Gezi davası hükümlüleri Çiğdem Mater ve Mine Özerden’in dört yıl sonra gerekçe açıklanmadan yüzlerce kilometre uzağa nakledilmesi ve aynı günlerde İBB davası tutuklularının da farklı cezaevlerine sevk edilmeye başlanması, ceza infaz sisteminde “idari işlem” adı altında aile, savunma hakkı ve sosyal bağları zayıflatan yeni bir uygulama tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Hukukçular ve muhalefet temsilcileri, gerekçesiz sevklerin infaz güvenliğinden çok mahpuslar üzerinde ek bir yaptırım işlevi gördüğüne dikkat çekiyor.
Gerekçesiz Sevk Kararı Tartışma Yarattı
Gezi Parkı davasında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası alan gazeteci ve belgesel yapımcısı Çiğdem Mater ile hak savunucusu ve belgeselci Mine Özerden’in, yaklaşık dört yıldır tutuldukları Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmelerine karar verildi.
Edinilen bilgilere göre sevk kararı sabah saatlerinde kendilerine bildirildi. Ancak naklin neden yapıldığına ilişkin herhangi bir resmi gerekçe paylaşılmadı. Ailelerin ve avukatların da süreç hakkında yeterince bilgilendirilmediği belirtilirken, kararın ziyaret ve savunma süreçlerini ciddi biçimde zorlaştıracağı ifade edildi. Yakınları, İstanbul’da sürdürülebilen düzenli görüşlerin artık yüzlerce kilometrelik yolculuklara bağlı hale geleceğini belirterek uygulamaya tepki gösterdi.
Gezi Davasının Gölgesi Sürüyor
Çiğdem Mater ve Mine Özerden, Nisan 2022’de Osman Kavala’nın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığı Gezi davasında 18’er yıl hapis cezası alarak tutuklanmıştı. Daha sonra Yargıtay, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater hakkındaki mahkûmiyet kararlarını onarken; Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay ve Yiğit Ali Ekmekçi yönünden verilen mahkûmiyet kararlarını bozmuş, yeniden görülen davalarda bu isimler beraat etmişti.
Gezi davası, yalnızca Türkiye’de değil uluslararası hukuk çevrelerinde de uzun yıllardır tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala kararının uygulanmaması nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatmış; dava, hukukun üstünlüğü ve adil yargılanma hakkı bakımından uluslararası raporlarda sıkça örnek gösterilmişti.
İBB Tutukluları İçin De Benzer Uygulama
Gezi hükümlülerinin sevk kararının kamuoyuna yansıdığı saatlerde, Silivri Marmara Cezaevi’nde tutulan İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasının bazı tutuklularının da farklı cezaevlerine gönderilmeye başlandığı bilgisi ajanslara yansıdı.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın açıkladığı bilgilere göre Murat Çalık’ın İzmir Buca Cezaevi’ne; Fatih Keleş, Necati Özkan, Serdal Taşkın ve Melih Geçek’in ise Kocaeli Kandıra Cezaevi’ne sevk edildiği bildirildi. Günaydın, söz konusu nakillerin herhangi bir zorunlu idari ihtiyaçtan kaynaklanmadığını savunarak, uygulamanın aile bağlarını ve savunma hazırlıklarını güçleştiren “ek bir cezalandırma yöntemi” niteliği taşıdığını söyledi.
Sevk edilen isimlerin önemli bölümünün, aylar boyunca Silivri’de görülen İBB davasının tutuklu sanıkları arasında yer alması dikkat çekti. Dava sürecinde duruşmalara erişim, avukat görüşmeleri ve aile ziyaretleri zaten yoğun güvenlik tedbirleri altında yürütülürken, farklı illerdeki cezaevlerine yapılan nakillerin bu hakların kullanılmasını daha da zorlaştıracağı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
İnfaz Hukukunda Yetki Var, Ancak Ölçülülük De Var
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, hükümlü ve tutukluların farklı ceza infaz kurumlarına nakledilebilmesine belirli koşullar altında izin veriyor. Ancak hukukçular, bu yetkinin keyfi biçimde kullanılmaması; her sevk kararının somut, denetlenebilir ve ölçülü gerekçelere dayanması gerektiğini vurguluyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da mahpusların aile yaşamına saygı hakkı ile avukatlarına erişim hakkının korunması, infaz rejiminin temel unsurları arasında değerlendiriliyor. Özellikle ailelerden yüzlerce kilometre uzağa yapılan gerekçesiz nakillerin, mahpusların sosyal bağlarını zayıflatan ve savunma hakkını fiilen güçleştiren sonuçlar doğurabileceği yönünde çok sayıda değerlendirme bulunuyor.
Eleştirilerin Odağında Ortak Bir Desen Var
Gezi davası hükümlüleri ile İBB davası tutuklularına yönelik peş peşe gelen sevk kararları, Türkiye’de ceza infaz sisteminin yalnızca özgürlüğü sınırlayan bir mekanizma olmaktan çıkıp, aile ilişkilerini, savunma hazırlığını ve toplumsal dayanışmayı da etkileyen ikinci bir yaptırım alanına dönüştüğü yönündeki eleştirileri yeniden güçlendirdi.
Muhalefet partileri ve hak örgütleri, gerekçesi kamuoyuyla paylaşılmayan bu tür nakillerin şeffaflık ilkesini zedelediğini; infaz güvenliğinin sağlanması ile mahpusların temel haklarının korunması arasındaki dengenin giderek aşındığını savunuyor. Aynı dönemde farklı davalardaki siyasi nitelikli dosyalarda benzer sevk uygulamalarının art arda gelmesi ise, uygulamanın münferit bir idari tasarruf mu yoksa sistematik bir infaz politikası mı olduğu sorusunu kamuoyunun gündemine taşıyor.










