İBB davasında 23 Mart 2025’ten bu yana tutuklu bulunan Buğra Gökçe’nin avukatları, tutukluluğun yasal süresinin sona erdiğini belirterek tahliye talebinde bulundu. Avukatlar, ilk tutuklama kararında yer alan “rüşvet almak” suçlamasının iddianamede bulunmadığına, geriye kalan örgüt üyeliği suçlamasının ise asliye ceza mahkemesinin görev alanına girdiğine dikkat çekerek azami tutukluluk süresinin dolduğunu savundu. Savunma makamı, Gökçe tahliye edilene kadar her gün yeni bir dilekçe sunacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik dava kapsamında tutuklu bulunan eski İBB Genel Sekreter Yardımcısı Buğra Gökçe’nin avukatları, müvekkillerinin tutukluluk halinin devamına ilişkin karara itiraz etti.
Avukatlar Aynur Tuncel Yazgan ve Deniz Yazgan tarafından hazırlanan dilekçede, Gökçe’nin 21 Mart 2025’te gözaltına alındığı, 23 Mart 2025’te ise tutuklandığı hatırlatıldı. Savunma, tutukluluk süresinin hesaplanmasında Gökçe hakkında yöneltilen suçlamaların hukuki niteliğinin esas alınması gerektiğini belirtti.
Avukatlara göre bir yıllık azami tutukluluk süresi 22 Mart 2026’da doldu. Dilekçede, varsa yasal uzatma süresinin de 22 Eylül 2026’da sona ereceği savunuldu. Bu nedenle savunma makamı, Gökçe’nin halen cezaevinde tutulmasının hukuki dayanağının kalmadığını ileri sürdü.
“İlk tutuklama kararındaki suçlama iddianamede yok”
İtirazın temel noktalarından biri, Gökçe’nin ilk tutuklama kararında yer alan suçlamalar ile daha sonra hazırlanan iddianame arasındaki fark.
Avukatlar, ilk tutuklama kararında Gökçe’ye “rüşvet almak” ve “suç örgütüne üye olmak” suçlamalarının yöneltildiğini, ancak hazırlanan iddianamede “rüşvet almak” suçlamasının bulunmadığını belirtti.
Bu nedenle Gökçe’nin tutukluluğunun fiilen Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi kapsamında değerlendirilen “örgüt üyeliği” suçlamasına dayandığını savunan avukatlar, söz konusu suç bakımından görevli mahkemenin ve buna bağlı azami tutukluluk süresinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Dilekçede, örgüt üyeliği suçunun asliye ceza mahkemesinin görev alanına girdiği ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi uyarınca bu suç bakımından azami tutukluluk süresinin bir yıl olduğu belirtildi. Savunma, bu sürenin belirli koşullarda uzatılabileceğini kabul etmekle birlikte Gökçe hakkında böyle bir uzatma kararının bulunmadığını ileri sürdü.
Avukatlara göre Gökçe 540 günü aşkın süredir tutuklu
Savunma dilekçesinde Gökçe’nin tutukluluk süresinin 3 Eylül’deki inceleme sırasında 529 güne ulaştığı, 12 Eylül itibarıyla ise 540 günü aştığı belirtildi.
Avukatlar, yasal sürenin dolmasına rağmen tutukluluğun sürdürülmesini “fazladan tutma” olarak değerlendirdi ve mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin kararının kaldırılmasını istedi.
Bu itirazın hukuki ağırlık noktası, Gökçe’nin suçlu olup olmadığına ilişkin esas tartışmadan önce, tutuklama tedbirinin hangi süre ve koşullarda uygulanabileceği sorusunda toplanıyor.
Tutukluluk, ceza yargılamasında hükümden önce uygulanan bir koruma tedbiri olduğundan, sürenin dolup dolmadığına ilişkin tartışma davanın esasından bağımsız olarak ayrıca önem taşıyor.
“Genel ifadeler kullanıldı, somut delil gösterilmedi”
Avukatlar, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 51 sanık hakkında verdiği tutukluluğun devamı kararının Gökçe bakımından yeterince kişiselleştirilmediğini de savundu.
Dilekçede mahkemenin “suçun vasıf ve mahiyeti”, “mevcut delil durumu”, “kaçma şüphesi” ve “delilleri etkileme şüphesi” gibi genel gerekçelere yer verdiği, ancak Buğra Gökçe açısından bu gerekçeleri somutlaştıran delillerin ortaya konulmadığı ileri sürüldü.
Savunma makamının itirazı burada yalnızca tutukluluk süresine değil, tutukluluğun devamı kararlarının kişiye özgü ve somut gerekçeler içerip içermediğine de uzanıyor.
İmza atmak “örgüt üyeliği” için yeterli mi?
Avukatlara göre Gökçe’ye yöneltilen örgüt üyeliği suçlamasının temelinde, İBB Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde bazı ihale evraklarına imza atması bulunuyor.
Savunma, bu imzaların Gökçe’nin kamu görevindeki rutin ve idari sorumluluklarının parçası olduğunu belirterek, bunların tek başına bir suç örgütüne üyeliği gösteremeyeceğini ileri sürdü.
Dilekçede, Gökçe’nin örgüt üyeliğine ilişkin somut bir eyleminin veya bu suçlamayı destekleyen kişiselleştirilmiş bir delilin ortaya konulamadığı savunuldu.
Bu değerlendirme, davanın daha geniş tartışmalarından biri olan kamu görevinin rutin işlemleri ile suç örgütüne iştirak arasında nasıl bir hukuki bağ kurulabileceği sorusunu da yeniden gündeme getiriyor.
“Tahliye edilene kadar her gün dilekçe vereceğiz”
Buğra Gökçe’nin avukatları, itiraz dilekçesinin yanı sıra dikkat çekici bir yöntem de belirledi. Savunma makamı, Gökçe tahliye edilene kadar her gün yeni bir dilekçeyle mahkemeye başvuracağını açıkladı.
Böylece dosyadaki tartışma, yalnızca tutukluluk süresinin hesaplanmasına ilişkin tek bir başvuruyla sınırlı kalmayacak. Avukatlar, her yeni başvuruda Gökçe’nin tutukluluğunun devam ettirilmesinin hukuki dayanağını yeniden mahkemenin önüne getirmeyi planlıyor.
Gökçe açısından kritik tarih ise 22 Eylül 2026. Avukatların hesabına göre uzatma süresi olarak değerlendirilebilecek dönem de bu tarihte sona eriyor.
Davanın esasına ilişkin yargılama sürerken Gökçe’nin tutukluluk durumuna ilişkin itiraz, böylece dosyanın başka bir kritik başlığını oluşturuyor: Bir kişinin suçlu olup olmadığına karar verilmeden önce cezaevinde tutulmasının hukuki sınırı nerede başlıyor ve nerede bitiyor? Savunma makamı, Buğra Gökçe bakımından bu sınırın çoktan aşıldığını savunuyor.












