Almanya’nın 11 kentinde yaklaşık 10 bin kişi, aşırı sağın yükselişine karşı AfD’nin kapatılması için sokağa çıktı; protestolar, partinin anketlerde güç kazanmasının yarattığı toplumsal kaygının artık anayasal bir müdahale tartışmasına dönüştüğünü gösterdi.
AfD’nin yükselişine karşı sokaklarda itiraz
Almanya’da aşırı sağın yükselişi, hafta sonu ülkenin 11 kentinde düzenlenen gösterilerle yeniden gündemin merkezine taşındı. Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı eylemlerde, anketlerde güçlü bir konuma yükselen Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin kapatılması talep edildi.
Eylemleri organize eden “Prüf” adlı girişim, Almanya’nın iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “şüpheli aşırı sağcı” veya “kesin aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan siyasi partilerin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesini istiyor. Komedyen ve aktivist Nico Semsrott tarafından kurulan girişimin adı, “Prüfung rettet übrigens Freiheit” (Denetleme Özgürlüğü Korur) ifadesinin kısaltmasından oluşuyor.
Protestoların temelinde yalnızca AfD’nin siyasi yükselişine yönelik bir tepki değil, partinin demokratik düzen ve insan hakları açısından oluşturduğu iddia edilen tehdidin anayasal kurumlar tarafından değerlendirilmesi talebi bulunuyor. Göstericilerin taşıdığı “Bugün denetle – yarını koru” sloganları da bu yaklaşımı yansıtıyor.
Kapatma tartışmasının adresi Anayasa Mahkemesi
Almanya’da bir siyasi partinin yasaklanması, siyasi iktidarın tek taraflı kararıyla gerçekleştirilemiyor. Anayasa’nın 21. maddesi uyarınca parti kapatma sürecinin başlatılabilmesi için Federal Meclis, Federal Konsey veya federal hükümet tarafından Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerekiyor. Son kararı ise mahkeme veriyor.
“Prüf”, özellikle eyalet hükümetlerine çağrıda bulunarak eyaletlerin temsil edildiği Federal Konsey üzerinden bu anayasal sürecin işletilmesini talep ediyor. Girişim, talebini Özgürlük Hakları Derneği’nin haziran sonunda yayımladığı ve AfD’nin faaliyetlerinin insan onuru ile demokrasi ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşan hukuki rapora dayandırıyor.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde yalnızca “AfD kapatılsın mı?” sorusu bulunmuyor. Asıl mesele, demokratik sistemin kendisini demokratik yöntemleri kullanarak tehdit eden siyasi hareketlere karşı hangi noktada ve hangi hukuki mekanizmalarla harekete geçebileceği sorusunda düğümleniyor.
İstihbarat sınıflandırması hukuki süreci belirlemiyor
AfD açısından tartışmanın bir diğer önemli boyutunu ise Anayasayı Koruma Teşkilatı ile yargı arasındaki süreç oluşturuyor. Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı, Mayıs 2025’te AfD’yi “kesin aşırı sağcı” olarak sınıflandırmış, parti ise bu karara karşı yargıya başvurmuştu.
Köln İdare Mahkemesi, Şubat 2026’da görülen acil yargılama kapsamında, istihbarat teşkilatının söz konusu sınıflandırmasına ilişkin kararı kaldırmıştı. Bu karar, AfD’nin demokratik anayasal düzen açısından tartışmalı olmadığı anlamına gelmediği gibi, partinin kapatılmasına ilişkin ayrı bir anayasal yargı sürecinin de yerine geçmiyor.
Hafta sonundaki gösteriler, Almanya’da aşırı sağ tartışmasının artık yalnızca seçim sonuçları veya siyasi söylemler üzerinden yürütülmediğini ortaya koydu. AfD’nin yükselişi karşısında toplumun bir kesimi, siyasal mücadeleyle hukuki denetimin birlikte işletilmesini talep ediyor. Ancak parti kapatma gibi ağır bir anayasal müdahalenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, nihayetinde siyasi aktörlerin başvurusundan sonra Federal Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karara bağlı olacak.












