back to top
Ana Sayfa Haberler Kapitalizmin Görünmez Şiddeti

Kapitalizmin Görünmez Şiddeti

Siyaset bilimci Pınar Bedirhanoğlu, Katman’da yayımlanan “Piyasada Nesnelleşen Sermaye Şiddetinin Ötesi ve Emekçiler” başlıklı yazısında, emekçilerin gündelik yaşamlarını kuşatan ekonomik, sosyal ve kültürel şiddet biçimlerini mercek altına aldı. Bedirhanoğlu, Fransız yazar Édouard Louis ile İngiliz yönetmen Ken Loach arasında geçen dikkat çekici bir söyleşiden hareketle, neoliberal kapitalizmin yalnızca yoksulluk üretmediğini; aynı zamanda güvencesizliği, borçluluğu ve toplumsal parçalanmayı da kalıcı hale getirdiğini savundu.

Emek Neden İsyan Etmiyor?

Bedirhanoğlu’nun yazısı, kapitalist toplumlarda en temel sorulardan biriyle açılıyor: Hayatlarının her alanında ekonomik ve toplumsal baskılara maruz kalan emekçiler neden kitlesel bir isyan geliştirmiyor?

Bu soruya yanıt ararken, Fransız yazar Édouard Louis ile işçi sınıfı temalı filmleriyle tanınan İngiliz yönetmen Ken Loach’un “Sanat ve Siyaset Konuşmaları” adlı kitapta yer alan tartışmasına başvuran Bedirhanoğlu, emekçilerin yalnızca ekonomik sömürüyle değil, çok katmanlı bir şiddet rejimiyle karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor.

Yazının merkezinde yer alan kavram ise “piyasada nesnelleşen sermaye şiddeti.” Bedirhanoğlu’na göre kapitalizm, sınıfsal tahakkümü yalnızca polis, mahkeme veya doğrudan baskı araçlarıyla değil; piyasa ilişkilerini doğal ve kaçınılmaz göstererek de yeniden üretiyor.

Neoliberalizm Ve Güvencesizlik Rejimi

Yazıda özellikle 1980 sonrasında dünya genelinde uygulanan neoliberal politikaların emekçi sınıflar üzerindeki etkilerine dikkat çekiliyor.

Sosyal devlet mekanizmalarının zayıflatılması, sendikal hakların budanması, güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması, reel ücretlerin gerilemesi ve borçluluğun sıradanlaştırılması, Bedirhanoğlu’nun değerlendirmesinde neoliberal dönemin temel özellikleri arasında yer alıyor.

Bu süreçte emekçiler yalnızca daha düşük ücretlerle yaşamaya zorlanmadı; aynı zamanda kredi sistemleri ve borçlanma mekanizmaları aracılığıyla piyasa ilişkilerine daha bağımlı hale getirildi.

Yazara göre bugün milyonlarca insanın sürekli borç içinde yaşaması ve geleceğe ilişkin güvencelerini kaybetmesi, sermaye şiddetinin görünür hale gelen yeni biçimlerinden biri.

Şiddetin Görünmeyen Yüzü

Bedirhanoğlu’nun dikkat çektiği önemli noktalardan biri de kapitalist sistemin şiddeti görünmezleştirme kapasitesi.

Ken Loach’un değerlendirmelerine atıf yapan yazar, neoliberal ideolojinin bireylere başarısızlıklarını toplumsal koşullar yerine kişisel eksiklikler üzerinden açıklattığını vurguluyor.

Bu yaklaşım, işsizliği, yoksulluğu ve güvencesizliği sistemsel sorunlar olmaktan çıkarıp bireysel başarısızlık hikâyelerine dönüştürüyor. Böylece sermaye düzeninin yarattığı yapısal eşitsizlikler görünmez hale gelirken, emekçiler yaşadıkları sorunların sorumluluğunu kendi omuzlarında taşımaya başlıyor.

Halk Sınıfları İçindeki Şiddet Tartışması

Yazının en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Édouard Louis’nin emekçi sınıflar içindeki baskı ve ayrımcılık biçimlerine ilişkin değerlendirmeleri.

Louis, işçi sınıflarını romantize eden yaklaşımlara mesafeli durarak, halk sınıflarının kendi içlerinde de kadınlara, eşcinsellere ve farklı kimliklere yönelik baskı mekanizmaları üretebildiğini savunuyor.

Bedirhanoğlu, bu tartışmayı aktarırken sınıfsal mağduriyet ile toplumsal tahakküm biçimlerinin birbirini dışlayan değil, çoğu zaman iç içe geçen olgular olduğuna işaret ediyor.

Bu yaklaşım, ekonomik sömürünün eleştirisiyle birlikte toplumsal cinsiyet, kimlik ve kültürel baskı mekanizmalarının da aynı bütün içinde değerlendirilmesi gerektiği fikrini öne çıkarıyor.

Güvenlik, Korku Ve Egemenlik

Yazının son bölümünde Loach ve Louis arasındaki dikkat çekici diyalog öne çıkıyor.

Loach, insanların dayanışmacı davranabilmesi için öncelikle kendilerini güvende hissetmeleri gerektiğini savunurken, Louis egemen sınıfların bütün güvenceye sahip olmalarına rağmen neden daha kapsayıcı davranmadığını soruyor.

Loach’un yanıtı ise Bedirhanoğlu’nun yazısının temel tezini özetler nitelikte:

“Çünkü onlar kendi güvenliklerini ancak başkalarının üzerine basarak idame ettirebilirler.”

Bu değerlendirme, kapitalist sistemde güvenlik, iktidar ve eşitsizlik arasındaki ilişkinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.

Kapitalizmin Medeniyet İddiasına Eleştiri

Bedirhanoğlu’nun yazısı, neoliberal kapitalizmin kendisini çoğu zaman özgürlük, bireysel başarı ve ilerleme söylemleri üzerinden meşrulaştırdığına dikkat çekiyor.

Ancak yazarın vardığı sonuç farklı: Piyasa mekanizmaları aracılığıyla işleyen sınıfsal şiddet, doğrudan baskı biçimlerinden daha az yıkıcı değil. Tam tersine, görünmez hale geldiği ölçüde daha kalıcı ve daha etkili.

Bu nedenle emekçilerin yaşadığı sorunları yalnızca ekonomik göstergeler üzerinden değil; borçluluk, güvencesizlik, dışlanma, korku ve gündelik yaşamın her alanına yayılan tahakküm ilişkileri üzerinden değerlendirmek gerekiyor.

Bedirhanoğlu’nun analizi, günümüz kapitalizmini yalnızca bir ekonomik sistem olarak değil, şiddeti olağanlaştıran ve görünmezleştiren kapsamlı bir toplumsal düzen olarak okumaya davet ediyor.


Kaynaklar

  • Pınar Bedirhanoğlu, “Piyasada Nesnelleşen Sermaye Şiddetinin Ötesi ve Emekçiler”, Katman