Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 2017’den bu yana cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın ikinci başvurusunda kararını yarın açıklayacak; karar, yalnızca Kavala’nın tutukluluk ve mahkûmiyet sürecini değil, Türkiye’nin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü ve Avrupa insan hakları sisteminin bağlayıcılığı açısından da kritik bir eşik oluşturacak.
Gözler Yeniden Strazburg’da
AİHM Büyük Dairesi, “Kavala v. Türkiye (no. 2)” başvurusuna ilişkin kararını yarın saat 10.00’da Strazburg’daki İnsan Hakları Binası’nda kamuya açık oturumda açıklayacak. Karar, Kavala’nın 2019 tarihli ilk AİHM kararından sonra devam eden özgürlükten yoksun bırakılması ile Gezi Parkı eylemleri davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesine uzanan süreci kapsıyor.
Osman Kavala, 2017 yılında tutuklanmış, AİHM ise 2019’da tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna ve serbest bırakılması gerektiğine hükmetmişti. Buna rağmen Kavala tahliye edilmedi. AİHM Büyük Dairesi 2022’de verdiği kararla Türkiye’nin 2019 tarihli hükme uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar verdi.
Böylece Kavala dosyası, Türkiye’deki bir ceza yargılamasının sınırlarını aşarak AİHM kararlarının uygulanması ve Avrupa insan hakları hukukunun ulusal hukuk karşısındaki etkisi bakımından uzun süredir devam eden bir sınav haline geldi.
İkinci Başvuru Neyi Kapsıyor?
Büyük Daire’nin önündeki ikinci başvuru, Kavala’nın 2019 kararından sonraki tutukluluk sürecinin yanı sıra Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla sonuçlanan yargılamayı da içeriyor.
Kavala, başvurusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, ifade özgürlüğü ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin hükümlerinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Başvuruda ayrıca insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı ile Sözleşme’nin hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların öngörülen amaçlar dışında kullanılmasını yasaklayan 18. maddesinin ihlal edildiği savunuldu.
Bu yönüyle yarın açıklanacak karar, yalnızca “Kavala serbest bırakılmalı mı?” sorusuna indirgenebilecek bir dosya değil. Devletin ceza hukuku mekanizmalarını siyasi amaçlarla kullanıp kullanmadığı ve temel haklara getirilen sınırlamaların gerçek amacının ne olduğu da kararın hukuki çerçevesinde yer alıyor.
2019 Kararı Uygulanmadı, Ceza Kesinleşti
Kavala bakımından dosyanın en kritik kırılma noktalarından biri, AİHM’nin 10 Aralık 2019 tarihli ilk kararı oldu. Mahkeme, Kavala’nın tutukluluğunun Sözleşme’nin özgürlük ve güvenlik hakkına aykırı olduğuna hükmetti ve tutukluluğun siyasi çoğulculuğu bastırmak ve insan hakları savunucularının çalışmalarını sınırlamak gibi amaçlar taşıdığı sonucuna vardı.
Ancak kararın ardından Kavala özgürlüğüne kavuşmadı. Türkiye’deki yargısal süreç devam etti ve 25 Nisan 2022’de Gezi Parkı eylemleriyle bağlantılı olarak “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Bu karar 2023’te Yargıtay tarafından onanarak kesinleşti.
AİHM Büyük Dairesi ise 2022’de, Türkiye’nin 2019 tarihli kararın gereklerini yerine getirmediğine hükmetti. Dolayısıyla yarın açıklanacak kararın arka planında, AİHM’nin daha önce verdiği bir serbest bırakma kararının uygulanmamasıyla başlayan ve kesinleşmiş ağır bir hapis cezasıyla devam eden bir süreç bulunuyor.
“Sürüncemede Kalan” Dosyanın Yeni Eşiği
Büyük Daire, ikinci başvuruyla ilgili duruşmayı 25 Mart’ta Strazburg’da gerçekleştirmişti. Kararın açıklanması için geçen süre, dosyanın önemini azaltmaktan çok, sonucu üzerindeki beklentiyi artırdı.
Yarınki karar özellikle Sözleşme’nin 18. maddesi bakımından önem taşıyor. Bu madde, devletlerin Sözleşme kapsamında tanınan hak ve özgürlüklere getirdiği sınırlamaları, öngörülen amaçların dışında başka bir amaçla kullanmasını yasaklıyor. AİHM’nin bu hükme ilişkin değerlendirmesi, Kavala dosyasındaki yargısal sürecin niteliğine ilişkin önemli bir hukuki çerçeve ortaya koyabilir.
Buradaki mesele yalnızca Kavala’nın bireysel özgürlüğü de değil. Bir devletin, hakkında verilmiş uluslararası mahkeme kararını uygulamaması halinde Avrupa insan hakları sisteminin ne ölçüde etkili olabildiği sorusu da dosyanın merkezinde duruyor.
Kararın Ötesindeki Siyasi Ve Hukuki Anlam
Osman Kavala dosyası yıllardır Türkiye’nin hukuk devleti sicilinin en tartışmalı başlıklarından biri. AİHM’nin ilk kararı, ardından gelen ihlal süreci, Kavala’nın tahliye edilmemesi ve sonrasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının kesinleşmesi, Türkiye ile Avrupa insan hakları mekanizması arasındaki gerilimi somutlaştırdı.
Bu nedenle yarın açıklanacak kararın hukuki içeriği kadar, Türkiye’nin bu karara nasıl yaklaşacağı da önem taşıyacak. Zira AİHM kararlarının uygulanması, Sözleşme sisteminin temel unsurlarından biri.
Kavala dosyasının bugüne kadar uzaması, Türkiye’de ulusal yargı ile uluslararası insan hakları hukuku arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan hale gelebildiğini de gösterdi. İlk kararın üzerinden yıllar geçmesine rağmen Kavala’nın cezaevinde tutuluyor olması, “AİHM kararları bağlayıcıysa bunun pratik sonucu nedir?” sorusunu hâlâ gündemde tutuyor.
Yarın Yeni Bir Hukuki Eşik Açılacak
Yarınki kararın ardından yalnızca Kavala’nın başvurusunun hangi maddeler yönünden kabul edildiği ya da reddedildiği değil, Büyük Daire’nin Türkiye’nin yargısal süreçleri ve AİHM kararlarına uyma yükümlülüğü hakkında ortaya koyacağı hukuki gerekçeler de yakından izlenecek.
Kararın içeriği, Avrupa Konseyi bünyesindeki denetim mekanizmaları açısından da önem taşıyabilecek. Ancak kararın siyasi ve hukuki etkisinin ne olacağı, büyük ölçüde Türkiye’nin bundan sonraki tutumuna bağlı olacak.
Çünkü Kavala dosyasında asıl sınav artık yalnızca bir mahkeme kararının ne söylediği değil; Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukukunun gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirip getirmeyeceği.
Yarın Strazburg’da açıklanacak karar, bu uzun dosyada yeni bir sayfa açacak. Ancak Kavala’nın özgürlüğü kadar, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün uluslararası yükümlülüklerle kurduğu ilişkinin geleceği de bu kararın gölgesinde olacak.
Kaynaklar: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Kavala v. Türkiye (no. 2)” dosyası ve 25 Mart’ta Strazburg’da gerçekleştirilen Büyük Daire duruşmasına ilişkin bilgiler; AİHM’nin 2019 tarihli Kavala kararı ve 2022 tarihli ihlal kararı; kullanıcının aktardığı dava ve karar bilgileri.











