back to top
Ana Sayfa Haberler Basın Özgürlüğü Erdoğan’ın Kürsüsünde Kaldı

Basın Özgürlüğü Erdoğan’ın Kürsüsünde Kaldı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, grup toplantısında muhalefeti “basına parmak sallamakla” suçlayıp basın özgürlüğü vurgusu yaparken, aynı salonda AKP’lilerin gazetecilere yönelik müdahalesi ve Süleyman Soylu’nun bir muhabire fiziksel engellemesi, iktidarın söylemi ile pratiği arasındaki derin çelişkiyi bir kez daha görünür hale getirdi. Türkiye’de gazetecilere yönelik baskılar sürerken, muhalefete yöneltilen suçlamaların iktidarın kendi siciliyle gölgelenmesi dikkat çekti.

Kürsüde Özgürlük, Salonda Baskı

AKP Meclis Grup Toplantısı sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında CHP’yi ve ana muhalefeti basına baskı uygulamakla suçladı.

Erdoğan, “Kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık” ifadelerini kullanırken, aynı dakikalarda basın locasında görev yapan gazeteciler ile AKP’li partililer arasında gerilim yaşandı.

Gazetecilerin hemen arkasında slogan atan partililer, “Gençlik burada, reisinin yanında” sloganlarıyla konuşmayı bastırınca, gazeteciler not almakta zorlandıklarını belirterek sessizlik istedi. Bunun üzerine bir partili gazetecilere dönerek, “Sesini kıs, gürültü yapıyorsun, Reis konuşuyor” diyerek tepki gösterdi.

Kameralara yansıyan görüntülerde bazı partililerin gazetecilere parmak salladığı da görüldü.

Bu tablo, Erdoğan’ın aynı anda basın özgürlüğünden söz ettiği bir anda yaşanması nedeniyle sembolik bir anlam kazandı.

Soylu’nun Müdahalesi De Tartışma Yarattı

Gerilim yalnızca grup toplantısı sırasında yaşanmadı. Erdoğan’ın konuşması öncesinde eski İçişleri Bakanı ve AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu ile bir NOW Haber muhabiri arasında da dikkat çeken bir gerginlik yaşandı.

Muhabir, Gülistan Doku dosyasına ilişkin soru yöneltmek ve görüntü almak isterken Soylu’nun fiziksel müdahalesiyle karşılaştı. İddiaya göre Soylu, gazetecinin koluna vurarak kayıt almasını engelledi.

Bu müdahale, Türkiye’de siyasetçilerin gazetecilere yönelik fiziksel ve sözlü baskılarının yeni bir örneği olarak kayda geçti.

Özellikle kamu yararı taşıyan soruşturmalar ve kayıp dosyalarına ilişkin soruların “rahatsız edici” bulunarak bastırılması, basın özgürlüğünün yalnızca anayasal bir hak değil, fiilen sürekli sınanan bir mücadele alanı olduğunu yeniden gösterdi.

Muhalefete Yöneltilen Suçlama, İktidarın Aynası

Erdoğan’ın konuşmasında CHP’yi hedef alarak basın özgürlüğü dersi vermesi, Türkiye’de son yıllarda gazetecilere yönelik gözaltılar, soruşturmalar ve tutuklamalar düşünüldüğünde ciddi bir çelişki doğurdu.

İktidarı eleştiren çok sayıda gazeteci; sosyal medya paylaşımları, haber içerikleri ya da canlı yayın yorumları nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgi yayma”, “örgüt propagandası” ya da benzeri suçlamalarla yargılandı.

Basına yönelik baskının yalnızca doğrudan sansürle değil; ekonomik kuşatma, akreditasyon engelleri, ilan ambargoları ve yargı sopasıyla sürdürüldüğü uzun süredir ulusal ve uluslararası raporlara da yansıyor.

Bu nedenle muhalefeti “basına parmak sallamakla” suçlayan bir iktidarın, aynı anda eleştirel gazeteciliği kriminalize eden bir pratik yürütmesi, yalnızca çifte standart değil; siyasal sorumluluğun tersyüz edilmesi olarak okunuyor.

Suçlama Değil Yansıtma

Siyasal iletişimde sık görülen yöntemlerden biri, kendi pratiğini rakibe yöneltmektir. Erdoğan’ın grup toplantısındaki açıklaması da bu bağlamda değerlendiriliyor.

Gazetecilere yönelik baskının görünür olduğu bir salonda, basın özgürlüğü savunusu yapmak; eleştiriyi savuşturmaktan çok, gerçeğin üzerini retorikle örtme çabası olarak değerlendiriliyor.

Sorulması gereken artık şudur: Basına gerçekten kim parmak sallıyor?

Çünkü bazen cevap kürsüde değil, kameraya yansıyan birkaç saniyelik görüntüde saklıdır.


  • NHY / ANKA Haber Ajansı, NOW Haber