Beş yılı aşkın süredir kayıp olan Gülistan Doku dosyasında soruşturma derinleşirken, hastane kayıtlarının silindiği iddiasıyla iki kamu görevlisinin gözaltına alınması ve dönemin valisinin oğlu Mustafa Türkay Sonel’e ait kamuflajlı, silahlı fotoğrafların ortaya çıkması, yalnızca bir kayıp dosyasını değil; devlet içindeki koruma mekanizmalarını, kurumsal suskunluğu ve cezasızlık kültürünü yeniden tartışmaya açtı. Soru artık yalnızca Gülistan Doku’ya ne olduğu değil; bu karanlığın kimler tarafından büyütüldüğüdür.
5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin yürütülen soruşturmada yeni gelişmeler yaşandı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü dosya kapsamında, Tunceli Devlet Hastanesi bilgi işlem biriminde görevli Burçin Y. ve Yücel E., hastane kayıtlarının silindiği iddiasıyla “delilleri yok etme ve gizleme” suçlamasıyla gözaltına alındı.
Bu gelişme, soruşturmanın yalnızca bireysel şüphelilerle sınırlı olmadığını; kamu kurumları içinde delil karartma ihtimalinin de ciddi biçimde araştırıldığını ortaya koydu.
Delil Mi Silindi, Gerçek Mi Saklandı?
Başsavcı Ebru Cansu’nun dosyayı yeniden ele almasının ardından kurulan özel ekip, Gülistan Doku’nun kaybolmadan önceki gün ve kaybolduğu tarihe ait tüm KGYS kayıtları, PTS verileri ve güvenlik kamera görüntülerini yeniden toplamıştı. Toplamda 70 kamera ve yaklaşık 700 saatlik görüntü dosyaya dahil edildi.
Bu süreçte ortaya çıkan yeni görüntüler ve teknik incelemeler, uzun süredir “intihar” şüphesi üzerinden ilerletilen dosyada cinayet ihtimalini güçlendirdi. 14 Nisan’da 7 ilde eş zamanlı operasyon düzenlenmiş; aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ile oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de bulunduğu 12 kişi “kasten öldürme” şüphesiyle tutuklanmıştı.
Ancak soruşturmanın en çarpıcı boyutu, yalnızca cinayet şüphesi değil; yıllarca bu dosyanın neden ilerlemediği sorusudur.
Kamuflaj, Tabanca Ve Korunan Bir Dokunulmazlık
Soruşturma dosyasına giren yeni fotoğraflar, Mustafa Türkay Sonel’in savcılık ifadesiyle açık bir çelişki yarattı. Fotoğraflarda Sonel’in kamuflaj kıyafet giydiği, üzerinde tabanca taşıdığı ve uzun namlulu silahlarla poz verdiği görülüyor.
Oysa savcılık ifadesinde Mustafa Türkay Sonel, “Ben bu zamana kadar herhangi bir silah ya da tabancaya sahip olmadım. Airsoft isimli renkli boncuk atan tüfeklere merakım vardır” demişti.
Ortaya çıkan görüntüler ise yalnızca bu ifadeyi değil, daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Bir sivil, hangi yetkiyle kamuflaj kıyafetler içinde, silahlarla rahatça poz verebilir? Bu silahlar nasıl temin edildi? Kimler buna göz yumdu? Hangi makamlar bu görüntüleri görmezden geldi?
Bu mesele artık yalnızca bir kişinin yalan beyanı değil; devletin bazı çocuklarına tanıdığı görünmez dokunulmazlığın fotoğrafıdır.
Bagajdaki Cephanelik Ve Cevapsız Sorular
Mustafa Türkay Sonel’e ait olduğu öne sürülen aracın bagajında çok sayıda silah ve mühimmatın bulunduğu görüntüler de soruşturma dosyasına girdi. Uzun namlulu silahlar, tabancalar ve çeşitli mühimmatların yer aldığı fotoğraflar kamuoyunda büyük tepki yarattı.
Bir valinin oğlunun, kamusal alanda bu denli rahat biçimde silahlı bir profil sergilemesi; yalnızca bireysel bir “güç gösterisi” olarak değerlendirilemez. Bu, aynı zamanda kurumsal koruma, siyasal ayrıcalık ve denetimsizlik rejiminin somut yansımasıdır.
Türkiye’de sıradan yurttaşlar basit bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle soruşturma geçirirken, bazı isimlerin uzun namlulu silahlarla kamuflaj içinde dolaşabilmesi; adalet sisteminin kime karşı sert, kime karşı kör olduğunu da gösteriyor.
Gülistan Doku Dosyası Bir Kadın Cinayetinden Fazlası
Gülistan Doku dosyası artık yalnızca kayıp bir genç kadının akıbetini değil; Türkiye’de kadınların nasıl kaybedildiğini, faillerin nasıl korunduğunu ve devletin hangi noktalarda susmayı tercih ettiğini anlatıyor.
Bir genç kadın kayboldu. Ardından kayıtlar silindi. Tanıklar sustu. Kurumlar sustu. Yıllar geçti. Şimdi ise fotoğraflar konuşuyor.
Asıl yargılanması gereken belki de yalnızca sanıklar değil; bu suskunluğu mümkün kılan bütün yapı.
Çünkü bazen cinayet, sadece bir insanın ölümü değildir; hakikatin sistemli biçimde gömülmesidir.
- NHY / DHA, Hürriyet

















