Fon ve borsa işlemleri üzerinden büyüyen tartışmada artık yalnızca milyonlarca liralık işlemler değil, bu işlemlerin yapıldığı şirketlerin nasıl denetlendiği ve kamu gücünü kullanan siyasetçilerin mal varlıklarının hangi mekanizmalarla izlenebildiği de tartışılıyor. Gazeteciler Alican Uludağ ve Bahadır Özgür’ün peş peşe yaptığı iki paylaşım, aynı sorunun iki ayrı yüzünü gösteriyor: Denetim mekanizmaları neden zamanında çalışmadı ve siyaset kurumunun servet karşısındaki denetim gücü nerede?
Sermaye piyasalarında haftalardır devam eden fon soruşturması, artık yalnızca borsa işlemleri ve fon hareketleri üzerinden yürüyen bir adli dosya olmaktan çıktı. Kamuoyuna yansıyan yüksek tutarlı işlemler, siyasi isimlerin adlarının tartışmaya girmesi, Sermaye Piyasası Kurulu’nun bazı şirket ve kişiler hakkında aldığı kararlar ve siyasetçilerin birbirinden farklı açıklamaları, Türkiye’de denetim mekanizmasının nasıl çalıştığı sorusunu da gündemin merkezine taşıdı.
Son olarak eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerine ilişkin iddialar gündeme geldi. YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Kaya çiftinin toplam 163 milyon 46 bin liralık yatırım karşılığında yaklaşık 2,17 milyar lira çektiğini öne sürdü. İddialara göre Kaya’nın 63 milyon 359 bin liralık yatırımından 1 milyar 344 milyon lira, eşi İlyas Kaya’nın 99 milyon 687 bin liralık yatırımından ise 826 milyon lira çekildi. Bu rakamlar henüz kamuoyuna açık MKK veya aracı kurum kayıtları üzerinden bağımsız biçimde doğrulanmış değil.
Kaya ise iddiaları kabul etmedi. Ancak 26 Eylül’de yaptığı açıklamayla AKP Genel Başkan Yardımcılığı dahil yürüttüğü tüm görevlerinden affını istediğini duyurdu. Kaya, iddiaların bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını istediğini ve makamının inceleme ve soruşturmanın üzerinde herhangi bir tartışmaya neden olmaması için siyasi ve vicdani sorumluluk aldığını açıkladı.
Tam bu noktada gazeteci Alican Uludağ’ın çağrısı geliyor.
Uludağ: Siyasi Etik Yasası Ve Malvarlığı Komisyonu
Alican Uludağ, TBMM’ye yaptığı açık çağrıda tartışmayı yalnızca Sayan Kaya dosyasına sıkıştırmak yerine bütün siyaset kurumunu kapsayacak bir denetim mekanizması kurulmasını istedi.
Uludağ’a göre TBMM, öncelikle Siyasi Etik Kanunu çıkarmalı, ardından eşit temsil esasına dayanan bir malvarlığı araştırma komisyonu kurmalı. Komisyonun bakanların, milletvekillerinin, siyasetçilerin ve bürokratların mal varlıklarını araştırmasını öneren Uludağ, kişilerin maaşlarıyla açıklayamayacakları bir mal varlığına veya harcama düzeyine ulaşmaları halinde bunun kaynağının açıklanması gerektiğini savundu.
Uludağ ayrıca kamu gücünün iş takipçiliği, nüfuz ticareti, rüşvet veya yolsuzluk amacıyla kullanılarak zenginleşme sağlandığının tespit edilmesi halinde bunun yargıya taşınmasını istedi.
Çağrının özü aslında tek bir isimle ilgili değil.
Bir siyasetçinin serveti hangi kurum tarafından, hangi yöntemle ve hangi sıklıkla denetleniyor?
Bu sorunun cevabı verilmeden, herhangi bir fon veya borsa dosyasının yalnızca kişisel işlemler üzerinden tartışılması, daha büyük denetim meselesini geride bırakıyor.
Bahadır Özgür: Denetimin Kendisi Denetimden Geçti
Gazeteci Bahadır Özgür ise tartışmanın başka bir noktasına dikkat çekti.
Özgür, Özata Denizcilik’i denetleyen Finansal Eksen Bağımsız Denetim AŞ’nin Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkisinin kaldırıldığını belirterek, 4 Mart 2026 tarihli SPK kararına işaret etti.
SPK’nın 4 Mart tarihli kararına ilişkin yayımlanan bilgilerde, Finansal Eksen’in bağımsız denetim çalışmalarında kalite kontrolüne ilişkin asgari gereklilikleri karşılamadığı ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırılıkların tespit edildiği aktarıldı. Şirketin bağımsız denetim alanındaki yetkisi sona erdirildi.
Özgür’ün dikkat çektiği çelişki tam burada ortaya çıkıyor:
Bir şirket denetleniyor.
Fakat o denetimi yapan kuruluşun kendisi, aylar sonra SPK incelemesine konu oluyor ve yetkisi kaldırılıyor.
Bu durum, yalnızca Özata Denizcilik açısından değil, sermaye piyasalarındaki bağımsız denetim zincirinin tamamı açısından yeni sorular doğuruyor.
Denetleyen kuruluş nasıl seçildi?
Hangi raporları hazırladı?
Hazırlanan raporlar hangi kurumlar tarafından kontrol edildi?
SPK’nın tespit ettiği mevzuata aykırılıklar hangi döneme ilişkin?
Ve en önemlisi, bağımsız denetim mekanizmasındaki sorunlar ortaya çıktığında, daha önce hazırlanmış raporların güvenilirliği yeniden inceleniyor mu?
Bir Tarafta Para, Diğer Tarafta Denetim
Fon soruşturmasıyla birlikte kamuoyuna yansıyan tabloyu yalnızca “kim ne kadar kazandı?” sorusuna indirgemek, meselenin önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor.
Çünkü sermaye piyasaları yalnızca yatırımcı ve şirketlerden oluşmuyor.
Aracı kurumlar var.
Portföy yönetim şirketleri var.
Bağımsız denetim kuruluşları var.
SPK var.
MKK var.
Borsada gerçekleşen işlemleri ve yatırımcı hareketlerini izleyen teknik altyapılar var.
Ve bütün bu mekanizmaların üzerinde siyasi iktidarın atadığı veya yönettiği kamu kurumları bulunuyor.
Bu nedenle denetim zincirinin herhangi bir halkasında ortaya çıkan sorun, yalnızca o şirketin meselesi olmaktan çıkıyor.
Bahadır Özgür’ün paylaşımının işaret ettiği nokta da tam olarak burada önem kazanıyor: Denetim mekanizmasının kendisi gerektiği gibi çalışmadığında, “kim denetliyor?” sorusu yerini “denetleyeni kim denetliyor?” sorusuna bırakıyor.
Gazeteciler Soruyor, Meclis Ne Yapacak?
Alican Uludağ’ın çağrısıyla Bahadır Özgür’ün işaret ettiği SPK kararı yan yana geldiğinde ortaya iki farklı fakat birbirini tamamlayan soru çıkıyor.
Birincisi siyaset kurumuna ilişkin:
Siyasetçilerin ve üst düzey kamu görevlilerinin mal varlıkları nasıl denetleniyor?
İkincisi sermaye piyasalarına ilişkin:
Şirketleri ve finansal işlemleri denetleyen kuruluşların denetimi nasıl yapılıyor?
Bu iki soru aslında aynı yere çıkıyor.
Şeffaflık.
Hesap verebilirlik.
Denetim.
Çünkü kamu görevi yapan kişinin mal varlığıyla ilgili kamuoyunun soru sorması için bir soruşturma sonucunu beklemek zorunda kalmadığı, bunun kuralları önceden belirlenmiş bir sistem içerisinde yürüdüğü bir düzen ile denetimin ancak büyük bir kriz çıktıktan sonra devreye girdiği bir düzen aynı şey değil.
Bugün tartışılan ise yalnızca Sayan Kaya’nın istifası değil.
163 milyon liralık yatırım iddiasının kaynağı nedir?
2,17 milyar liralık çekim iddiasının dayanağı nedir?
Bu işlemler hangi hesaplardan gerçekleştirildi?
Özata Denizcilik’in bağımsız denetimi hangi raporlarla yapıldı?
Finansal Eksen hakkında SPK’nın tespit ettiği mevzuata aykırılıklar hangi işlemleri kapsıyor?
Bu denetim sorunları neden şirket işlemleri kamuoyunun gündemine gelmeden önce tespit edilmedi?
Ve daha geniş soruyla:
Türkiye’de bir bakanın, milletvekilinin veya üst düzey bürokratın sahip olduğu mal varlığının görevinden aldığı maaş ve bilinen gelirlerle uyumlu olup olmadığını düzenli olarak araştıran bağımsız ve etkili bir mekanizma var mı?
Alican Uludağ’ın TBMM’ye çağrısı bu nedenle yalnızca bir gazetecinin siyasi önerisi olarak değil, mevcut denetim düzeninin nasıl çalıştığının sorgulanması açısından da önem taşıyor.
Bahadır Özgür’ün ortaya koyduğu SPK kararı ise sermaye piyasalarındaki başka bir halkayı gösteriyor.
Bir tarafta milyonlarca liralık işlemler.
Diğer tarafta milyarlarca liralık hareket iddiaları.
Arada ise denetim kurumları.
Şimdi gözler yalnızca soruşturmanın sonucunda değil, TBMM’nin, SPK’nın, savcılığın ve ilgili diğer kurumların bu soruların hangilerine, hangi belgelerle cevap vereceğinde.
Çünkü artık tartışmanın konusu yalnızca “Kim ne yaptı?” değil.
Asıl soru daha büyük:
Türkiye’de kim kimi denetliyor ve denetim mekanizması çalışmadığında bunun hesabını kim soruyor?
- TB / SPK kararları, Cumhuriyet, Sözcü, Kısa Dalga, Yeni Ankara, Hedef Halk ve gazeteciler Alican Uludağ ile Bahadır Özgür’ün kamuya açık sosyal medya paylaşımları
- Fon Skandalının Ardından Asıl Soru: Türkiye’de Kim, Kimi Denetliyor? - 27 Eylül 2026
- Fidan Atalay tutuklandı: Gazetecilik Soruşturmayı mı İzledi, Magazini mi? - 29 Ağustos 2026
- Şehrin Yalnızlığından Cemaatin Gölgesine - 19 Ağustos 2026












