İBB davasına ilişkin sosyal medya paylaşımları nedeniyle “kediotti” kullanıcı adıyla bilinen Meltem G.’nin gözaltına alınması, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla başlatılan soruşturma, eleştirel sözün değil; doğrudan taraf olmanın, tanıklık etmenin ve kamuoyuna aktarmanın cezalandırıldığı yönündeki kaygıları büyüttü.
Dezenformasyon Yasası Yine Devrede
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ilişkin davanın Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen duruşmasına dair sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle Meltem G. hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi kapsamında soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen düzenleme kapsamında gözaltına alınan Meltem G.’nin, duruşmada dinlenen Adem Soytekin’in babasının çıkışta söylediği sözleri paylaşması soruşturmanın gerekçesi olarak gösterildi. Başsavcılık açıklamasında, paylaşımın “halkı yanıltıcı ve gerçeğe aykırı” olduğu iddia edildi.
Ancak tartışma tam da burada büyüyor: Bir gözlem, bir tanıklık, bir söz aktarımı ne zaman “dezenformasyon” sayılır ve buna kim karar verir?
Tanıklık Mı, Suçlama Mı?
Meltem G., bir gün önce yaptığı paylaşımda, duruşma çıkışında Adem Soytekin’in babasının “Düşme oğlum dedim, düşme bunlara, bu savcılara düşme dedim. İmamoğlu inşallah Cumhurbaşkanı olacak” ifadelerini kullandığını aktarmıştı.
Bu paylaşım sonrası gelen tepkiler üzerine yeni bir açıklama yapan Meltem G., herhangi bir kişisel hedef göstermede bulunmadığını, yalnızca yaşananları kamuoyuna aktardığını belirtti. Ardından Silivri’de gözaltına alındığını, bunu da önce “yandaş basın” üzerinden öğrendiğini söyledi.
Son paylaşımında ise şu ifadeleri kullandı:
“İyiyim, dün bahsetmiş olduğum tüm beyanlar gerçektir ve konuyla ilgili şahitlerim de vardır. Vicdanen rahatım, gerisinin önemi yok.”
Bu cümle, artık yalnızca bireysel bir savunma değil; Türkiye’de eleştirel sözün geldiği eşiğin de özeti niteliğinde.
Savcılık Hakikatin Tek Sahibi Mi?
CHP’li avukat İsmail Emre Telci, gözaltı kararına sert tepki gösterdi. Duruşmaları yerinde takip ettiğini belirten Telci, ortada tanıkların ve kamera kayıtlarının bulunduğunu vurgulayarak, soruşturmanın hukuki değil siyasi bir refleks olduğunu savundu.
Telci, “TCK 217/A dediğimiz halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak suçlaması, halkı yanıltıcı bilgiyi yayanlar hakkında uygulanır; gerçekler için uygulanamaz” dedi.
Daha da önemlisi şu soruyu sordu:
“Bu nasıl iştir ki halkı neyin yanıltıp yanıltmadığına salt savcılık karar veriyor?”
Bu soru, yalnızca bu dosyanın değil, son yıllarda giderek genişleyen sansür mekanizmasının merkezindeki sorudur. Eğer hakikatin tanımı siyasal iktidarın takdirine bırakılırsa, gazetecilik de yurttaş tanıklığı da potansiyel suç alanına dönüşür.
Taraf Olmak Suç Haline Gelirken
Bugün Türkiye’de mesele yalnızca yanlış bilgiyle mücadele değil; iktidarın hoşuna gitmeyen bilginin bastırılmasıdır. Dezenformasyonla mücadele adı altında yürürlüğe giren TCK 217/A, giderek eleştirel gazeteciliğin, muhalif seslerin ve bağımsız tanıklığın susturulmasına dönük bir araca dönüşüyor.
Taraf olmak, adaletsizliğe itiraz etmek, gördüğünü söylemek, duyduğunu aktarmak… Bunların her biri artık yalnızca siyasal bir pozisyon değil; hukuki risk haline getiriliyor.
Oysa demokratik toplumlarda yurttaşın görevi susmak değil, tanıklık etmektir.
Bir duruşma salonunda söylenen bir sözün aktarılması suç sayılıyorsa, mesele yalnızca bir sosyal medya paylaşımı değildir. Mesele, kamusal gerçeğin kim tarafından kurulacağıdır.
Ve belki de bugün en büyük suç, hakikati unutmamaktır.
Kaynaklar:
- Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı açıklaması
- Meltem G.’nin sosyal medya paylaşımları
- CHP’li avukat İsmail Emre Telci’nin açıklamaları
- TCK Madde 217/A (“Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma”)
- İBB davası duruşma sürecine ilişkin kamuya açık bilgiler















