Türkiye’de kadınlar çalışma yaşamına daha sınırlı katılıyor, aynı işgücü piyasasında erkeklerden daha düşük ücretlerle karşılaşıyor ve ücretli işlerinin ardından ev içindeki karşılıksız emeği de üstleniyor. Tarımda çalışan kadınlar için bu eşitsizliklere mevsimlik çalışma, kayıt dışı istihdam, sosyal güvenceden yoksunluk ve güvenli ulaşım sorunları ekleniyor. 2025 yılında en az 138 kadın işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği Türkiye’de, Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde elma hasadından dönerken hayatını kaybeden 33 yaşındaki Firdevs Akdağ, kadın emeğinin karşı karşıya kaldığı bu koşulların son örneklerinden biri oldu.
Türkiye’de kadınların çalışma yaşamındaki yeri, yalnızca kaçının ücretli bir işte çalıştığıyla açıklanabilecek bir mesele değil. Kadınların hangi işlerde çalışabildiği, ne kadar ücret aldığı, sosyal güvenceye erişip erişemediği ve işten döndükten sonra hangi sorumlulukları üstlenmeye devam ettiği, ekonomik yaşamın kadınlar açısından nasıl örgütlendiğini gösteriyor. Kadın istihdamının erkeklerin gerisinde kaldığı Türkiye’de, çalışan kadınların önemli bir bölümü düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaşırken, ev içindeki bakım ve gündelik yaşamın sürdürülmesine ilişkin işler de büyük ölçüde kadınların omuzlarında kalıyor. Böylece kadınların emeği, ücretli çalışma ile karşılığı ödenmeyen ev içi çalışma arasında bölünüyor; bu iki alan birbirinden ayrı görünse de aynı ekonomik düzenin içinde birbirini tamamlıyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun 2024 yılı verilerine göre 15 yaş ve üzerindeki kadınların istihdam oranı yüzde 32,5, erkeklerin ise yüzde 66,9 düzeyinde bulunuyor. Kadınların işgücüne katılımının erkeklerin oldukça gerisinde kalması, yalnızca iş bulma olanaklarıyla ilgili değil. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının büyük ölçüde aile içinde ve kadınlar tarafından karşılanması, kamusal bakım hizmetlerine erişimdeki sınırlılıklar, eğitim ve meslek edinme olanaklarındaki farklılıklar ile işyerlerindeki ayrımcı uygulamalar da kadınların çalışma yaşamındaki konumunu etkiliyor. Ücretli bir işe girebilen kadınlar açısından ise sorunlar sona ermiyor; düşük ücret, iş güvencesinin zayıflığı, yükselme olanaklarının sınırlılığı ve işyerinde karşılaşılan ayrımcılık, çalışma yaşamının başka eşitsizliklerini oluşturuyor.
Kadınların Ücretli ve Ücretsiz Emeği
Kadınların çalışma yaşamındaki eşitsizliği görünür kılan alanlardan biri, ücretli çalışma ile ev içindeki karşılıksız emeğin birlikte sürdürülmesi. Çalışan kadınların önemli bir bölümü işyerindeki mesailerini tamamladıktan sonra çocukların bakımı, yemek, temizlik ve ailede bakıma ihtiyaç duyan kişilerin sorumluluğunu üstlenmeye devam ediyor. Bu işler toplumsal yaşamın sürdürülmesi için gerekli olmasına rağmen ekonomik hesaplarda çoğu zaman görünür bir karşılık bulmuyor. Kadının ücretli çalışması aile gelirine katkı olarak değerlendirilirken, ev içindeki emeği doğal bir sorumluluk olarak kabul edilebiliyor. Bunun sonucunda çalışma saatleri yalnızca işyerinde geçirilen zamanla sınırlı kalmıyor; dinlenme, eğitim ve toplumsal yaşama katılma olanakları da daralıyor.
Kadınların işgücüne katılımını sınırlayan bu koşullar, istihdam edilen kadınların hangi sektörlerde ve hangi çalışma biçimleriyle yer aldığını da etkiliyor. Hizmetler, tekstil, gıda, bakım ve tarım gibi alanlarda kadın emeği önemli bir yer tutarken, özellikle düşük ücretli ve kayıt dışı işlerde sosyal güvenceye erişim güçleşebiliyor. İşini kaybetme kaygısı, geçici sözleşmeler, işyerindeki baskılar ve sendikal örgütlenmenin önündeki güçlükler, kadınların çalışma koşullarını değiştirme olanaklarını sınırlıyor. Bu durum, kadınların yalnızca gelirlerini değil, ekonomik bağımsızlıklarını ve kendi yaşamlarına ilişkin karar verme güçlerini de etkiliyor.
Tarımda Kadın Emeği: Üretimin İçinde, Güvencenin Dışında
Kadınların çalışma yaşamındaki eşitsizlikleri en açık biçimde gösteren alanlardan biri tarım. Türkiye’de mevsimlik tarımsal üretim, hasat dönemlerinde farklı il ve ilçeler arasında hareket eden işçilerin emeğine dayanıyor. Fındık, pamuk, elma, üzüm, sebze ve diğer tarım ürünlerinin yetiştirilmesi ve toplanmasında kadınlar önemli görevler üstleniyor. Ancak bu emeğin önemli bir bölümü günlük ücretlerle, geçici iş ilişkileri içinde ve sosyal güvence bakımından kırılgan koşullarda gerçekleşiyor. Kadınlar kimi zaman aileleriyle birlikte çalışıyor, kimi zaman iş aracılığı sistemi üzerinden iş buluyor; çalışma süreleri, ücretleri ve ulaşım koşulları üzerinde sınırlı söz sahibi olabiliyor.
TÜİK’in 2025 yılı tarımsal işgücü ücret istatistiklerine göre mevsimlik erkek tarım işçilerinin ortalama günlük ücreti 1.416 lira, kadınlarınki ise 1.193 lira oldu. Kadınlar ortalama olarak erkeklerden günlük 223 lira, yaklaşık yüzde 15,7 daha düşük ücret aldı. Sürekli tarım işçilerinde ise erkeklerin ortalama aylık ücreti 39 bin 843 lira, kadınlarınki 23 bin 598 lira olarak hesaplandı. Bu rakamlar, tarımda kadınlarla erkeklerin ücretleri arasındaki belirgin farklılığı ortaya koyuyor. Ücretlerin iş türü ve çalışma koşullarına göre değişebilmesi, söz konusu eşitsizliğin ayrıntılı biçimde incelenmesi gereğini ortadan kaldırmıyor.
Tarım işçisi kadınlar açısından çalışma koşulları yalnızca ücretle sınırlı değil. Uzun saatler ayakta çalışmak, ağır yük taşımak, sıcak ve soğuk hava koşullarına maruz kalmak, tarım ilaçlarıyla temas etmek, yeterli dinlenme ve hijyen olanaklarına erişememek sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Mevsimlik göç eden ailelerde barınma, temiz su, tuvalet, çocuk bakımı ve sağlık hizmetlerine erişim de önemli sorunlar arasında bulunuyor. Kadınlar tarladaki işlerini tamamladıktan sonra geçici barınma alanlarında ailelerinin gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya devam edebiliyor. Böylece ücretli işin ağır koşulları, ev içindeki karşılıksız çalışmayla birleşiyor.
Tarımda kayıt dışı istihdam, kadınların sosyal güvenlik haklarına erişimini ayrıca güçleştiriyor. Özellikle aile işçisi olarak çalışan kadınların emeği, her zaman bağımsız bir ücret veya sigortalı çalışma ilişkisi içinde karşılık bulmuyor. Bu durum hastalık, gebelik, iş kazası, yaşlılık ve iş göremezlik gibi dönemlerde gelir güvencesinin zayıflamasına neden olabiliyor. Tarımsal üretimin devamlılığında önemli payı bulunan kadınlar, kendi emeklerinin karşılığını ve bu emeğin doğurduğu sosyal hakları elde etmekte güçlük yaşayabiliyor.
Kadın İşçilerin Ölümleri ve Firdevs Akdağ
Kadınların çalışma yaşamındaki eşitsizlikleri görünür kılan bir başka alan, işçi ölümleri. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti; bunların 138’i kadındı. Kadın işçiler tarımın yanı sıra gıda, tekstil, sağlık, eğitim, ticaret ve hizmet sektörlerinde yaşamını yitirdi. Kayıt dışı istihdamın yaygın olduğu alanlarda bütün ölümlerin aynı kapsamda kaydedilememesi, sorunun gerçek boyutlarının belirlenmesini güçleştiriyor. Özellikle tarımda çalışan kadınlar açısından iş güvenliği, yalnızca tarlada kullanılan araçlarla veya çalışma ortamıyla sınırlı kalmıyor; işe ulaşım ve işten dönüş de ciddi riskler taşıyor.
Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesine bağlı Karaadilli beldesi yakınlarında yaşanan olay, bu koşulların somut örneklerinden biri oldu. Isparta’nın Senirkent ilçesinde elma toplama işinden dönen tarım işçilerini taşıyan midibüsün saat 17.00 sıralarında şarampole devrilmesi sonucu, Ağızkara köyünden 33 yaşındaki Firdevs Akdağ hayatını kaybetti. Akdağ’ın ölümüne neden olan kazanın teknik ve hukuki ayrıntıları henüz bütünüyle açıklığa kavuşmuş değil. Ancak onun yaşamını yitirdiği yolculuk, tarım işçilerinin çalışma alanlarına ulaşmak ve geri dönmek için katettikleri mesafelerin de iş güvenliği kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Mevsimlik tarım işçilerinin taşınmasında araçların teknik yeterliliği, yolcu kapasitesi, sürücülerin çalışma ve dinlenme koşulları ile ulaşımın kim tarafından düzenlendiği önem taşıyor. İşçilerin farklı ilçeler ve iller arasında taşınması, ulaşımın üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle bir tarım işçisinin işe giderken veya işten dönerken yaşamını yitirmesi, yalnızca trafik güvenliği bakımından değil, çalışma ilişkisinin nasıl düzenlendiği ve işçilerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerin nasıl yerine getirildiği açısından da araştırılmayı gerektiriyor.
Üretimin Değeri ile Emeğin Karşılığı Arasındaki Mesafe
Türkiye’de kadınların çalışma yaşamına katılımının artırılması, yalnızca daha fazla kadının ücretli iş bulmasıyla çözülebilecek bir sorun değil. Kadınların hangi ücretlerle, hangi sosyal güvencelerle ve hangi koşullarda çalıştığı da aynı derecede önem taşıyor. Tarımda kadın emeğinin karşı karşıya kaldığı sorunlar, bu ilişkinin en belirgin örneklerinden birini oluşturuyor. Hasat döneminde ürünün zamanında toplanması, taşınması ve pazara ulaştırılması ekonomik bir zorunluluk olarak görülürken, aynı üretimi mümkün kılan işçilerin barınma, sağlık, ulaşım ve sosyal güvenlik koşulları çoğu zaman aynı öncelikle ele alınmıyor.
Kadınların çalışma yaşamındaki konumunu değiştirebilecek düzenlemeler de bu nedenle birbirinden ayrı düşünülemez. Kayıtlı istihdamın geliştirilmesi, eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması, güvenli ulaşımın sağlanması, iş sağlığı ve güvenliği denetimlerinin güçlendirilmesi ve kamusal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aynı sorunun farklı yönlerine karşılık geliyor. Özellikle mevsimlik tarımda çalışma ilişkilerinin kayıt altına alınması, işçilerin haklarını arayabilmesi ve işverenlerle aracılar arasındaki sorumlulukların belirginleştirilmesi, kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesi bakımından önem taşıyor.
Firdevs Akdağ, elma hasadından evine dönerken yaşamını yitiren 33 yaşında bir tarım işçisiydi. Onun ölümü, Türkiye’de her gün tarlalara, fabrikalara, atölyelere ve hizmet işlerine giden milyonlarca kadının çalışma koşullarından ayrı değil. Kadınların emeği üretimin her aşamasında yer alırken ücret, sosyal güvence, sağlık ve güvenli ulaşım bakımından karşılaştıkları eşitsizlikler devam ediyor. Tarımsal üretimin verimliliği, ürünün maliyeti ve piyasa değeri ayrıntılı biçimde hesaplanırken, o üretimi mümkün kılan kadınların güvenli çalışması, emeğinin karşılığını alması ve sağ salim evine dönebilmesi neden aynı ölçüde güvence altına alınamıyor?
- NHA / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Türkiye İstatistik Kurumu, Uluslararası Çalışma Örgütü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı.
- Türkiye’de Kadın İşçi Olmak: Düşük Ücret, Güvencesizlik ve Ölüm - 13 Ekim 2026
- Türkiye’de Kültür ve Sanatın Bir Haftası: Sinemanın, Tiyatronun ve Belleğin Açtığı Kapılar - 11 Ekim 2026
- Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Asıl Sorun: Kadınları Korumak mı, Bağımsız Bir Yaşam Kurmalarını Sağlamak mı? - 10 Ekim 2026





















