back to top
Ana Sayfa Haberler Buğra Gökçe: Çilingirle Girilen Evden ‘Firari’ Manşetine

Buğra Gökçe: Çilingirle Girilen Evden ‘Firari’ Manşetine

İBB’ye yönelik davanın 51’inci duruşma gününde savunmasını yapan İstanbul Planlama Ajansı Başkanı ve şehir plancısı Doç. Dr. Buğra Gökçe, hakkındaki suçlamaların mesleki geçmişi ve yaşam pratiğiyle bağdaşmadığını belirterek, “Bu iddianame bana suç bulaştıramaz” dedi. Gökçe, gözaltı sürecinde kamuoyuna servis edilen görüntülerin bilinçli bir algı operasyonunun parçası olduğunu savunurken, yıllardır rant projelerine karşı mücadele ettiği için hedef alındığını söyledi.

Kamu Yararı Savunması

İBB davasının 51’inci gününde mahkeme heyeti karşısına çıkan Doç. Dr. Buğra Gökçe, savunmasının merkezine meslek yaşamını ve kamu hizmeti anlayışını yerleştirdi.

Kendisinin hiçbir zaman kişisel çıkar peşinde koşmadığını belirten Gökçe, şehir plancılığı mesleğini daima toplum yararı ekseninde yürüttüğünü söyledi. Deprem risklerinin azaltılması, ulaşım sorunlarının çözülmesi, barınma krizinin giderilmesi ve kentlerin planlanması gibi kamusal meseleler üzerine çalıştığını ifade eden Gökçe, tutuklu bulunduğu süreçte dahi bu sorunlar üzerine düşünmeye devam ettiğini anlattı.

Hakkında yaratılmak istenen profil ile gerçek yaşamı arasında büyük bir uçurum bulunduğunu vurgulayan Gökçe, “Eğer amacım haksız zenginleşmek olsaydı, görev yaptığım kentlerde çok farklı bir maddi hayat kurabilirdim. Ancak hayatım boyunca devlet memuru olarak yaşadım. Mal varlığım da yaşam koşullarım da ortadadır” dedi.

‘Attığım Her İmza Suç Delili Gibi Sunuluyor’

Savunmasının önemli bölümünü iddianameye ayıran Gökçe, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yaptığı yaklaşık 17 aylık dönemin neredeyse tamamının suç isnadına dönüştürüldüğünü söyledi.

İddianamenin attığı hemen her imzayı suçlama konusu yaptığını belirten Gökçe, bunun hukuki olmaktan çok siyasi bir yaklaşım izlenimi verdiğini ifade etti.

Daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde 13 yıl, Çankaya Belediyesi’nde 5 yıl, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde ise 8 yıl görev yaptığını hatırlatan Gökçe, akademik kariyerine de dikkat çekti. Yıldız Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nde şehir ve bölge planlaması alanında öğretim görevlisi olarak çalıştığını belirten Gökçe, yüzlerce şehir plancısının yetişmesine katkı sunduğunu anlattı.

“Bugün kamu kurumlarında görev yapan çok sayıda şehir plancısı bana hâlâ hocam diye hitap ediyor” diyen Gökçe, kamu hizmetinin ve akademik üretimin hayatındaki en önemli değerler olduğunu söyledi.

Gözaltı Sürecine İlişkin Dikkat Çeken İddialar

Savunmasında gözaltı sürecine ilişkin ayrıntıları da anlatan Gökçe, evinde bulunmadığı sırada polislerin o dönem nişanlısı olan Filiz Erdoğan’ın evine sabah saatlerinde çilingir yardımıyla girdiğini söyledi.

Durumu öğrendiğinde kendi iradesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğini belirten Gökçe, buna rağmen sıradan bir gözaltı prosedürünün ötesinde uygulamalarla karşılaştığını öne sürdü.

Emniyette üç kez fotoğrafının çekildiğini anlatan Gökçe, ilk fotoğrafın ardından yeniden çıkarıldığını, daha sonra farklı açılardan tekrar görüntülendiğini söyledi. Çekilen görüntülerin daha sonra bazı medya kuruluşlarına “firari şüpheli yakalandı” şeklinde servis edildiğini belirten Gökçe, bu durumun gerçeği yansıtmadığını ve kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturmayı amaçladığını savundu.

‘Rantın Parçası Olmadım’

Savunmasının en sert bölümünde geçmişte karşı karşıya kaldığı siyasi ve bürokratik baskılara değinen Gökçe, Ankara’da görev yaptığı dönemde bazı rant projelerine karşı çıktığı için sürgün niteliğinde görevlendirmelere maruz bırakıldığını söyledi.

İsmini vermediği bir siyasetçinin desteklediği projelere karşı çıktığını belirten Gökçe, bunun sonucunda Mezarlıklar Dairesi’ne gönderildiğini anlattı.

“Yazılar yazdım, raporlar hazırladım, rantla mücadele ettim” diyen Gökçe, yaklaşık 30 yıllık meslek yaşamının bugün hazırlanan iddianameyle kriminalize edilmeye çalışıldığını savundu.

Mahkeme heyetine hitaben konuşan Gökçe, “Bu iddianame bana suç bulaştıramaz. Rantın parçası olmadım. Bu suçlamalar benim için ağır bir hakarettir” ifadelerini kullandı.

Valilik Kararı Savunmasının Dayanaklarından Biri Oldu

Gökçe’nin savunmasında doğrudan değinmediği ancak daha önce kamuoyuyla paylaştığı bir belge de dosya açısından dikkat çekici bir tartışmaya işaret ediyor.

Gökçe’nin 57 gün önce yaptığı açıklamaya göre, İstanbul Valiliği’nin 3 Aralık 2025 tarihli ve İstanbul Valisi Davut Gül imzalı kararında, hakkında soruşturma izni verilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştı.

Valilik kararında, Gökçe’nin imzasının bulunduğu işlemin “tek başına sonuç doğurmayan ve sonucu encümen kararına bağlı bir işlem” olduğu belirtilerek, sorumluluk yüklenemeyeceği değerlendirmesi yapılmıştı.

Bu değerlendirme, Gökçe’nin bugün mahkemede dile getirdiği temel savunma hattıyla da örtüşüyor. Gökçe, kendisine yöneltilen suçlamaların büyük bölümünün bürokratik süreçlerde yer alan rutin imzalar üzerinden oluşturulduğunu ve bunların suç örgütü iddiasıyla ilişkilendirilmesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunuyor.

Dava Sadece Sanıkları Değil, Kamu Yönetimi Anlayışını Da Tartışmaya Açıyor

İBB davasının 51’inci gününde yapılan savunmalar, dosyanın yalnızca bireysel ceza sorumlulukları üzerinden değil, kamu yönetiminde bürokratların yetki ve sorumluluk alanlarının nasıl yorumlanacağı açısından da önemli bir tartışma yarattığını gösteriyor.

Gökçe’nin savunması, bir yandan kendisine yöneltilen suçlamaları reddederken, diğer yandan Türkiye’de kent politikaları, kamu yararı, bürokratik imza süreçleri ve yargısal müdahalenin sınırları üzerine daha geniş bir tartışmanın kapısını aralıyor.