back to top
Ana Sayfa Haberler Türkiye’nin Asıl Gündemi: Geçinemeyen Bir Toplumun Gelecek Kaygısı

Türkiye’nin Asıl Gündemi: Geçinemeyen Bir Toplumun Gelecek Kaygısı

ASAL Araştırma’nın Ekim 2026 verileri, Türkiye’de toplumun öncelikleriyle siyasetin gündemi arasındaki mesafeyi bir kez daha görünür kıldı. Halkın yüzde 46,6’sı ekonomi, enflasyon ve hayat pahalılığını ülkenin en önemli sorunu olarak görürken, yüzde 16,5’i fon krizini, yüzde 9,2’si adaletsizliği ilk sıraya yerleştiriyor. İşsizlik, eğitim ve ücret sorunları da bu tablonun tamamlayıcı parçalarını oluşturuyor. Terörü en önemli sorun olarak görenlerin oranı ise yüzde 1,4. Araştırma, toplumun gündelik yaşamında geçim sıkıntısının, ekonomik güvensizliğin ve geleceğe ilişkin kaygıların belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’de siyaset uzun zamandır büyük meselelerin çevresinde dönüyor. Devletin bekası, sınırların güvenliği, bölgesel çatışmalar, yeni anayasa tartışmaları ve siyasi partiler arasındaki bitmeyen mücadeleler gündemin önemli bölümünü dolduruyor. Oysa sabah evinden çıkan insanın hayatı başka sorularla başlıyor. İşine yetişmeye çalışan işçinin aklında ay sonunda eline geçecek ücretin ne kadarının kendisine kalacağı, emeklinin önünde ödenmeyi bekleyen faturalar, gencin geleceğinde bulamadığı bir iş, çocuğunu okutan ailenin omuzlarında giderek ağırlaşan giderler bulunuyor. Siyasetin yukarıdan kurduğu gündemle toplumun aşağıda, hayatın içinde yaşadığı gerçeklik arasındaki mesafe büyüdükçe, insanların ülkenin en önemli sorunu olarak neyi gördüğü de daha anlamlı hale geliyor.

ASAL Araştırma’nın 4–10 Ekim 2026 tarihlerinde 28 ilde, 2.020 kişiyle gerçekleştirdiği araştırma, bu mesafenin hangi sorunlar çevresinde oluştuğunu gösteriyor. Katılımcıların yüzde 46,6’sı ekonomi, enflasyon ve hayat pahalılığını ilk sıraya yerleştiriyor. İşsizliği belirten yüzde 4,9 ile emekli maaşları ve asgari ücreti işaret eden yüzde 3,4 de eklendiğinde, doğrudan geçim ve çalışma koşullarıyla ilgili yanıtların toplamı yüzde 54,9’a ulaşıyor. Başka bir ifadeyle, araştırmaya katılan her iki kişiden en az biri ülkenin temel sorununu kendi yaşamını sürdürebilme koşullarında görüyor. Bu oran, yalnızca ekonomik göstergelerdeki bozulmaya ilişkin bir yakınma değil; çalışmanın, ücretin ve geleceğe duyulan güvenin toplumsal yaşamda nasıl bir ağırlık kazandığının da anlatımı.

Geçim sıkıntısından adalet arayışına

Araştırmada yüzde 16,5 ile ikinci sırada yer alan “fon krizi”, ekonomik kaygıların başka bir başlık altında da öne çıktığını gösteriyor. Ancak bu kavramın ankette hangi içerikle kullanıldığı açıklanmadığından, yanıtları belirli bir mali olayla ilişkilendirmek mümkün değil. Üçüncü sıradaki yüzde 9,2’lik adaletsizlik yanıtı ise toplumun sorun algısının yalnızca gelir ve tüketimle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Adalet, mahkeme salonlarının duvarları arasında başlayıp biten bir kavram değil; insanların haklarına ulaşabilmesi, emeklerinin karşılığını alabilmesi, çocuklarına eşit olanaklar sunabilmesi ve karşılaştıkları haksızlıklar karşısında kendilerini güvencede hissedebilmesiyle de ilgili. Araştırma, adaletsizlikten ne anlaşıldığını ayrıntılandırmasa da bu başlığın ekonomik sorunların hemen ardından gelmesi, toplumsal güven duygusunun ayrıca incelenmesi gerektiğine işaret ediyor.

Eğitimin yüzde 5,3, işsizliğin yüzde 4,9 oranında dile getirilmesi de birbirinden bağımsız görülemez. Eğitim, bir toplumun çocuklarına kendisinden daha iyi bir hayat bırakabilme umududur. Ancak yıllarca okuyan gencin iş bulamadığı, çalışan insanın emeğinin karşılığıyla geçinemediği koşullarda bu umut giderek zayıflıyor. Böylece yoksulluk yalnızca bugünün gelir yetersizliği olmaktan çıkıp yarının olanaklarını da sınırlayan bir toplumsal soruna dönüşüyor. Ücretler, eğitim, işsizlik ve adalet birbirinden ayrı başlıklar altında ölçülse de insanların yaşamında çoğu zaman aynı güvencesizliğin farklı yüzleri olarak karşılarına çıkıyor.

Araştırmanın siyasal bakımdan dikkat çekici sonuçlarından biri de terörü ülkenin en önemli sorunu olarak görenlerin oranının yüzde 1,4’te kalması. Güvenlik, sınır ötesi operasyonlar ve bölgesel çatışmaların siyasal söylemde geniş yer tuttuğu bir dönemde, katılımcıların önceliklerini ağırlıklı olarak geçim koşulları çevresinde belirlemesi önem taşıyor. Ancak bu sonuç, toplumun güvenliği önemsemediği anlamına gelmiyor; yalnızca kendisine yöneltilen tek bir öncelik sorusunda başka sorunları daha öne çıkardığını gösteriyor. Benzer biçimde yolsuzluğun yüzde 2,6, ahlaki değer kaybının yüzde 2,8 oranında belirtilmesi de bu sorunların önemsenmediğini değil, diğer kaygıların gölgesinde kaldığını düşündürüyor.

Siyasetin gündemi ile hayatın gerçeği

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye’de sorunların yalnızca sayısal büyüklükleriyle değil, birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Ekonomik güvencesizlik büyüdükçe insanların gelecek tasarıları daralıyor; işsizlik ve düşük ücretler yalnızca bireylerin yaşamını değil, ailelerin, mahallelerin ve kuşakların olanaklarını da etkiliyor. İnsanlar bir yandan bugünün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken diğer yandan yarın aynı koşullarda yaşayıp yaşayamayacaklarını düşünüyor. Toplumun geleceğe duyduğu güven, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, bu büyümenin gündelik hayata ne ölçüde yansıdığıyla da biçimleniyor.

Bu nedenle araştırmayı yalnızca hangi sorunun kaçıncı sırada bulunduğunu gösteren bir sıralama olarak okumak eksik kalır. Veriler, toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı sorunların ekonomik ve toplumsal koşullarda birleştiğini gösterirken, siyasal gündemin bu ihtiyaçlara ne ölçüde karşılık verdiği sorusunu da gündeme getiriyor. İnsanların yaşamını sürdürebilmek için daha fazla çaba harcamak zorunda kaldığı, buna karşılık geleceğe ilişkin güvencelerinin zayıfladığı bir toplumda, siyasetin başarısı yalnızca aldığı kararların büyüklüğüyle değil, bu kararların insanların hayatında yarattığı değişimle de ölçülür.

ASAL’ın araştırması, Türkiye’de toplumun en önemli sorununu nerede gördüğüne ilişkin açık bir tablo sunuyor. İnsanlar öncelikle geçinebilmek, emeklerinin karşılığını alabilmek, çocuklarına daha iyi bir gelecek bırakabilmek ve haklarının korunacağına güvenmek istiyor. Siyasetin büyük tartışmaları bütün önemini korusa da gündelik hayatın bu temel ihtiyaçları karşılanmadığında, toplumun yarına güvenle bakabilmesi giderek güçleşiyor. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu kaynaklarda, fabrikalarda ya da ekonomik büyüklüğünde değil; o ülkede yaşayan insanların ürettikleri zenginlikten ne ölçüde pay alabildiklerinde, haklarına ne kadar güvenebildiklerinde ve geleceklerini ne kadar özgürce kurabildiklerinde anlam kazanıyor.


  • NHA / ASAL Araştırma ve Danışmanlık, Türkiye Siyasi Gündem Araştırması, Ekim 2026.