İran’da biri kadın olmak üzere üç tutuklunun Tebriz Merkez Cezaevi’nde idam edilmesi, ülkede ölüm cezasının yalnızca bir yargı aracı değil, aynı zamanda siyasal denetim ve toplumsal korku mekanizması olarak işletildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. İran İnsan Hakları Örgütü’ne göre, ülke 2025 yılında kadın idamlarında dünyada ilk sıraya yükselirken, artan infazlar rejimin baskıcı yüzünü daha görünür hale getiriyor.
Tebriz Cezaevinde Üç Yeni İdam
Iran Human Rights (IHRNGO) tarafından yayımlanan rapora göre, Tebriz Merkez Cezaevi’nde Hanife Avandi, Ekber Molayi ve Cevad Abedi isimli üç tutuklu idam edildi.
Raporda, Hanife Avandi’nin “kasten öldürme”, Molayi ve Abedi’nin ise “uyuşturucu bağlantılı suçlamalar” nedeniyle ölüm cezasına çarptırıldığı belirtildi. Avandi’nin 19 Nisan sabahı, diğer iki tutuklunun ise 22 Nisan’da infaz edildiği açıklandı.
İnsan hakları savunucuları, özellikle uyuşturucu suçları ve tartışmalı yargı süreçlerinde verilen idam kararlarının, İran’da hukuk sisteminin şeffaflıktan uzak işlediğine işaret ettiğini vurguluyor.
Hanife Avandi Dosyası: Zorla Evlilikten İdama
Rapora göre Hanife Avandi, henüz 17 yaşındayken ailesinin baskısıyla zorla evlendirildi. Beş yıl sonra ise evli olduğu Emirrıza isimli erkeği öldürdüğü iddiasıyla tutuklandı.
Tutukluluğu boyunca ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı ve doktor gözetiminde tutulduğu belirtilen Avandi hakkında, doktoru Davari tarafından hazırlanan raporlarda cezaevinde adaletsiz biçimde tutulduğu ve idam kararının bozulması gerektiği ifade edildi.
Buna rağmen infazın gerçekleşmesi, İran yargısında kadınların özellikle aile içi şiddet, zorla evlilik ve savunmasızlık koşullarında maruz kaldığı sistematik adaletsizliği yeniden gündeme taşıdı.
Ayrıca Avandi’nin isnat edilen fiili işlediği tarihteki kesin yaşının hâlâ netleştirilememiş olması, çocuk yaşta yargılama ve idam ihtimaline ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu.
Kadın İdamlarında Dünyanın İlk Sırası
Iran Human Rights verilerine göre İran, kadın idamlarının en yüksek olduğu ülke konumunda.
2025 yılı boyunca en az 48 kadının idam edildiği belirtilirken, bu rakamın bir önceki yıla göre yüzde 55 artış anlamına geldiği kaydedildi.
Bu tablo, yalnızca ceza politikalarının sertleşmesini değil; kadınların siyasal, toplumsal ve hukuki olarak daha ağır bir baskı altında tutulduğunu da gösteriyor.
Özellikle ahlak yasaları, zorunlu örtünme politikaları, ifade özgürlüğüne yönelik baskılar ve protestolara verilen sert cezalar düşünüldüğünde, idam cezası İran’da sadece bir hukuk meselesi değil, rejimin otoriter sürekliliğinin temel araçlarından biri olarak işliyor.
İdam, Hukuk Değil Rejim Enstrümanı
İran’da ölüm cezası uzun süredir yalnızca ağır suçlar için değil; siyasal muhalefet, toplumsal itiraz ve devletin “tehdit” olarak tanımladığı her alan için bir sindirme mekanizması olarak kullanılıyor.
Kadınlar ise bu sistem içinde hem patriyarkal hukuk düzeninin hem de siyasal baskının çift yönlü hedefi haline geliyor.
Düşünce özgürlüğünün sınırlandığı, kadın bedeninin devlet kontrolüne alındığı ve adaletin siyasal sadakat üzerinden dağıtıldığı bir düzende idam, yalnızca mahkeme kararı değil; rejimin topluma verdiği açık bir mesajdır: itaat et ya da yok ol.
Bu nedenle Tebriz’deki üç infaz, yalnızca üç insanın ölümü değil; İran’da hukukun yerini korkunun aldığını gösteren yeni bir karanlık kayıttır.
- İran’da İdam Devleti Kadınları da Hedef Alıyor - 29 Nisan 2026
- Samsun’da Şüpheli Kadın Ölümü - 28 Nisan 2026
- Adana’da Baba Dehşeti: Kızını Bıçakla Ağır Yaralayıp Kaçtı - 28 Nisan 2026













