Türkiyeli Ermeni gençlerle yaptığı söyleşi nedeniyle TCK 301’den yargılanan Tuğçe Yılmaz hakkındaki dava düşürüldü. Fon krizine ilişkin haberlerin ardından Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklanırken İsmail Saymaz hakkında ev hapsi kararı verildi. Aynı süreçte ev hapsinde bulunan Murat Ağırel, başka bir soruşturma kapsamında cezaevine gönderildi. Yalnızca 19–23 Ekim haftasında 14 gazetecinin duruşmasının bulunduğu Türkiye’de basın meslek örgütleri, gözaltılara, tutuklamalara, medya kuruluşlarına kayyum atanmasına ve erişim engellerine karşı 24 Ekim Cumartesi günü birçok kentte eş zamanlı eylem düzenleme kararı aldı.
Türkiye’de gazetecilerin yaptıkları haberler, görüştükleri kişiler ve kamuoyuna aktardıkları bilgiler nedeniyle karşı karşıya kaldıkları soruşturma ve yargılamalar, ekim ayının üçüncü haftasında yeni gelişmelerle gündeme geldi. Türkiyeli Ermeni gençlerin yaşadıklarını konu alan bir söyleşi nedeniyle yargılanan Tuğçe Yılmaz’ın davası düşerken, sermaye piyasalarındaki fon krizine ilişkin haber ve değerlendirmeleri nedeniyle işlem yapılan gazetecilerden ikisi tutuklandı, biri ev hapsine alındı. Gazeteci Murat Ağırel ise başka bir soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aynı günlerde basın meslek örgütleri, gazeteciliğin giderek ağırlaşan çalışma ve yargılama koşullarına karşı ortak bir eylem çağrısı yaptı.
Ermeni Gençlerle Söyleşi Davası Düştü
Gazeteci Tuğçe Yılmaz hakkında, 24 Nisan 2024’te yayımlanan “Türkiyeli Ermeni gençler anlatıyor: 109 yıldır süren yas” başlıklı söyleşisi nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında açılan davada karar verildi. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 20 Ekim’deki duruşmada Basın Kanunu’nun 26. maddesinde düzenlenen dört aylık dava açma süresinin geçtiğini belirleyerek davanın düşürülmesine hükmetti.
Yılmaz hakkında CİMER’e yapılan bir başvurunun ardından soruşturma başlatılmış, gazeteci 3 Haziran 2025’te Kadıköy İskelesi’nde kimlik kontrolü sırasında gözaltına alınmıştı. Geceyi karakolda geçiren Yılmaz, ertesi gün savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı. Yargılama sırasında savcılık, söyleşinin “Türkiye Cumhuriyeti devletini aşağılamak” suçunu oluşturduğunu ileri sürerek cezalandırılmasını talep etmişti.
Karar duruşmasında savunma yapan Yılmaz, yaptığı haber nedeniyle baskılara maruz kaldığını belirterek gazetecilik faaliyeti kapsamında hareket ettiğini söyledi ve beraatini istedi. Avukatı Deniz Yazgan ise dava açma süresinin geçtiğini, soruşturmanın bir CİMER başvurusuna dayandığını ve haberin iki Ermeni gencin duygularını aktaran bir söyleşiden oluştuğunu vurguladı.
Mahkemenin kararıyla yaklaşık iki buçuk yıl önce yayımlanan bir söyleşi nedeniyle başlayan süreç sona erdi. Ancak dava, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin kendi tarihleri ve toplumsal deneyimleri hakkında konuşmalarının bile gazeteciyi ceza yargılamasıyla karşı karşıya bırakabildiğini gösterdi. Haberin konusu iki gencin anlatılarıydı; yargılama sürecinde ise bu anlatıları kamuoyuna ulaştıran gazetecinin faaliyeti tartışıldı.
Fon Krizini Haberleştiren Gazeteciler Cezaevinde
Sermaye piyasalarındaki fon krizine ilişkin soruşturmalar sırasında gazetecilere yönelik işlemler de genişledi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fon işlemlerine ilişkin kamuoyunu yanıltıcı açıklamalar yaptıkları iddiasıyla gazeteciler Şaban Sevinç, Mustafa Balcı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında işlem başlattı.
9 Ekim’de Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında ilk aşamada imza yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı uygulanırken, savcılığın itirazı üzerine her iki gazetecinin adli kontrolü 10 Ekim’de ev hapsine çevrildi.
Fon krizinde bazı siyasetçilerin, kamu görevlilerinin ve yakınlarının yatırım işlemlerinden olağanüstü kazanç sağladığı iddiaları gündeme gelirken, bu iddiaları haberleştiren gazeteciler de soruşturmaların konusu oldu. Böylece sermaye piyasalarındaki işlemlerin nasıl gerçekleştiği ve denetim kurumlarının hangi kararları aldığı tartışması, aynı zamanda gazetecilerin bu ilişkileri araştırma ve kamuoyuna aktarma olanakları üzerinden yürümeye başladı.
Gazeteci Şaban Sevinç, ifadesinde fon krizinin kamuoyunda geniş bir tartışma yarattığını, kendisinin de haber ve değerlendirmelerini toplumu bilgilendirmek amacıyla yaptığını anlattı. Gazetecilerin haber ve yorumlarının ceza soruşturmalarına konu edilmesi, ekonomik ilişkilerin siyasal bağlantılarını araştıran basının çalışma alanını da doğrudan etkiledi.
Murat Ağırel Bu Kez Başka Bir Soruşturmada Tutuklandı
Ev hapsinde bulunan Murat Ağırel, 19 Ekim’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü başka bir soruşturma kapsamında tutuklandı. Alman vatandaşı iki kişinin Türkiye’de ve yurt dışında kurulan şirketler aracılığıyla kaynağı belirsiz yüksek miktarda parayı akladığı iddiasıyla başlatılan soruşturmada, aralarında Ömer Sarıgül ve Aylin Kotil’in de bulunduğu 15 kişi cezaevine gönderildi.
Ağırel hakkında verilen tutuklama kararının gerekçesi “üyesi olmadığı örgüte yardım etmek” olarak açıklandı. Gazeteci savunmasında, Sarıgül ailesine ilişkin kendisine ulaştırılan belgeleri yeterli bulmadığı için haber yapmadığını, buna rağmen soruşturmanın içine alındığını belirtti.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada Ağırel’in kamu yararını ilgilendiren haberleri nedeniyle uzun süredir tehdit ve baskılarla karşılaştığını belirterek serbest bırakılmasını istedi. Cemiyet, gazetecinin kendisine ulaşan belgeleri doğrulayamadığı için yayımlamadığını hatırlattı ve gazetecilerin haber kaynaklarıyla ilişkilerinin soruşturmalara konu edilmesinin halkın haber alma hakkı üzerindeki sonuçlarına dikkat çekti.
Ağırel’in kısa süre içinde önce fon krizi haberleri nedeniyle ev hapsine alınması, ardından başka bir soruşturma kapsamında tutuklanması, gazetecilerin haber hazırlama süreçlerinde ulaştıkları belgelerin, kurdukları ilişkilerin ve yayımlamadıkları bilgilerin de yargısal incelemelerin konusu hâline geldiği bir döneme işaret ediyor.
Bir Haftada 14 Gazeteci Hâkim Karşısında
Gazetecilere yönelik yargılamalar yalnızca son günlerde verilen tutuklama kararlarından oluşmuyor. 19–23 Ekim haftasında İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Dersim ve Giresun’da toplam 14 gazetecinin duruşması bulunuyor. Bu davalarda gazeteciler, haberleri, sosyal medya paylaşımları ve protestolara katılımları nedeniyle örgüt propagandası, örgüt üyeliği, örgüte yardım, hakaret, iftira, yanıltıcı bilgiyi yayma ve cumhurbaşkanına hakaret gibi farklı suçlamalarla yargılanıyor.
Bu tablo, gazetecilerin yalnızca haber hazırlarken değil, yayımladıkları haberlerin ardından da uzun yargılama süreçleriyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Duruşmalar, avukat görüşmeleri, adli kontrol yükümlülükleri ve tutukluluk kararları, basın çalışanlarının mesleki faaliyetlerini sürdürdükleri koşulların parçasına dönüşüyor. Bir gazetecinin aylar veya yıllar önce yayımladığı haber nedeniyle bugün mahkeme karşısına çıkması, yalnızca o kişinin çalışma yaşamını değil, aynı konuları araştıran diğer gazetecilerin çalışma koşullarını da etkiliyor.
Gazeteciler 24 Ekim’de Meydanlara Çıkıyor
Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalar, medya kuruluşlarına kayyum atanması ve haber sitelerine getirilen erişim engellerine karşı 24 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te ülke genelinde eş zamanlı eylemler düzenleyeceklerini duyurdu.
“Sansüre Hayır, Habere Özgürlük” çağrısıyla yapılacak eylemler, TELE 1’e kayyum atanmasının birinci yılına denk geliyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Antalya, Adana, Kocaeli, Van ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok kentte gazeteciler ve basın meslek örgütleri ortak basın açıklamaları yapacak.
Çağrıda gazetecilerin yanı sıra siyasi partiler, sendikalar, barolar, insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar da eylemlere davet edildi. Meslek örgütleri, medya kuruluşlarına yönelik müdahalelerle gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasını birlikte ele alarak basın özgürlüğünün yalnızca gazetecilerin mesleki sorunu olmadığını vurguladı.
Eylem çağrısında yer alan “Biz susarsak gerçekler karanlıkta kalır. Biz yazamazsak halk öğrenemez. Biz soramazsak iktidar sahipleri hesap vermez” sözleri, basın çalışanlarının yaşadıkları sorunlarla toplumun bilgi edinme hakkı arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.
Türkiye’de gazetecilik üzerindeki baskılar, yalnızca haberlerin yayımlanmasını engelleyen doğrudan yasaklarla sınırlı kalmıyor. Medya kuruluşlarının yönetimlerine müdahale edilmesi, haber sitelerine erişimin engellenmesi, gazetecilerin adli kontrol altında çalışması ve haberleri nedeniyle cezaevine gönderilmesi, toplumun hangi bilgilere ulaşabildiğini de belirliyor. Özellikle kamu kaynaklarının kullanımı, büyük sermaye hareketleri, siyasal ilişkiler ve tarihsel olarak tartışmalı konular üzerine yapılan haberlerin yargı süreçlerine taşınması, kamusal denetimin en önemli araçlarından biri olan gazeteciliğin hareket alanını daraltıyor.
Tuğçe Yılmaz’ın iki Ermeni gencin sözlerini aktardığı için yargılandığı, fon krizini araştıran gazetecilerin tutuklandığı ve medya kuruluşlarının yönetimlerine müdahalelerin sürdüğü bir dönemde yapılacak 24 Ekim eylemi, bu nedenle yalnızca basın çalışanlarının mesleki haklarını ilgilendirmiyor. Gazetecilerin hangi konuları araştırabileceği, kiminle konuşabileceği, hangi belgeyi inceleyebileceği ve hangi soruları sorabileceği, aynı zamanda toplumun kendisi hakkında ne kadar bilgi sahibi olabileceğinin sınırlarını da belirliyor.
Gazetecinin soru sormasının giderek daha ağır sonuçlar doğurduğu bir ülkede, yanıt vermesi gerekenlerin üzerindeki kamusal denetim nasıl sürdürülecek?
- NHA / bianet, Medyascope, Deutsche Welle Türkçe, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, ANKA Haber Ajansı, Euronews Türkçe, Ekonomim, TRT Haber, Sözcü, Habertürk, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği.












