkilerini içine alan maddi bir dünya.

Yedi İşyeri, Yedi Ayrı Dünya

Serginin merkezinde birbirinden farklı yedi işyeri bulunuyor. Ancak amaç bu mekânları yalnızca üretimin teknik olarak gerçekleştirildiği alanlar biçiminde göstermek değil.

İşyeri burada toplumsal bir mekân olarak ele alınıyor.

Çünkü fabrika yalnızca makinelerin bulunduğu bina değildir. Atölye yalnızca üretim yapılan oda, şantiye yalnızca yükselen beton blok, maden yalnızca yerin altındaki galeri değildir. Buralar aynı zamanda insanların günlerinin önemli bölümünü geçirdiği, birbirleriyle ilişki kurduğu, yorulduğu, öğrendiği, çatıştığı, dayanıştığı ve kimi zaman yaşamını kaybettiği mekânlardır.

İşyerinin duvarlarının içine yalnız makine ve hammadde girmez. Ücret girer, hiyerarşi girer, zaman girer, disiplin girer, iş güvenliği girer, patronla işçi arasındaki güç ilişkisi girer.

Ve elbette insan bedeni girer.

Serginin önemli taraflarından biri de tam burada ortaya çıkıyor: Üretimin sonucuna değil, üretimin gerçekleştiği yere bakmak.

Bir mağazadaki kumaşa baktığımızda onu diken insanın masasını görmeyiz. Bir otomobile bindiğimizde montaj hattının başında sekiz saat ayakta duran işçiyi düşünmeyiz. Bir binaya girdiğimizde beton dökülürken iskelede çalışan insanı hatırlamayız.

Ürün görünürdür.

Onu üreten emek çoğu zaman görünmez.

“İşi Olmayan Giremez”, bu görünmezliğin kapısını aralamaya çalışıyor.

İşyerinin Kapısı Neden Kapalı?

Modern şehir ilginç bir biçimde kurulmuştur. Alışveriş merkezlerine girebiliriz, mağazalara girebiliriz, restoranlara, müzelere ve meydanlara girebiliriz. Fakat üretimin yapıldığı mekânların önemli bölümü kamusal hayatın dışındadır.

Fabrikanın kapısında güvenlik vardır.

Tersanenin çevresi duvarlarla çevrilidir.

Şantiyeye baretiniz ve giriş kartınız olmadan giremezsiniz.

Lojistik deposunun içinde neler olduğunu, orada çalışan biri değilseniz çoğu zaman bilmezsiniz.

Elbette bunun iş güvenliği, üretim güvenliği ve mülkiyet gibi pratik gerekçeleri vardır. Ancak sonuçta ortaya çıkan toplumsal durum değişmez: Toplum, kendi yaşamını mümkün kılan üretim sürecini giderek daha az görür.

İşçi de böylece yalnızca istatistiklerde görünmeye başlar.

İşsizlik oranında.

Asgari ücret görüşmelerinde.

Bir grev olduğunda.

Ya da öldüğünde.

Aslı Odman’ın Yıllardır Sorduğu Soru

Serginin danışmanlarından Aslı Odman’ın çalışmaları açısından bakıldığında “İşi Olmayan Giremez” başlığı tesadüfi görünmüyor.

Odman uzun yıllardır işçi sağlığı, iş güvenliği, iş cinayetleri, tersaneler, şantiyeler ve çalışma mekânlarının dönüşümü üzerine araştırmalar yürütüyor. İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin çalışmalarında da yer alan Odman’ın araştırmalarındaki temel meselelerden biri, iş kazası olarak adlandırılan olayların yalnızca bireysel hata veya talihsizlik olarak değerlendirilmesine karşı çalışma düzeninin bütününe bakılması gerektiği düşüncesi.

İSİG Meclisi’nin yıllardır tuttuğu kayıtlar, Türkiye’de her yıl çok sayıda insanın çalışırken yaşamını kaybettiğini ortaya koyuyor. Bu ölümler inşaatlardan madenlere, tarımdan taşımacılığa, sanayiden hizmet sektörüne kadar çalışma yaşamının hemen her alanında gerçekleşiyor.

İş cinayetlerini yalnız ölüm anında haberleştirmek ise başka bir görünmezlik yaratıyor.

Çünkü insan öldüğü anda işyerinin kapısı kısa süreliğine açılıyor.

Ambulans geliyor.

Polis geliyor.

Gazeteciler geliyor.

Kamera geliyor.

Sonra kapı yeniden kapanıyor.

Oysa ölümün nedenini anlayabilmek için bazen kazanın gerçekleştiği birkaç saniyeye değil, o insanın aylarca ve yıllarca hangi koşullarda çalıştığına bakmak gerekiyor.

İşçinin Bedeni de Üretimin Bir Parçası

Serginin açtığı tartışmalardan biri de beden ile çalışma arasındaki ilişki.

Çalışmak yalnızca bir ürün ortaya çıkarmak değildir. İnsan çalışırken bedenini de üretim sürecinin içine sokar.

Ellerini.

Belini.

Gözlerini.

Akciğerlerini.

Kulaklarını.

Sinirlerini.

Zamanını.

Tekrarlanan hareketler, ağır yükler, kimyasal maddeler, gürültü, vardiyalar ve uzun çalışma saatleri insan bedeninde iz bırakır.

Bu nedenle işçi sağlığı meselesi yalnızca işyerinde kaza olup olmamasıyla sınırlı değildir. Meslek hastalıkları, kronik ağrılar, işitme kayıpları, solunum hastalıkları ve psikolojik yıpranma da çalışma hayatının görünmeyen sonuçları arasındadır.

İşyeri dışarıdan bakıldığında bir bina olabilir.

İçeriden bakıldığında ise insan bedeninin zamanla değiştiği bir mekândır.

Sanat Galerisine Giren Fabrika

“İşi Olmayan Giremez” sergisinin Salt Galata’da düzenlenmesinin yarattığı ilginç karşılaşma da burada başlıyor.

Normal koşullarda üretim mekânının kapısında kalan ziyaretçi, bu kez sergi salonundan işyerinin içine bakmaya çalışacak.

Böylece sanat mekânıyla çalışma mekânı arasında alışılmadık bir geçiş kuruluyor.

Serginin meselesi, fabrikayı estetik bir nesneye dönüştürmekten çok, gündelik yaşamın içinde sıradanlaştırılmış çalışma ilişkilerine yeniden bakabilmenin yollarını araştırmak.

Bu bakımdan sergi aynı zamanda sanatın neyi görünür kılabileceğine ilişkin bir soru ortaya atıyor.

Müzelerde kralların portrelerini, savaşları, sarayları ve büyük tarihsel olayları görmeye alışığız.

Peki bir insanın sekiz saat boyunca yaptığı aynı hareket de tarihin konusu olabilir mi?

Bir işçinin çalışma masası?

Bir vardiya çizelgesi?

Bir fabrika sireni?

Bir iş güvenliği tutanağı?

Bir işçinin yıllar içinde aşınmış eldiveni?

Bunlar da yaşadığımız çağın belgeleri değil midir?

“İşi Olmayan” Aslında Hepimiziz

Serginin adındaki ironi belki de en güçlü anlamına burada kavuşuyor.

“İşi olmayan giremez.”

Fakat o kapının arkasında üretilen şeyler hepimizin hayatına giriyor.

Telefonumuza.

Evimize.

Sokağımıza.

Soframıza.

Üzerimize giydiğimiz gömleğe.

Bindiğimiz otomobile.

Yaşadığımız binaya.

Üretim toplumsal olduğu halde üretimin gerçekleştiği mekân çoğu zaman toplumdan saklı kalıyor. İnsanlar ürünü görüyor ama üretim ilişkisini görmüyor; fiyatı görüyor ama çalışma süresini bilmiyor; markayı tanıyor ama o markanın ürününü yapan insanların adını bilmiyor.

Belki de “İşi Olmayan Giremez” tam bu nedenle yalnızca yedi işyerini anlatan bir sergi değil.

Bize kendi gündelik hayatımızı başka bir yerden gösteren bir ayna.

17 Ekim’de Salt Galata’nın kapısından içeri girecek ziyaretçinin karşısına yalnız sanat eserleri çıkmayacak. Bir yerlerde hâlâ makinelerin çalıştığı, vardiyaların değiştiği, insanların yorulduğu, üretimin sürdüğü başka mekânların izleri de çıkacak.

Ve belki sergiden çıktıktan sonra bir fabrikanın önünden geçerken kapıdaki o tanıdık levhaya yeniden bakacağız:

“İşi olmayan giremez.”

O zaman insanın aklına başka bir soru düşebilir:

İçeride yapılan iş hayatımızın bu kadar büyük bir parçasıysa, gerçekten hiçbirimizin orada işi yok mu?


TB / Aslı Odman, Salt, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Bianet, Gazete Duvar, Evrensel, BirGün, ArtDog Istanbul