back to top
Ana Sayfa Haberler Avrupa’nın Servetinin Karanlık Bilançosu: Sömürgeler Yoksullaşırken İmparatorluklar Zenginleşti

Avrupa’nın Servetinin Karanlık Bilançosu: Sömürgeler Yoksullaşırken İmparatorluklar Zenginleşti

Hollanda Kraliyet Ailesi’nin sömürgecilik ve kölelik düzeniyle bağlantılı olarak bugünün parasıyla yaklaşık 500 milyon euro kazandığını ortaya koyan araştırma, yalnızca bir hanedanın geçmişini açığa çıkarmıyor. Orange Hanedanı’nın serveti, Avrupa’da yüzyıllar boyunca sömürgelerden Avrupa’ya aktarılan zenginliğin tekil değil, çarpıcı örneklerinden biri. Avrupa’nın sarayları, tüccar aileleri, şirketleri ve finans çevreleri büyürken Asya, Afrika ve Amerika’daki toplumların toprağına, emeğine ve kaynaklarına el konuldu. Bugünün Avrupa zenginliğinin tarihini anlamak için Avrupa’daki fabrikalara ve bankalara bakmak kadar, bu servetin hangi coğrafyalardan ve hangi insanların emeği üzerinden aktarıldığına da bakmak gerekiyor.

Hollanda Kralı Willem-Alexander’ın 2022 yılında yaptırdığı ve beş ciltten oluşan araştırmanın sonuçları, bu nedenle yalnızca Hollanda Kraliyet Ailesi’nin geçmişiyle ilgili değil. Araştırma, Avrupa’nın sömürgecilik tarihinin siyasal olduğu kadar ekonomik bir tarih olduğunu da yeniden gündeme taşıyor.

Araştırmacılar, Orange Hanedanı’nın Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC) ve Hollanda’nın sömürge sistemiyle bağlantılarından bugünün değeriyle yaklaşık 500 milyon euro kazandığı sonucuna ulaştı. Araştırma komisyonunun başkanı tarihçi Gert Oostindie, hanedanın sömürge sistemine ve köleliğe aktif biçimde destek verdiğini söyledi.

Willem-Alexander ise araştırmanın sonuçlarını “acı verici” ve yüzleşmeyi gerektiren bir sonuç olarak nitelendirdi. Kral, atalarının sömürgecilik karşısında “karşı yönde bir liderlik” göstermediğini kabul etti. Bu, Hollanda Kraliyet Ailesi’nin geçmişiyle yüzleşme sürecinde yeni bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Ancak 500 milyon euroluk rakam, hikâyenin tamamı değil.

Çünkü Orange Hanedanı’nın sömürgecilikten kazancı Avrupa tarihinde tekil bir örnek değildi. Britanya’da köle plantasyonlarından servet biriktiren aileler, Fransa ve Portekiz’de sömürge ticaretiyle büyüyen sermaye çevreleri, İspanya’da Amerika kıtasından taşınan değerlerle güçlenen hanedan ve tüccarlar, Belçika’da Kongo’nun kaynakları ve emeği üzerinden kurulan servetler, Avrupa’nın sömürgecilik tarihinin farklı parçalarıydı.

Bu nedenle asıl soru, “Hollanda Kraliyet Ailesi ne kadar kazandı?” sorusunun çok ötesinde.

Asıl soru şu:

Avrupa’nın yüzyıllar boyunca biriktirdiği servetin ne kadarı, sömürgelerden aktarılan hammadde, zorla çalıştırılan emek, kölelik, ticaret tekelleri ve el konulan kaynaklar üzerinden oluştu?

Bu sorunun cevabı, Avrupa’nın ekonomik yükselişini yalnızca Avrupa’nın kendi sınırları içinde açıklayan tarih anlatısının eksik taraflarını da görünür hale getiriyor.

Sömürgecilik Bir Servet Transfer Sistemiydi

Sömürgeciliği yalnızca toprak işgali, askeri fetih ve siyasi egemenlik üzerinden okumak, sistemin ekonomik merkezini görünmez kılıyor.

Sömürge düzeninin temelinde, bir coğrafyanın üretim gücünün başka bir coğrafyanın zenginleşmesi için yeniden örgütlenmesi bulunuyordu.

Toprak, emek ve doğal kaynaklar sömürge yönetiminin ihtiyaçlarına göre düzenleniyor; hangi ürünün üretileceğine, nereye satılacağına ve elde edilen gelirin nasıl dağıtılacağına çoğu zaman sömürgeci güç karar veriyordu.

Hollanda’nın Endonezya’daki uygulamaları bunun en açık örneklerinden biriydi.

19.yüzyılda uygulanan Cultivation System, Zorunlu Ekim Sistemi, özellikle Cava’da köylüleri kahve, şeker ve başka ihraç ürünlerini üretmeye zorladı. Sistem, Hollanda hazinesine gelir sağlamak üzere tasarlanmıştı. Şeker üretiminde ise Hollandalı ve Avrupalı girişimciler de doğrudan kâr elde ediyordu.

Kahve bu düzenin en çarpıcı örneklerinden biriydi. Araştırmalara göre 1823’te Priangan bölgesinden zorla elde edilen kahve, Hollanda Doğu Hint Adaları’nın ihracat gelirlerinin yüzde 77’sini oluşturuyordu. 1840 civarında Priangan’daki toprak sahibi hanelerin yaklaşık yüzde 65’i, Java’daki hanelerin yüzde 30’dan fazlası kahve üretmeye zorlanıyordu. Kahve, sömürge kârlarının yüzde 80’inden fazlasını sağlıyordu.

Burada artık sıradan bir ticaret ilişkisi yoktu.

Bir toplumun üretim kapasitesi, başka bir ülkenin devlet gelirlerini ve özel servetlerini artıracak biçimde yeniden düzenlenmişti.

Hollanda’nın sömürge ekonomisi üzerine yapılan ekonomik tarih çalışmaları da Endonezya ile Hollanda arasındaki bu ilişkinin, sömürge ekonomisinin Hollanda’daki ekonomik gelişmeyle bağlantısını anlamak açısından merkezi bir önem taşıdığını ortaya koyuyor.

Amsterdam’ın Sermayesi Sömürge Ticaretinden Bağımsız Değildi

Sömürgecilik Avrupa’ya yalnızca baharat, kahve, şeker veya başka hammaddeler taşımadı.

Sermayenin örgütlenme biçimini de değiştirdi.

Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, yani VOC, denizaşırı ticaret ile Avrupa’daki finansal sermaye arasında önemli bir bağlantı kurdu. Şirket hisselerinin devredilebilir hale gelmesi ve Amsterdam’da gelişen sermaye piyasası, Avrupa finans tarihinin önemli aşamalarından biri oldu.

Böylece sömürge ticareti ile Avrupa’daki yatırım, kredi, sigorta ve sermaye piyasaları birbirine bağlandı.

Bu nokta, sömürgeciliğin ekonomik tarihini anlamak açısından kritik.

Çünkü sömürgecilik yalnızca “Avrupa’ya mal geldi” demek değildi.

Sömürgelerden elde edilen gelirler Avrupa’daki şirketlerin, tüccarların, yatırımcıların ve devletlerin ekonomik kapasitesine bağlandı. Sömürge ticaretinden elde edilen kazançlar, Avrupa’da yeni yatırımların ve finansal kurumların geliştiği bir ortamın parçası haline geldi.

Britanya’da Kölelikten Sanayiye Uzanan Para

Hollanda örneği Avrupa’nın başka yerlerindeki ekonomik ilişkilerden kopuk değildi.

Britanya’da Atlantik köle ticareti ve köle plantasyonları, özellikle şeker ve pamuk üzerinden büyük servetler yarattı. Bu servetin sanayileşmeye nasıl aktarıldığı ekonomi tarihinin en çok tartışılan konularından biri.

Ancak son yıllardaki ampirik araştırmalar, bu ilişkinin yalnızca teorik bir iddia olmadığını gösteren veriler ortaya koyuyor.

Stephan Heblich, Stephen Redding ve Hans-Joachim Voth’un araştırması, kölelikten elde edilen servetteki artışın Britanya’da tarımdaki istihdam payını düşürürken imalat istihdamını artırdığını, pamuk fabrikalarının sayısını ve mülk değerlerini yükselttiğini ortaya koydu. Araştırmacılar, modellemelerinde kölelik servetinin toplam geliri yaklaşık on yıllık ekonomik büyümeye eşdeğer ölçüde artırdığını hesapladı.

Bu bulgu, “Britanya’nın Sanayi Devrimi yalnızca kölelik sayesinde gerçekleşti” anlamına gelmiyor.

Sanayileşmenin arkasında teknolojik yenilikler, enerji kaynakları, iç pazar, finans, devlet kurumları ve başka birçok faktör vardı.

Ancak bunun tersi de doğru değil:

Kölelikten ve sömürgecilikten elde edilen servetin Avrupa’daki sermaye birikiminden tamamen bağımsız olduğu da söylenemez.

Köle plantasyonlarından elde edilen gelir, Avrupa’daki mülkiyet, yatırım ve tüketim ilişkilerinin bir parçası haline geldi.

Hindistan’da Bir Pazar Ve Üretim Düzeni Değiştirildi

Britanya İmparatorluğu’nun Hindistan’daki deneyimi ise sömürgeciliğin yalnızca kaynakların Avrupa’ya taşınmasından ibaret olmadığını gösteriyor.

Hindistan aynı zamanda Avrupa sanayisinin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenen dev bir pazar haline getirildi.

Cambridge’in ekonomik tarih çalışmalarında, Britanya yönetiminin Hindistan’da birincil ürünlerin ihracatını ve mamul malların ithalatını teşvik ettiği, bunun da özellikle bazı geleneksel üretim alanlarında sanayisizleşmeye katkıda bulunduğu belirtiliyor.

Hindistan’daki ekonomik dönüşüm konusunda tarihçiler arasında önemli tartışmalar bulunuyor. Sömürge yönetiminin demiryolları, ticaret ve uluslararası sermaye bağlantıları gibi modern ekonomik kurumlar yarattığını vurgulayan yaklaşımlar da var. Buna karşılık başka araştırmalar, bu gelişmelerin büyük ölçüde İngiliz ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini ve Hindistan’ın uzun vadeli kalkınmasını sınırladığını savunuyor.

Ancak iki yaklaşımın da üzerinde birleştiği önemli bir tarihsel gerçek var:

Hindistan ekonomisi, İngiliz egemenliği altında kendi ihtiyaçlarından bağımsız bir küresel ekonomik sistemin içine sokuldu.

Ve bu sistemde üretim, ticaret ve kaynakların dağılımı eşit güçler arasında belirlenmiyordu.

Sömürgeler Avrupa’nın Fabrikalarına Hammadde, Pazarlarına Tüketici Oldu

Sömürge ekonomisinin mantığı giderek daha açık hale geliyordu:

Sömürge hammadde üretecek, Avrupa sanayisi işleyecek, sömürge ise Avrupa’nın ürettiği mallar için pazar haline gelecekti.

Böylece Avrupa ile sömürgeler arasındaki ekonomik ilişki yalnızca zenginliğin aktarılması değil, üretim yapılarının birbirine bağımlı hale getirilmesi üzerinden kuruldu.

Hindistan’da yerel tekstil üretiminin gerilemesi üzerine yapılan tarihsel çalışmalar, bu dönüşümün karmaşık olduğunu gösteriyor. İngiliz sanayi devriminin yeni teknolojileri geleneksel Hint dokumacılığı üzerinde büyük rekabet baskısı yaratırken, sömürge yönetiminin ticaret politikaları da bu dönüşümü etkiledi.

Sonuçta Avrupa’da sanayi büyürken, sömürgeleştirilen bölgelerdeki ekonomik yapıların önemli bölümü Avrupa’nın ihtiyaçlarına göre şekillendi.

Bu nedenle Avrupa’nın yükselişini yalnızca “Avrupalılar daha hızlı sanayileşti” cümlesiyle açıklamak yeterli değildir.

Sorulması gereken başka bir soru daha vardır:

Avrupa sanayisinin ihtiyaç duyduğu hammadde, emek ve pazarlar hangi tarihsel ilişkiler içinde yaratıldı?

Zenginleşenler Sadece Devletler Değildi

Sömürgecilik üzerinden oluşan servetin önemli bir bölümü devlet hazinelerine girdi.

Ama hikâye bununla bitmedi.

Sömürge ticareti, plantasyonlar, şirketler, bankalar, sigorta kuruluşları ve ticaret ağları üzerinden özel servetlerin de oluşmasını sağladı.

Hollanda Kraliyet Ailesi bunun yalnızca en görünür örneklerinden biri.

Avrupa’da sömürgecilik sayesinde kazananlar yalnızca krallar ve devletler değildi. Ticaret şirketlerinin ortakları, bankerler, plantasyon sahipleri, tüccarlar ve yatırımcılar da bu ekonomik sistemin içerisinde servet biriktirdi.

Hollanda’da VOC, Britanya’da Doğu Hindistan Şirketi ve Atlantik plantasyon ekonomileri bunun farklı biçimleriydi.

Böylece sömürgecilik ile Avrupa’daki sınıfsal servet birikimi arasında bir bağlantı oluştu.

Bir coğrafyada zorla üretilen kahve, şeker veya pamuk; başka bir coğrafyada sermaye, mülk, hisse senedi ve aile servetine dönüşebiliyordu.

Avrupa’nın Zenginliği İle Sömürgelerin Yoksulluğu Aynı Hikâyenin İki Yüzü Müydü?

Bu soruya tek cümlelik bir yanıt vermek mümkün değil.

Avrupa’nın bugünkü ekonomik gücünü yalnızca sömürgecilikle açıklamak tarihsel olarak doğru olmaz. Sanayileşme, teknolojik gelişme, enerji kullanımı, iç pazarların büyümesi, finansal kurumların gelişmesi, devlet kapasitesi ve siyasal dönüşümler de Avrupa’nın ekonomik yükselişinde önemli rol oynadı.

Aynı şekilde sömürgecilik bütün sömürgelerde aynı sonuçları yaratmadı.

Fakat sömürgeciliği Avrupa’nın ekonomik tarihinden tamamen çıkarmak da mümkün değil.

Endonezya’da zorunlu üretim ve emek rejimleri, Hindistan’da ticaret ve üretim yapısının yeniden düzenlenmesi, Atlantik dünyasında köle emeğine dayalı plantasyonlar ve Afrika’da kaynakların sömürge ekonomilerine bağlanması, Avrupa’nın ekonomik gelişmesiyle doğrudan veya dolaylı bağlantılar kurdu.

Bu nedenle tarihsel mesele, “Avrupa zenginleşti çünkü sömürgeleri sömürdü” gibi tek nedenli bir formüle indirgenemez.

Daha doğru soru şudur:

Sömürgecilik, Avrupa’daki sermaye birikiminin hangi kanallarını büyüttü ve sömürgeleştirilen toplumların ekonomik gelişme yollarını nasıl değiştirdi?

Ekonomik tarih araştırmalarının ortaya koyduğu tablo, bu ilişkinin bazı dönem ve sektörlerde son derece somut olduğunu gösteriyor.

Sömürgeciliğin Bilançosu Sadece Geçmişe Ait Değil

Bugün Avrupa ile eski sömürgeleri arasındaki ekonomik farklara bakıldığında, bu tarihsel miras bütünüyle geçmişte kalmış bir mesele olmaktan çıkıyor.

Sömürge yönetimleri sona erdiğinde ekonomik yapılar bir anda sıfırlanmadı. Altyapılar, mülkiyet ilişkileri, ticaret ağları, şirketler, sermaye birikimleri ve dış ticaret bağımlılıkları yeni devletlerin ekonomik hayatında yaşamaya devam etti.

Hindistan üzerine güncel ekonomik tarih araştırmaları, sömürge döneminde ekonomik faaliyet ve ticaretin genişlemesine rağmen kişi başına gelirin uzun dönem boyunca durağan kaldığını ve bağımsızlık sonrasında ekonomik büyümenin farklı bir yola girdiğini ortaya koyuyor.

Endonezya’da ise Hollanda sömürge yönetiminin zorlayıcı emek ve üretim sistemleri, milyonlarca insanın çalışma ve yaşam biçimini doğrudan etkiledi. 19. yüzyılın sonlarında Java ve Madura’da milyonlarca insan hâlâ zorunlu hizmet yükümlülükleri altında çalıştırılıyordu.

Dolayısıyla sömürgeciliğin ekonomik mirası, yalnızca geçmişte Avrupa’ya gönderilmiş paraların hesabından ibaret değil.

Bir tarafta biriken sermaye, diğer tarafta kaybedilen üretim kapasitesi ve geciken kalkınma imkânları var.

500 Milyon Eurodan Çok Daha Büyük Bir Hesap

Hollanda Kraliyet Ailesi’nin araştırmayla ortaya çıkan 500 milyon euroluk kazancı bu nedenle sembolik bir rakama dönüşüyor.

Çünkü mesele tek bir ailenin serveti değil.

Mesele, servetin nasıl oluştuğu.

Avrupa’nın görkemli sarayları, ticaret limanları, bankaları, sermaye piyasaları ve büyük aile servetleri ile Asya, Afrika ve Amerika’daki sömürgeleştirilmiş toplumların emeği ve kaynakları arasında yüzyıllar boyunca kurulmuş ekonomik bağlar bulunuyor.

Amsterdam’ın sermaye piyasasında işlem gören hisse senetleriyle Java’daki zorunlu kahve üretimini aynı tarihsel çerçevenin içine koymak ilk bakışta uzak iki olay gibi görünebilir.

Oysa ekonomik tarih tam da bu bağlantıyı araştırıyor.

Bir yerde üretilen değer, başka bir yerde sermayeye dönüşüyor.

Hollanda Kraliyet Ailesi’nin bugün yüzleştiği tarih de bu nedenle yalnızca kraliyet ailesinin tarihi değil.

Avrupa’nın sömürgecilik tarihi, aynı zamanda Avrupa sermayesinin, devletlerinin ve bazı ailelerinin nasıl zenginleştiğinin tarihidir.

Kral Willem-Alexander’ın “acı verici” dediği geçmiş, bu nedenle yalnızca birkaç kuşak önce yaşamış ataların ahlaki tercihlerinden ibaret değil.

O geçmişte devletler vardı, şirketler vardı, bankalar vardı, tüccarlar vardı, plantasyon sahipleri vardı ve servet biriktiren aileler vardı.

Karşı tarafta ise toprağına el konulan, üretmeye zorlanan, emeği denetlenen, ürettiği değerin önemli bölümünü kaybeden toplumlar bulunuyordu.

Bugün yapılan yüzleşmenin gerçek anlamı da burada yatıyor.

Çünkü sömürgecilik yalnızca geçmişin siyasi haritasını değiştirmedi; Avrupa’nın servet haritasını da değiştirdi.

Ve o servet haritasının izleri, aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ Avrupa’nın bazı hanedanlarında, aile servetlerinde, şirketlerinde ve ekonomik kurumlarında görülebiliyor.

Hollanda Kraliyet Ailesi’nin 500 milyon euroluk bilançosu, işte bu çok daha büyük tarihin yalnızca görünen bir parçası.


TB / Euronews Türkçe, Cambridge University Press, National Bureau of Economic Research (NBER), London School of Economics, Modern Asian Studies, Revista de Historia Económica