Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, Ekrem İmamoğlu’nun mesajını yayımlayarak YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper’in tutuklanmasına tepki gösterdi. İmamoğlu, yargılama tamamlanmadan uygulanan tutuklama tedbirlerinin “peşin cezaya” dönüşebileceğini savunurken, siyasi operasyonların ailelere kadar uzandığı iddiasıyla iktidara “Ailelerin peşini bırakın” çağrısı yaptı.
Özalper’in Tutuklanmasına Sert Tepki
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin sosyal medya hesabından Ekrem İmamoğlu imzasıyla yayımlanan açıklamada, Türkiye’nin gündemindeki operasyonların niteliği ve yargı süreçlerinin kullanım biçimi sert ifadelerle eleştirildi. Açıklamada, “sarayın ve yargı kollarının yürüttüğü operasyonların” hukuksuz ve zalimce olduğu ileri sürüldü.
Mesajda, kimsenin yargılanmaması gerektiğinin savunulmadığı özellikle belirtilirken, yargılama tamamlanmadan uygulanan tutuklama tedbirlerinin fiilen cezaya dönüşmesinin hukuk devleti açısından kabul edilemez olduğu savunuldu. İmamoğlu, YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper’in tutuklandığını üzüntüyle öğrendiğini belirterek, gözaltı ve tutuklama kararlarının kolaylaştırılmasının hak ve hukuk tartışmasını daha da derinleştirdiğini ifade etti.
Özalper, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 Ağustos’ta Manisa’da gözaltına alınmış, ardından Ankara’ya götürülmüş ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.
“Tutuklama Peşin Cezaya Dönüşmemeli”
İmamoğlu’nun açıklamasında tutuklama tedbirinin hukuki niteliği üzerinden önemli bir eleştiri öne çıktı. Tutuklamanın, hüküm kesinleşmeden uygulanan bir tedbir olduğunu hatırlatan açıklama, bu mekanizmanın cezalandırma aracına dönüşmesi halinde masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı bakımından ciddi sorunlar doğacağını savundu.
İmamoğlu ayrıca tutuklama ve gözaltı kararlarının yalnızca hakkında işlem yapılan kişiyi değil, onun ailesini ve yakın çevresini de etkilediğine dikkat çekti. “Bu insanların aileleri var, hayatları var” ifadeleriyle yürütülen adli işlemlerin insani sonuçlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.
Bu vurgu, Türkiye’de son dönemde siyasi aktörler hakkında yürütülen soruşturmalar etrafındaki temel tartışmalardan birine işaret ediyor: Yargı makamlarının bağımsızlığı ile siyasi iktidarın karar ve uygulamalarının birbirinden ayrılabildiğine dair kamuoyu güveni. İmamoğlu’nun açıklaması ise bu güven sorununun artık yalnızca hukuki değil, doğrudan siyasal bir mesele haline geldiğini savunuyor.
“Siyasi Hesaplaşma Ailelere Uzatılmamalı”
Açıklamanın en sert bölümlerinden biri, siyasi hesaplaşmaların ailelere ve yakın çevrelere taşındığı iddiasına ayrıldı. İmamoğlu, insanların eşlerinin, çocuklarının, kardeşlerinin ve arkadaşlarının hedef alınması üzerinden adalet sağlanamayacağını belirterek, aileler üzerinden baskı kurulmasını, gözdağı verilmesini ve intikam alınmasını adalet kavramıyla bağdaşmayan uygulamalar olarak nitelendirdi.
İmamoğlu, “Siyasetin de mücadelenin de bir ahlakı, bir sınırı vardır” ifadeleriyle siyasi rekabetin hukuk ve demokratik etik sınırları içinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamanın sonunda ise iktidara doğrudan seslenerek, “Hesabınız bizimle, karşınızda biz varız. Ailelerin peşini bırakın!” çağrısında bulundu.
Bu ifadeler, Özalper’in tutuklanması üzerinden daha geniş bir siyasi mücadele çerçevesinin kurulduğunu gösteriyor. İmamoğlu cephesi, yargı süreçlerinin muhalif siyaset üzerindeki etkisini yalnızca bireysel tutuklamalar bağlamında değil, siyasi alanın daraltılması ve muhalefet üzerinde caydırıcı baskı oluşturulması bağlamında değerlendiriyor.
Yargı Kararları Ve Siyasi Sorumluluk Tartışması
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin açıklaması, bir yandan tutuklamanın hukuki gerekçelerinin tartışılmasını isterken diğer yandan iktidarın yargı süreçleri üzerindeki etkisine ilişkin siyasi bir iddia ortaya koyuyor. Ancak Özalper hakkındaki soruşturmanın içeriği ve tutuklama kararının gerekçeleri konusunda yargı makamlarının kamuoyuna açıkladığı ayrıntılar sınırlı.
Bu nedenle tartışmanın sağlıklı bir zeminde yürütülebilmesi açısından iki alanın birbirinden ayrılması gerekiyor: Bir suç isnadının soruşturulması ve yargılanması başka, bu soruşturmanın siyasi amaçlarla yürütüldüğü iddiası başka bir mesele. İlk alanın ölçütü delil, hukuk ve usul; ikinci alanın ölçütü ise bağımsızlık, tarafsızlık ve kamuoyunun yargıya duyduğu güven.
İmamoğlu’nun açıklaması, tam da bu ikinci alandaki güven krizine dikkat çekiyor. “Siyasi değil” açıklamalarının kamuoyunu ikna etmeye yetmediğini savunan İmamoğlu, toplumun yürütülen operasyonların arkasındaki siyasi iradeyi gördüğünü ileri sürdü.
“Ailelerin Peşini Bırakın” Çağrısı
Açıklamanın merkezindeki “Ailelerin peşini bırakın” çağrısı, siyasi mücadelede bireysel sorumluluk ile yakınların hedef haline getirilmesi arasındaki sınırı tartışmaya açıyor. Demokratik hukuk düzeninde kişinin siyasi tutumu veya hukuki durumunun, aile bireylerine yönelik herhangi bir baskının gerekçesine dönüşmemesi gerektiği ilkesi, İmamoğlu’nun mesajının temel hukuki-siyasi dayanaklarından biri olarak öne çıkıyor.
İmamoğlu’nun mesajı aynı zamanda Özalper’in tutuklanmasını, Türkiye’de muhalefet alanı, yargı bağımsızlığı ve siyasi rekabetin sınırları konusunda daha geniş bir tartışmanın parçası olarak konumlandırıyor.
Öte yandan Özalper hakkındaki soruşturmanın hukuki akıbeti ve mahkemenin tutuklama gerekçesi, bundan sonraki tartışmanın somut zemini açısından belirleyici olacak. İddiaların yargı makamlarınca ortaya konulması ve savunma tarafının görüşlerinin kamuoyuna yansıması, siyasi açıklamalarla hukuki gerçeklerin birbirinden ayrılabilmesi bakımından önem taşıyor.













