CHP’de “mutlak butlan” kararının ardından büyüyen meşruiyet tartışması, şimdi de Parti Meclisi toplantısının ertelenmesine ilişkin imzasız bilgilendirme yazısıyla yeni bir boyut kazandı. CHP Parti Meclisi Üyesi Nurhayat Altaca Kayışoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı sert açıklamada, mevcut yönetimi “korkuyla hareket etmekle” suçladı ve yaşananların artık yalnızca parti içi bir kriz değil, halk iradesine yönelik müdahalenin parçası olduğunu savundu.
CHP Genel Başkanlık antetiyle yayımlanan ve Parti Meclisi üyelerine yönelik görevlendirme tebligatlarının henüz ulaşmadığını belirten kısa bilgilendirme notu, parti içindeki gerilimi yeniden görünür hale getirdi.
İmzasız şekilde paylaşılan yazıda, Parti Meclisi toplantısının tarihinin henüz belirlenemediği belirtilirken, toplantının ancak tebligat sürecinin tamamlanmasının ardından Genel Başkan tarafından duyurulacağı ifade edildi.
Ancak bu metin, CHP içindeki tartışmaları yatıştırmak yerine daha da büyüttü.
“İmza Atmaya Bile Cesaret Edemiyorsunuz”
Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çekici vurgu, yalnızca toplantının ertelenmesi değil; sürecin yürütülme biçimine yönelik eleştiriler oldu.
Kayışoğlu, “Kurultayı toplamıyorsunuz. Parti Meclisi’ni işletmiyorsunuz” diyerek mevcut yönetimin parti içi demokratik mekanizmaları fiilen durdurduğunu savundu.
Daha da sert olan bölüm ise imzasız bilgilendirme notuna ilişkin sözlerdi:
“Parti Meclisi toplantısının iptal yazısına cesaret edip imza bile atamıyorsunuz.”
Bu ifade, CHP’de son günlerde giderek derinleşen “meşruiyet” tartışmasının artık yalnızca mahkeme kararlarıyla sınırlı olmadığını; parti içi işleyişin kendisinin de sorgulanmaya başlandığını gösteriyor.
Çünkü siyasette bazen bir imzanın eksikliği bile büyük bir siyasal krizin göstergesine dönüşebilir.
Parti Krizinden Rejim Tartışmasına
Kayışoğlu’nun açıklaması, CHP içindeki birçok muhalif ismin son dönemde kullandığı daha geniş siyasal çerçevenin de devamı niteliğinde.
Açıklamada yaşananların “yalnızca bir parti meselesi olmadığı” özellikle vurgulanırken, sürecin halk iradesiyle doğrudan ilişkili olduğu savunuldu.
“Halkın seçtiğini halktan başka hiç kimse görevden alamaz” ifadesi, son dönemde CHP çevresinde giderek güçlenen “atanmış yönetim” eleştirisinin yeni bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Bu söylem aynı zamanda, “mutlak butlan” kararına karşı oluşan siyasi hattın meseleyi klasik bir hukuk tartışmasının ötesine taşıyarak demokrasi, temsil ve siyasal meşruiyet ekseninde kurmaya çalıştığını da gösteriyor.
CHP’de Kurumsal İşleyiş Tartışması Derinleşiyor
Parti Meclisi toplantısının yapılamaması ve bunun imzasız bir metinle duyurulması, CHP’deki kurumsal işleyiş krizini daha görünür hale getirdi.
Özellikle son haftalarda yaşanan gelişmeler — mahkeme kararı, genel merkeze polis girmesi, çift başlı yönetim görüntüsü ve parti içi sert açıklamalar — CHP’de yalnızca liderlik mücadelesi değil; kurumsal otorite krizinin de yaşandığını ortaya koyuyor.
Kayışoğlu’nun açıklaması bu nedenle yalnızca bireysel bir tepki değil; parti içinde büyüyen huzursuzluğun kamusal ifadelerinden biri olarak okunuyor.
Ve görünen o ki CHP’deki mücadele artık yalnızca kimin yöneteceği sorusu etrafında değil; hangi yönetimin siyasi, hukuki ve toplumsal olarak meşru kabul edileceği sorusu etrafında derinleşiyor.











