back to top
Ana Sayfa Haberler Türkiye’de Gazeteci Olmak: Bir Haftanın Hukuksuzluk Ve Hak İhlali Fotoğrafı

Türkiye’de Gazeteci Olmak: Bir Haftanın Hukuksuzluk Ve Hak İhlali Fotoğrafı

27 Eylül–4 Ekim haftası Türkiye’de gazeteci olmanın ne anlama geldiğini yeniden gösterdi: Bir haber paylaşımı tutuklama gerekçesine dönüşebiliyor, bir soruşturmayı izleyen gazeteci gözaltına alınabiliyor, gazetecilik faaliyeti “örgüt üyeliği” suçlamasının delili sayılabiliyor, gazetecilerin sosyal medya hesapları erişime kapatılabiliyor ve mahkeme salonlarında dahi basının davayı izlemesi engellenebiliyor.

Bir Paylaşım, Bir Gözaltı, Bir Tutuklama

Haftanın ilk günlerinde gazeteci Fatih Ergin gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Ergin hakkında işlem, eski MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevindeki ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturma kapsamında daha önce gözaltına alınıp serbest bırakılan Adli Tıp çalışanı Turgay Tamer’in ölümüyle ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle başlatıldı. Ergin, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi iddialarıyla tutuklandı.

Aynı dosya, gazeteciliğin yalnızca haber yazmaktan ibaret olmadığını da gösterdi. Turgay Tamer’in ölümünün ardından soruşturmayı ve kamuoyuna yansıyan gelişmeleri haberleştiren gazeteciler de adli sürecin içine çekildi.

Haftanın bir başka tutuklama dosyası ise Derya Okatan oldu. Gazeteci ve DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu üyesi Okatan, 2 Ekim’de Ankara’daki evinden gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi ve tutuklandı. Daha dikkat çekici olan ise tutuklama sürecinde suçlamanın kamuoyuna açıklanmaması ve Okatan’ın savcılıkta ifadesi alınmadan tutuklama talebiyle hâkimliğe sevk edilmesiydi.

Böylece haftanın fotoğrafına iki gazeteci adı daha yazıldı: Fatih Ergin ve Derya Okatan.

Gazetecilik Faaliyeti Suçlama Dosyasına Dönüşüyor

29 Eylül’de gazeteci Züleyha Müldür hakkında açılan davada karar çıktı. ETHA muhabiri Müldür, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Savunmada ise gazetecilik faaliyetleri ve demokratik haklar kapsamında değerlendirilen eylemlerin suçlama konusu yapılmasına itiraz edildi. Avukatı, soruşturmada kullanılan “sanal devriye” yönteminin Anayasa Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunduğunu belirterek beraat talep etti.

Aynı hafta gazeteci Merdan Yanardağ’ın da aralarında bulunduğu sanıkların “siyasal casusluk” suçlamasıyla yargılandığı davanın duruşması görüldü. Tanıklar SEGBİS üzerinden dinlendi, savunma makamı tanık anlatımlarına ve SEGBİS yöntemine itiraz etti. Mahkeme tüm sanıkların tutukluluğunun devamına karar vererek duruşmayı 23 Aralık’a erteledi.

Bir gazeteci açısından tablo giderek daha geniş bir alana yayılıyor: Haber yapmak soruşturma konusu, sosyal medya paylaşımı tutuklama gerekçesi, gazetecilik faaliyeti ise örgüt suçlamasının delili haline gelebiliyor.

Gazetecinin Sesini Kesmek Yetmiyor, Hesabını Da Kapatıyorlar

Haftanın bir başka dikkat çekici boyutu dijital sansür oldu.

TİHV’in günlük raporuna göre 27 Eylül’de aralarında gazeteciler, akademisyenler, sendikacılar ve iktisatçıların bulunduğu 80 X hesabına erişim engeli getirildi. 28 Eylül’de ise aralarında BirGün muhabirleri Meral Danyıldız ve Sarya Toprak ile ANKA Haber Ajansı adliye muhabiri Esra Tokat’ın hesaplarının da bulunduğu 55 X hesabı Türkiye’den görünmez kılındı.

30 Eylül’de ise fon kriziyle ilgili paylaşım yapan en az 147 X hesabı daha erişime engellendi. Aynı gün T24’ün internet sitesi ve X hesabı da erişim engeliyle karşı karşıya kaldı. Kısa Dalga’nın Instagram hesabına da erişim engeli getirildi.

Gazetecinin haberini yayımlaması yetmiyor; haberin ulaştığı kanal da hedef alınabiliyor.

Bu nedenle sansür artık yalnızca gazetenin kapısına konulan bir mühür değil. Gazetecinin kişisel hesabından haber sitesine, sosyal medya paylaşımından haberin dolaşımına kadar uzanan dijital bir müdahale mekanizmasına dönüşüyor.

Mahkeme Salonunda Bile Gazetecilik Zorlaşıyor

Haftanın bir başka fotoğrafı adliyelerde ortaya çıktı.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin 28 Eylül haftasına ilişkin raporunda, gazetecilerin ve gözlemcilerin bazı duruşmalara girişinde engellemeler yaşandığı, salonların küçük ve havasız olduğu, yoğun güvenlik önlemleri alındığı ve bazı duruşmalarda sanıkların sözünün kesildiği belirtildi.

Deniz Göktaş’ın duruşmasında gazetecilerin ve gözlemcilerin salona girişinde sorunlar yaşanırken, Merdan Yanardağ’ın duruşmasında tanıkların SEGBİS üzerinden dinlenmesine savunma tarafından itiraz edildi.

1 Ekim’de görülen bazı gazeteci davalarında ise farklı sonuçlar çıktı. Gazeteci Ali Çağatay hakkında açılan davada beraat kararı verilirken, gazeteci Deniz Yücel’in davası ertelendi. İsveçli gazeteci Joakim Medin’in davasında ise savunmasının alınmasına ilişkin işlemlerde ortaya çıkan çeviri hatası nedeniyle yeni işlem yapılmasına karar verildi.

Yani aynı hafta içerisinde bir gazeteci beraat ediyor, bir diğerinin tutukluluğu sürüyor, başka bir gazetecinin davası yıllar sonrasına bırakılıyor.

Tuğba Tekerek’in Cezaevindeki Fotoğrafı

Haftanın başka bir görüntüsü ise gazeteci Tuğba Tekerek’in tutuklu bulunduğu cezaevinden geldi.

“Ailem Güvende” operasyonları kapsamında tutuklanan Tekerek’in kaldığı koğuşta kapasitenin üzerinde mahpus bulunduğu ve yerde yatmak zorunda kaldığı bildirildi. DFG’nin günlük ihlal tablosunda da Tekerek’in 40 kişilik uyuşturucu koğuşunda, tuvaletin önünde yerde yatırıldığına ilişkin bilgi yer aldı.

Bu görüntü, gazetecinin özgürlüğünden mahrum bırakılmasıyla başlayan baskının cezaevi koşullarında da devam edebildiğini gösteren ayrı bir hak ihlali iddiasını gündeme taşıdı.

Eylülün Bilançosu Haftanın İçine Sığdı

27 Eylül–4 Ekim haftasında yaşananlar tek başına bir istisna değil. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin 3 Ekim’de açıkladığı Eylül ayı raporuna göre ay boyunca 15 gazeteci gözaltına alındı, 8 gazeteci tutuklandı; 4 gazetecinin evine baskın yapıldı, 3 gazeteci tehdit edildi, 2 gazeteci kötü muameleye maruz kaldı ve 5 gazetecinin haber takibi engellendi.

Aynı rapora göre Eylül ayında 3 bin 492 dijital medya içeriğine erişim engeli getirildi, 15 habere erişim engellendi ve dört internet sitesi kapatıldı. Gazetecilerin kişisel sosyal medya hesaplarından medya kuruluşlarına kadar uzanan erişim engellerinin özellikle ayın son haftasında yoğunlaştığı belirtildi.

Bu rakamlar haftanın fotoğrafını tamamlıyor.

Bir tarafta gazeteci gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bir tarafta gazetecinin yaptığı haber suçlama konusu oluyor. Bir tarafta sosyal medya hesabı kapatılıyor. Bir tarafta haber takibi engelleniyor. Bir tarafta gazeteci mahkeme salonunda dahi duruşmayı izlemekte zorlanıyor.

Türkiye’de Gazeteci Olmak Ne Demek?

27 Eylül–4 Ekim haftasının asıl sorusu burada ortaya çıkıyor:

Türkiye’de gazeteci olmak, yalnızca haber yapmak değil; haber yaptığın için gözaltına alınmayı, tutuklanmayı, hakkında dava açılmasını, hesabının kapatılmasını, haber kaynağının ve takip ettiğin dosyanın suçlama konusu yapılmasını göze almak anlamına mı geliyor?

Fatih Ergin’in tutuklanması, Derya Okatan’ın suçlaması açıklanmadan cezaevine gönderilmesi, Züleyha Müldür’e verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası, Merdan Yanardağ’ın tutukluluğunun sürdürülmesi, gazetecilerin sosyal medya hesaplarının peş peşe görünmez kılınması ve mahkeme salonlarında gazeteciliğin önüne çıkan engeller aynı haftanın birbirinden bağımsız haberleri gibi görünebilir.

Ama hepsi aynı mesleğin etrafında birleşiyor:

Gerçeği aramak, soru sormak, belgeyi takip etmek, haber yapmak ve bunu kamuoyuna ulaştırmak.

Gazeteciliğin sınırları yalnızca gazetecinin kalemiyle değil, gözaltı kararıyla, tutuklama kararıyla, erişim engeliyle ve mahkeme salonunun kapısıyla çizilmeye başlandığında, tartışılan artık yalnızca gazetecilerin özgürlüğü değildir.

Tartışılan, toplumun haber alma hakkının kendisidir.

Ve 27 Eylül–4 Ekim haftasının Türkiye’ye bıraktığı gazetecilik fotoğrafı tam olarak budur: Haberin peşinden giden gazeteciye uygulanan baskı, sonunda haberin kendisini susturan bir mekanizmaya dönüşüyor.


  • TB / TİHV, DFG, JINNEWS, Bianet, Evrensel, MLSA, T24, Cumhuriyet