İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, 2025–2026 adli yılı değerlendirmesinde Türkiye’de savaş dönemlerinde dahi dokunulamayacak temel hakların sistematik biçimde ihlal edildiğini belirterek, uzun tutukluluklar, delilsiz soruşturmalar, cezaevlerindeki ağır koşullar ve yargı bağımsızlığına yönelik sorunların hukuk devleti ilkesini derin biçimde zedelediğini söyledi.
Hukuk Devleti Ve Savunma Krizi Derinleşiyor
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, düzenlediği basın toplantısında 2025–2026 adli yılını hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve temel haklar açısından değerlendirdi. İstanbul Barosu’nun yalnızca bir meslek örgütü değil, aynı zamanda anayasal düzenin ve insan haklarının korunmasında tarihsel sorumluluk üstlenen bir kurum olduğunu vurgulayan Kaboğlu, Türkiye’nin hem anayasal birikiminin hem de uluslararası hukuk standartlarının ciddi biçimde tartışmaya açıldığı bir dönemden geçtiğini söyledi.
Son bir yılda avukatlara yönelik fiziksel saldırılar ile kurumsal baskıların arttığını ifade eden Kaboğlu, öldürülen avukatlar Zekeriya Polat ve Hatice Kocaefe’yi anarken, İstanbul Barosu’nun saldırıya uğrayan meslektaşlarına hukuki destek verdiğini ve ülke genelindeki dayanışma çalışmalarına katıldığını belirtti.
Temel Hak İhlalleri Ve Tutuklama Uygulamaları Eleştirildi
Kaboğlu, Anayasa’nın 15. maddesinde güvence altına alınan ve olağanüstü hâl ile savaş dönemlerinde dahi sınırlandırılamayan yaşama hakkı, kişi özgürlüğü, masumiyet karinesi ile düşünce özgürlüğü gibi hakların fiilen aşındırıldığını savundu. Şafak operasyonları, ters kelepçe uygulamaları, uzun tutukluluk süreleri ve tahliye sonrası yeniden gözaltına alınma gibi uygulamaların hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade eden Kaboğlu, kişilerin özgürlüklerinden mahrum bırakıldıktan sonra delil oluşturulmaya çalışıldığını, iddianamelerin ise aylar hatta yıllar sonra hazırlandığını söyledi.
Kamuoyunun yakından izlediği Kartalkaya faciası, deprem, çevre ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davaları takip ettiklerini belirten Kaboğlu, özellikle Kartalkaya dosyasında ilgili kamu görevlileri yargı önüne çıkarılmadan adaletin tam anlamıyla sağlanamayacağını dile getirdi. Belediye operasyonlarına ilişkin soruları da yanıtlayan Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun siyasi tartışmaların değil, adil yargılanma hakkının ve anayasal güvencelerin korunmasının takipçisi olduğunu vurguladı.
Cezaevlerinde İnsan Hakları Alarmı
İstanbul Barosu’nun farklı ceza infaz kurumlarında yaptığı incelemelere değinen Kaboğlu, özellikle kapasite aşımının ağır boyutlara ulaştığını belirtti. Bakırköy Cezaevi’nin yaklaşık iki katı, Silivri Cezaevi’nin ise üç katı dolulukla faaliyet gösterdiğini ifade eden Kaboğlu, bu durumun hem mahpusların barınma ve sağlık haklarını hem de infaz koruma personelinin çalışma koşullarını olumsuz etkilediğini söyledi.
Gece saatlerinde mahpusların etkin pişmanlık işlemleri kapsamında cezaevlerinden çıkarılması ve farklı kurumlara sevk edilmelerinin insan onuruyla bağdaşmadığını savunan Kaboğlu, ceza infaz sisteminde yaşanan uygulamaların kötü muamele yasağı bakımından ciddi tartışmalar doğurduğunu kaydetti.
Yeni Anayasa Tartışmalarına Tepki
Yeni anayasa tartışmalarına da değinen Kaboğlu, mevcut Anayasa’nın hükümlerine uyulmadan yeni anayasa söyleminin inandırıcı olmayacağını belirtti. Demokratik anayasa tartışmasının ancak mevcut anayasal düzenin gereklerine riayet edilmesiyle mümkün olabileceğini ifade eden Kaboğlu, siyasal iktidarın öncelikle yürürlükteki Anayasa’ya bağlılığını göstermesi gerektiğini söyledi.










