back to top
Ana Sayfa Haberler Fon Krizinde İstifa, Esenyurt’ta Kayyum Değişikliği: Sorumluluk Makamdan Ayrılınca Sona mı Eriyor?

Fon Krizinde İstifa, Esenyurt’ta Kayyum Değişikliği: Sorumluluk Makamdan Ayrılınca Sona mı Eriyor?

Sermaye piyasalarını sarsan fon krizinin ardından SPK Başkanı Mahmut Sütcü istifasını sunarken Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik emekliliğini istedi. Aynı gün, Esenyurt Belediyesi’nde seçilmiş başkanın yerine atanan kayyum Can Aksoy’un görevine son verilerek yerine yeni bir isim getirildi. Grup Başkanvekili Murat Emir, ekonomi yönetimindeki ayrılıklara “Bu işi böyle kapatamazsınız” sözleriyle tepki gösterdi. Birbirinden farklı iki alanda yaşanan gelişmeler, kamu yönetiminde sorumluluğun nasıl dağıtıldığı ve hesap vermenin neden çoğu zaman görev değişikliklerine indirgendiği sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye’de aynı gün yaşanan üst düzey görev değişiklikleri, birbirinden farklı iki alanda benzer bir yönetim anlayışını görünür kıldı. Sermaye piyasalarında büyük bir fon krizinin ardından iki üst düzey ekonomi yöneticisi görevlerinden ayrılma başvurusunda bulunurken, Esenyurt’ta seçilmiş belediye başkanının yerine atanan kayyum da belediyeye yönelik yolsuzluk soruşturmasının ardından değiştirildi. Her iki gelişmede de kamuoyunun karşısına önce ağır iddialar, ardından görev değişiklikleri çıktı. Ancak bu değişikliklerin, ortaya çıkan sorunların nasıl oluştuğuna ve kamu denetiminin neden işlemediğine ilişkin soruları yanıtlayıp yanıtlamadığı belirsizliğini koruyor.

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütcü, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifasını sundu. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik ise Bakan Mehmet Şimşek’e emeklilik dilekçesini verdi. İki ayrılık, sermaye piyasalarında çok sayıda yatırım fonunun tasfiyeye alınması ve yatırımcıların birikimlerinin akıbetine ilişkin tartışmaların büyüdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Eylül ayında başlayan fon krizinde yedi portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonu tasfiyeye alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında piyasa dolandırıcılığı, nitelikli dolandırıcılık ve suç gelirlerinin aklanmasına ilişkin iddialar gündeme geldi. Çok sayıda kişi hakkında tutuklama ve mal varlığına yönelik tedbir kararları verilirken, fonlarda birikimi bulunan yatırımcılar da yaşanan gelişmelerin doğrudan muhatabı hâline geldi.

Ancak sermaye piyasalarındaki asıl sorun yalnızca soruşturmaya konu edilen işlemlerden ibaret değil. Fonların kuruluşundan faaliyetlerine, denetiminden tasfiyesine kadar uzanan süreçte kamu kurumlarının hangi kararları aldığı, hangi uyarıların değerlendirildiği ve yatırımcıların neden böylesine büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldığı soruları da yanıt bekliyor.

Murat Emir: “Asrın Vurgunu Patlıyor, Hesap Veren Yok!”

Grup Başkanvekili Murat Emir, SPK Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısının görevlerinden ayrılma başvurularına sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Yaşananları “asrın vurgunu” olarak nitelendiren Emir, istifa ve emeklilik kararlarının sorumluluk tartışmasını sona erdirmek için kullanıldığını savundu.

Emir açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Asrın vurgunu patlıyor, hesap veren yok! İşin içinden sıyrılma taktikleri hemen devreye giriyor. SPK Başkanı Mahmut Sütçü, ‘sağlık sorunları’ gerekçesiyle istifa ediyor. Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik, emeklilik dilekçesiyle veda ediyor. Görevden alma yok, soruşturma yok! Vurgunu yapanlar serbestçe geziyor, tövbe hesabına para yatıranın dosyası sessiz sedasız kapatılıyor. Esas sorumlular yerinde oturmaya devam ediyor. Bu işi böyle kapatamazsınız, hesap verilene kadar takipçisiyiz!”

Emir’in açıklaması, fon krizinin yalnızca finans kuruluşları ve piyasa aktörleri üzerinden ele alınmasına karşı, denetim yetkisi bulunan kamu kurumlarının da tartışmanın merkezine alınması gerektiği yönündeki siyasi eleştiriyi ortaya koydu.

Nitekim fon krizine ilişkin soruşturma kapsamında eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül hakkında da görevi kötüye kullanma gerekçesiyle soruşturma izni talep edilmiş, Hazine ve Maliye Bakanlığı ön inceleme için Teftiş Kurulunu görevlendirmişti. Böylece tartışma, tek tek piyasa işlemlerinden sermaye piyasalarını denetlemekle görevli kurumların işleyişine kadar genişledi.

Esenyurt’ta Seçilmiş Başkanın Yerine Gelen Kayyum da Görevden Alındı

Ekonomi yönetimindeki ayrılıklarla aynı gün Esenyurt Belediyesi’nde yaşanan gelişme ise kamu yönetimindeki başka bir çelişkiyi ortaya çıkardı.

30 Ekim 2024’te CHP’li Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasının ardından Esenyurt Belediyesi’ne kayyum olarak atanan İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy’un belediyedeki görevi sona erdirildi. Aksoy’un yerine Van Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Ulaş Akhan görevlendirildi. Aksoy’un vali yardımcılığı görevi ise devam ediyor.

Kayyum değişikliği, belediyede yürütülen yolsuzluk soruşturmasının ardından gerçekleşti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, belediyedeki bazı ihalelere fesat karıştırıldığı ve müteahhitlerden rüşvet alındığı iddialarıyla 7 Ekim’de operasyon başlatmıştı. Aralarında Can Aksoy tarafından görevlendirilen Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın da bulunduğu dokuz kişi tutuklandı.

Soruşturma kapsamında yapılan aramalarda yüksek miktarda döviz ve Türk lirası ele geçirildiği basına yansıdı. Belediye yönetimindeki ihale ve ödeme ilişkileriyle ilgili incelemeler sürerken, operasyonun ardından kayyumun değiştirilmesi Esenyurt’taki yönetim tartışmasını yeni bir aşamaya taşıdı.

Esenyurt’ta yaşananların dikkat çekici yanı, seçilmiş belediye yönetiminin yerine atanan idari yapının da kısa süre sonra yolsuzluk soruşturmasının konusu hâline gelmesi. Halkın oyuyla göreve gelen belediye başkanı uzaklaştırılmış, yerine merkezi yönetimin belirlediği bir kamu görevlisi atanmıştı. Şimdi ise bu yönetim dönemindeki işlemler nedeniyle belediyenin üst kadrolarında tutuklamalar yaşanıyor ve kayyum değiştiriliyor.

Böylece Esenyurt’ta seçmenlerin iradesiyle oluşan yönetimin yerini alan atanmış yönetimin nasıl denetlendiği, hangi kararları kimlerin aldığı ve belediye kaynaklarının nasıl kullanıldığı soruları yeniden gündeme geliyor.

Sandığın Yerine Atama, Denetimin Yerine Görev Değişikliği

Fon krizi ile Esenyurt Belediyesi’ndeki gelişmeler birbirinden farklı alanlarda yaşandı. Ancak her iki olay da Türkiye’de kamusal yetkinin nasıl kullanıldığına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçaları.

Sermaye piyasasında milyonlarca liralık birikimlerin yönetildiği fonlar üzerindeki denetim tartışılırken, yerel yönetimde halkın oylarıyla belirlediği belediye yönetiminin yerine getirilen görevlilerin uygulamaları soruşturma konusu oluyor. Birinde yatırımcıların birikimleri, diğerinde belediyenin kaynakları ve kent halkının temsil hakkı söz konusu.

Her iki alanda da karar alma yetkisi geniş, bu kararların sonuçlarına ilişkin kamusal denetim ise tartışmalı. Ekonomi yönetiminde üst düzey bürokratların ayrılması, fonların hangi koşullarda bu noktaya geldiğini kendiliğinden açıklamıyor. Esenyurt’ta kayyumun değiştirilmesi de atanmış yönetim dönemindeki belediye işlemlerinin bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulması ihtiyacını ortadan kaldırmıyor.

Burada üzerinde durulması gereken nokta, yöneticilerin kişisel özelliklerinden çok, onları böylesine geniş yetkilerle donatan yönetim ilişkileri. Kamu kurumlarında kararların dar bir çevrede toplandığı, denetim süreçlerinin toplumun doğrudan gözetimine yeterince açık olmadığı koşullarda, ortaya çıkan sorunlar çoğu zaman birkaç kişinin görevden ayrılmasıyla geçiştirilebiliyor.

Oysa kamu gücü kişilere ait bir ayrıcalık değil, toplum adına kullanılan bir yetki. Bu yetkinin kaynağı, kullanım biçimi ve sonuçları yurttaşların denetimine açık olmadığında, bir yöneticinin yerine başka bir yöneticinin getirilmesi yalnızca idari bir değişiklik olarak kalıyor.

Esenyurt örneğinde bu çelişki daha belirgin. Sandıkta seçilen yönetimin yerine atanan kayyum, iki yıl dolmadan başka bir kayyumla değiştiriliyor. Seçmenler ise kendi belediyelerinin yönetimine ilişkin kararların dışında bırakılmaya devam ediyor. Yerel demokrasinin temelinde bulunan seçme ve seçilme hakkı, böylece belediye yönetiminin fiilî işleyişinde belirleyici olmaktan uzaklaşıyor.

Fon krizinde ise tasarruf sahiplerinin birikimleri üzerinde etkili olan finansal kararlar ve denetim süreçleri, kriz ortaya çıktıktan sonra kamuoyunun gündemine geliyor. Kazancın özel ellerde toplandığı, zararın ve belirsizliğin ise geniş yatırımcı kesimlerinin yaşamına yayıldığı bir ekonomik ilişkiler düzeni, yalnızca bireysel hatalar üzerinden açıklanamayacak kadar derin bir soruna işaret ediyor.

Makamlar Değişiyor, Sorular Kalıyor

19 Ekim’de yaşanan gelişmelerin ortak özelliği, kamuoyunun karşısına yeni isimlerin ve yeni görev dağılımlarının çıkması. SPK Başkanı istifa ediyor, Bakan Yardımcısı emekliliğini istiyor, Esenyurt’ta kayyum değiştiriliyor. Ancak geride kalan sorular aynı ağırlıkla duruyor.

Fon krizinde denetim mekanizmalarının nasıl işlediği, yatırımcıların birikimlerinin hangi süreçlerden geçtiği ve kamusal sorumluluğun hangi aşamalarda yerine getirildiği açıklık bekliyor. Esenyurt’ta ise seçilmiş yönetimin yerine atanan görevlilerin belediye kaynaklarını nasıl yönettiği ve bu yönetimin hangi denetim mekanizmalarına tabi olduğu tartışılıyor.

Bir ülkede kamu kurumlarının güvenilirliği, yöneticilerin görevlerinden ayrılma biçimleriyle değil, kullandıkları yetkinin hesabını topluma ne ölçüde verebildikleriyle belirlenir. İnsanların birikimlerini, kentlerin kaynaklarını ve yurttaşların seçme hakkını ilgilendiren kararlar, yalnızca makam sahiplerinin değişmesiyle geçmişte kalmaz.

Türkiye’de bugün değişen koltuklardan çok, o koltuklarda alınmış kararların sonuçlarını konuşmak gerekiyor. Çünkü kamu yönetiminde asıl mesele kimin gittiği ya da kimin geldiği değil, bütün bu kararların bedelini kimin ödediği ve ortaya çıkan zenginlikten kimin yararlandığıdır.


  • NHA / Anadolu Ajansı, Demirören Haber Ajansı, İlke TV, TRT Haber, Medyascope, Reuters, Deutsche Welle Türkçe, Independent Türkçe, Gazete Oksijen, Habertürk