Gazeteci Merdan Yanardağ, “siyasal casusluk” suçlamasıyla yaklaşık 11 aydır tutuklu. 162 sayfalık iddianamede ağır bir suçlama var, ancak Yanardağ ve avukatlarının ısrarla sorduğu en temel sorular hâlâ yanıt bekliyor: Hangi devlet adına casusluk yapıldı? Hangi istihbarat örgütü için? Hangi gizli bilgi temin edildi? Kime aktarıldı? Bu eylemin Yanardağ ile somut bağlantısı ne? 29 Eylül’de Silivri’de görülecek duruşma, artık yalnızca bir gazetecinin özgürlüğünü değil, Türkiye’de “casusluk” suçlamasının somut delilden mi yoksa siyasi yorumlardan mı üretildiği sorusunu da yeniden gündeme getirecek.
Türkiye’de ağır ceza tehdidi taşıyan bir suçlama yöneltildiğinde doğal olarak ilk yapılması gereken, suçlamanın ağırlığına uygun somut delillerin ortaya konulmasıdır.
“Casusluk” ise bunun en ağır örneklerinden biridir.
Bir gazetecinin başka bir devlet, istihbarat örgütü veya yabancı bir yapı adına faaliyet yürüttüğünün ileri sürülmesi, sıradan bir siyasi yorum değildir. Böyle bir suçlamanın karşılığı somut bir fiil, somut bir bilgi, somut bir aktarım ve bunlar arasında kurulmuş hukuken denetlenebilir bir bağ olmalıdır.
Merdan Yanardağ dosyasının düğümlendiği yer tam da burasıdır.
İddia ağırdır. Fakat Yanardağ ve avukatlarının sorduğu temel soruların yanıtı hâlâ dosyanın tartışma konusu olmaya devam etmektedir.
162 Sayfalık İddianamede En Temel Soru
Yanardağ, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün ile birlikte “siyasal casusluk” soruşturması kapsamında yargılanıyor.
Dosyada savcılık, 2019 İstanbul seçimleri sürecinde yabancı istihbarat servisleriyle bağlantılı bir casusluk faaliyeti yürütüldüğünü ve Yanardağ’ın bu yapılanmanın basın ayağında rol aldığını ileri sürüyor.
Savcılığın anlatımında Yanardağ’ın Hüseyin Gün ile çeşitli irtibat ve yazışmaları bulunduğu, bu ilişkiler üzerinden seçim sürecinin basın ayağının organize edildiği ve seçimlerin manipüle edilmesine yönelik bir faaliyette bulunulduğu iddia ediliyor.
Ancak Yanardağ’ın savunmasının merkezinde çok daha basit bir soru bulunuyor:
Casusluk hangi devlet için yapıldı?
Yanardağ bu soruyu duruşmalarda doğrudan sordu. Son mesajlarından birinde de aynı noktaya işaret ederek, “Hangi devlet için casusluk yapılmış?” sorusunun yanıtının iddianamede bulunmadığını savundu.
Bu nedenle dosyanın tartışması, yalnızca Yanardağ’ın kimlerle görüştüğü veya hangi gazetecilik faaliyetlerini yürüttüğü üzerinden ilerlemiyor.
Asıl mesele, bu temasların nasıl olup da “casusluk” suçunun maddi unsurlarına dönüştürüldüğünün gösterilip gösterilemediği.
Gazetecilik Faaliyeti Nerede Bitiyor, Casusluk Nerede Başlıyor?
Bir gazetecinin siyasetçilerle görüşmesi, seçim kampanyalarını izlemesi, siyasi aktörlerle temas kurması veya yayınlarında bir siyasi partiye ya da adaya ilişkin değerlendirmelerde bulunması tek başına gazetecilik faaliyeti sınırlarının dışında değildir.
Yanardağ’ın savunması da tam olarak bu noktaya dayanıyor.
Gazeteci, siyasi gelişmeleri izler.
Siyasetçilerle konuşur.
Kaynaklarla temas kurar.
Seçim kampanyalarını takip eder.
Siyasi aktörleri eleştirir veya destekleyen yorumlar yapabilir.
Bütün bunların ceza hukukunda “casusluk” olarak nitelendirilebilmesi için gazetecilik faaliyetinin ötesine geçen somut bir eylemin ortaya konulması gerekir.
İşte dosyada tartışılan kritik eşik budur.
Çünkü aksi durumda gazetecinin yaptığı her temas, daha sonra farklı bir siyasi bağlam içerisinde yeniden yorumlanabilir.
Bir telefon görüşmesi “örgütsel bağlantı”, bir haber “seçim manipülasyonu”, bir siyasi değerlendirme “operasyon”, bir kaynak ilişkisi ise “casusluk faaliyeti” olarak sunulabilir.
Bu yalnızca Merdan Yanardağ açısından değil, gazetecilik mesleğinin tamamı açısından ciddi bir belirsizlik alanı yaratır.
Mahkeme Ek Raporları Bekliyor
Dosyanın önemli ayrıntılarından biri de yargılamanın henüz bütün deliller bakımından tamamlanmamış olması.
Son duruşmada mahkeme, dosyadaki bazı dijital delillerin incelenmesi amacıyla BTK, Emniyet ve MİT’ten ek raporlar talep etti. Bu raporların duruşma sırasında henüz mahkemeye ulaşmadığı aktarıldı.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü bir tarafta 162 sayfalık kapsamlı bir iddianame ve “siyasal casusluk” gibi son derece ağır bir suçlama bulunuyor.
Diğer tarafta ise suçlamanın dayanaklarından olduğu belirtilen dijital materyaller konusunda mahkemenin hâlâ ek rapor beklediği bir yargılama süreci var.
Bu durumda soru kendiliğinden ortaya çıkıyor:
Bir insan yaklaşık 11 aydır tutukluyken, tutuklamanın dayanağı olarak gösterilen delillerin incelenmesi neden hâlâ devam ediyor?
Tutuklama Ceza Değildir
Türkiye’de tutuklama konusunda en temel hukuk ilkelerinden biri unutulmamalı:
Tutuklama ceza değildir.
Tutuklama, yargılama devam ederken belirli koşullar altında başvurulan istisnai bir koruma tedbiridir.
Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan kişi masumiyet karinesinden yararlanır.
Bu nedenle tutukluluk süresi uzadıkça, tutuklamanın gerekçesinin de her aşamada yeniden ve somut biçimde değerlendirilmesi gerekir.
Yanardağ yaklaşık 11 aydır cezaevinde.
Duruşma 29 Eylül’de yeniden görülecek.
Ve hâlâ aynı temel soru masada:
Tutukluluk gerçekten yargılamanın güvenliğini sağlamak için mi sürüyor, yoksa yargılama sonuçlanmadan fiili bir cezaya mı dönüşüyor?
Bir gazetecinin özgürlüğünden geçirilen her gün, daha sonra verilecek bir beraat kararıyla geri getirilemez.
TELE1 Dosyası Davanın Sınırlarını Aştı
Merdan Yanardağ dosyasını yalnızca sanığın tutukluluğu üzerinden okumak da eksik kalıyor.
Çünkü Yanardağ’ın tutuklanmasının hemen ardından çalıştığı TELE1’e kayyım atandı.
24 Ekim 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü “casusluk” soruşturması kapsamında TELE1’in sahibi olan şirkete TMSF’nin yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verildi. Savcılık, Yanardağ’ın kanalın fiili kullanıcısı olduğunu ve kanalı soruşturma kapsamında suç işlemek amacıyla kullandığını ileri sürdü.
Böylece bir gazeteci hakkındaki ceza soruşturmasının sonuçları sanık sandalyesinin dışına taşındı.
Bir televizyon kanalının yönetimi değişti.
Çalışanların geleceği belirsizleşti.
Yayın kuruluşunun mülkiyeti tartışma konusu oldu.
Ve nihayet TELE1 satışa çıkarıldı.
28 Milyon Liralık Satış İhalesi Durdu
TMSF, TELE1’i 28 milyon lira bedelle satışa çıkardı.
Ancak satış süreci de tamamlanamadı.
TELE1 çalışanlarının işçilik alacakları bakımından açılan davaların ardından TMSF satış ihalesini durdurdu. Haziran 2026’da ihale sürecinin durdurulduğu açıklandı.
Bu tablo ortaya çıktığında mesele artık yalnızca Merdan Yanardağ’ın tutukluluğu olmaktan çıkıyor.
Bir gazetecinin yargılandığı dosya, bir medya kuruluşunun yönetimine, mülkiyetine, çalışanlarına ve dolayısıyla toplumun haber alma hakkına kadar uzanıyor.
İşte bu nedenle Yanardağ dosyası, basın özgürlüğü açısından da ayrı bir önem taşıyor.
Yanardağ: “TELE1’in Ortadan Kaldırılmasıyla Alternatif Bir Model De Yok Ediliyor”
Yanardağ cezaevinden gönderdiği son mesajlarından birinde TELE1’in yalnızca kendisine yönelik bir soruşturmanın yan ürünü olmadığını savundu.
Kanalın doğrudan toplum tarafından finanse edilen bağımsız bir medya modeli oluşturduğunu belirten Yanardağ, TELE1’in ortadan kaldırılmasıyla alternatif bir medya modelinin de hedef alındığını ileri sürdü.
Bu değerlendirme Yanardağ’ın kendi iddiasıdır.
Ancak ortada doğrulanabilir bir süreç bulunuyor:
Yanardağ tutuklandı, TELE1’e kayyım atandı, kanal satışa çıkarıldı ve satış ihalesi daha sonra durduruldu.
Bu kronoloji, davanın yalnızca bir ceza dosyası olarak görülmesini zorlaştırıyor.
Ve Şimdi Tuğba Tekerek
Yanardağ dosyasının hemen yanında başka bir gazetecinin tutukluluğu da Türkiye’de gazetecilik ile ceza soruşturmaları arasındaki sınır tartışmasını yeniden gündeme getiriyor:
Tuğba Tekerek.
Tekerek, “Ailem Güvende” adı verilen LGBTİ+ operasyonları kapsamında gözaltına alındı ve 15 Eylül’de Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurullarında görev yapan yedi kişiyle birlikte tutuklandı. Yedi yedek kurul üyesi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Tekerek’e yöneltilen suçlamalar arasında Dernekler Kanunu’na muhalefet, müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek ve çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik suçları bulunuyor.
Gazeteciye yönelik soruşturmanın ise Gürcistan’daki LGBTİ+ hareketi ve seçimleri üzerine Kaos GL için hazırladığı bir haberle bağlantılı olduğu bildirildi.
Bu dosyada da tartışmanın merkezinde aynı soru var:
Gazetecilik faaliyeti ne zaman suç deliline dönüşüyor?
Bir Gazetecinin Haberini Suç Deliline Dönüştürmek
Tekerek’in tutuklanmasıyla ilgili uluslararası haber kuruluşları da gelişmeyi “Ailem Güvende” operasyonları bağlamında aktardı. Euronews, operasyonlar kapsamında Türkiye genelinde en az 60 kişinin tutuklandığını bildirdi; Tekerek ve Kaos GL yöneticileri bu tutuklamaların içinde yer aldı.
Burada iki farklı dosyayı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Merdan Yanardağ dosyası “siyasal casusluk” suçlaması üzerine kurulu.
Tuğba Tekerek dosyası ise LGBTİ+ faaliyetleriyle bağlantılı bir soruşturma çerçevesinde ilerliyor.
Fakat gazetecilik açısından ortak soru çok açık:
Gazetecinin yaptığı haber, kurduğu kaynak ilişkisi veya çalıştığı kurumla bağlantısı hangi noktada ceza soruşturmasının maddi deliline dönüşüyor?
Bu sınırın belirsizleşmesi yalnızca tutuklanan gazeteciyi etkilemez.
Gazetecilik mesleğinin tamamını etkiler.
Bir Ülkede Gazeteciler Haberleri Nedeniyle Cezaevine Giriyorsa
Gazetecilik, iktidarın hoşuna giden haberleri yapmak değildir.
Siyasetçilerin açıklamalarını aktarmak, seçimleri takip etmek, muhalefeti veya iktidarı eleştirmek, toplumsal hareketleri izlemek ve farklı kesimlerin sesini kamuoyuna taşımak gazeteciliğin temel faaliyetleri arasındadır.
Elbette gazeteciler de ceza hukukunun dışında değildir.
Ancak bir gazetecinin suç işlediği iddia ediliyorsa, gazetecilik faaliyeti ile suçun maddi unsurları arasındaki bağın somut biçimde ortaya konulması gerekir.
Aksi durumda ortaya çok daha tehlikeli bir tablo çıkar:
Gazeteci, yaptığı haberin içeriğinden değil, haber yaptığı kişinin kim olduğundan sorumlu tutulmaya başlanır.
Kaynağın kimliği gazetecinin suç deliline dönüşür.
Telefon görüşmesi suç deliline dönüşür.
Siyasi analiz suç deliline dönüşür.
Haber konusu suç deliline dönüşür.
Ve sonunda gazeteci, haber yaptığı dünyayı anlatmak yerine o dünyanın sanığı haline gelir.
29 Eylül’de Aynı Sorular Yeniden Sorulacak
Merdan Yanardağ’ın 29 Eylül’de Silivri’deki duruşmasında dosyanın tutukluluk ve delil durumu yeniden ele alınacak.
Son duruşmada mahkeme Yanardağ, İmamoğlu, Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında tutukluluğun devamına karar verdi ve duruşmayı 29 Eylül’e bıraktı.
Dolayısıyla 29 Eylül’de yalnızca yeni bir duruşma yapılmayacak.
Dosyanın merkezindeki sorular yeniden mahkemenin önüne gelecek:
Hangi devlet için casusluk yapıldı?
Hangi gizli bilgi temin edildi?
Bu bilgi kime aktarıldı?
Yabancı istihbarat örgütüyle kurulan somut bağlantı nerede?
Yanardağ’ın gazetecilik faaliyetleriyle casusluk arasında hangi somut fiil bulunuyor?
Yaklaşık 11 aylık tutukluluk hâlâ hangi somut gerekçeyle devam ediyor?
Ve belki de en önemlisi:
Bir gazeteci, yaptığı gazetecilik nedeniyle mi tutuklu, yoksa gerçekten gazetecilik faaliyetinin ötesine geçen somut bir casusluk fiili mi ortaya konuldu?
Soruların Cevabı Yoksa Tutsaklığın Cevabı Ne?
Selin Nakıpoğlu’nun BirGün’deki yazısının merkezindeki itiraz da tam burada anlam kazanıyor: Mesele Yanardağ’ın cezaevinde moralinin iyi olup olmaması değil, neden hâlâ cezaevinde olduğudur.
Bir tutsağın dimdik durması elbette önemlidir.
Dayanışma önemlidir.
Meslektaşlarının cezaevine gidip onu ziyaret etmesi önemlidir.
Ama hukuk açısından asıl mesele bunların hiçbiri değildir.
Asıl mesele, özgürlüğünden yoksun bırakmanın hukuki gerekçesinin her geçen gün daha somut ve daha ikna edici biçimde ortaya konulabilmesidir.
Çünkü tutuklama bir ceza değilse, 11 ay sonra hâlâ aynı sorunun sorulabiliyor olması başlı başına bir hukuk problemidir.
Merdan Yanardağ 29 Eylül’de yeniden hakim karşısına çıkacak.
Belki o gün dosyada yeni deliller olacak.
Belki beklenen raporlar gelecek.
Belki mahkeme farklı bir değerlendirme yapacak.
Ama değişmeyen bir gerçek var:
“Casusluk” gibi ağır bir suçlamanın olduğu bir dosyada, casusluğun kimin için yapıldığı sorusunun cevabı verilemiyorsa, toplumun bu soruyu sormasından daha doğal hiçbir şey yoktur.
Çünkü hukuk, gizem üzerine değil somut fiil, somut delil ve denetlenebilir gerekçe üzerine kuruludur.
Ve bir gazetecinin özgürlüğü söz konusu olduğunda, cevapsız bırakılan her soru biraz daha ağırlaşır.
Tutsaklık var.
Duruşma var.
İddia var.
İddianame var.
Ama hâlâ en temel soruların yanıtı yok.
- TB / BirGün, AA, DHA, T24, Medyascope, DW Türkçe, Euronews
- Casusluk Var, Ama Casusluğun Kimin İçin Yapıldığı Yok: Merdan Yanardağ 11 Ay Sonra Yine Hakim Karşısında - 27 Eylül 2026
- Marx ve İntihar: Milyonların Ortasında Yalnız Kalmak - 26 Eylül 2026
- Berlin’de Sandıktan Çıkan Elif Eralp’e Siyaset Duvarı: Cem Özdemir’in Şaşırtan Çıkışı Ne Anlama Geliyor? - 24 Eylül 2026












