EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Hizbullah terör örgütünün üst düzey yöneticileri olduğu belirtilen Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında verilen tahliye ve beraat kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Karaca, yeniden yargılama sürecinin hukuki dayanağının açıklanmasını isterken, kararın yalnızca iki sanığa özgü biçimde işletilen bir “kişiye özel hukuk” uygulaması olduğu iddiasını dile getirdi.
Tahliye Ve Beraat Kararı Meclis Gündeminde
EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesinde, Hizbullah terör örgütünün üst düzey yöneticileri olduğu belirtilen Edip Gümüş ile Cemal Tutar hakkında yürütülen yeniden yargılama sürecini ve verilen kararları sorguladı.
Karaca, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, haklarında uzun yıllar süren yargılamalar bulunan ve çok sayıda ağır suç isnadıyla yargılanan iki sanık hakkında kısa sürede yeniden yargılama yaparak beraat kararı verdiğini belirtti. Açıklamasında, bu kararın hukuki gerekçelerinin kamuoyuna açık ve denetlenebilir biçimde ortaya konulması gerektiğini savundu.
AYM Kararlarının Uygulanması Tartışma Yarattı
Karaca’nın açıklamasında en dikkat çekici başlıklardan biri, yeniden yargılamaya dayanak olarak gösterilen Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının kapsamına ilişkin değerlendirmeler oldu.
Milletvekili, AYM’nin geçmişte bazı Hizbullah sanıkları yönünden, ilk derece mahkemesinde askerî hâkim bulunmasını adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirdiğini hatırlattı. Ancak Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında doğrudan verilmiş bir AYM yeniden yargılama kararının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.
Karaca, aynı dönemde AYM kararlarının farklı siyasi davalarda uygulanmadığı yönündeki tartışmaları da hatırlatarak, “Kürt siyasetçiler ve Gezi tutukluları bakımından uygulanmayan AYM kararlarının, Hizbullah sanıkları söz konusu olduğunda hangi hukuki gerekçeyle farklı biçimde işletildiği” sorusunu Adalet Bakanlığı’na yöneltti.
“Deliller Nereye Gitti?” Sorusu
Karaca, yıllarca süren yargılamalarda dosyalara giren deliller, tanık anlatımları ve önceki mahkeme kararları dikkate alındığında, yalnızca birkaç ay içinde “somut delil yokluğu” gerekçesiyle beraat kararı verilmesinin kamu vicdanında ciddi soru işaretleri yarattığını belirtti.
Açıklamasında, gazeteci Namık Tarancı, DEP Mardin Milletvekili Mehmet Sincar ve çok sayıda siyasetçi ile yurttaşın öldürülmesine ilişkin dosyalara atıfta bulunan Karaca, yeniden yargılama sonucunda önceki delillerin nasıl değerlendirildiğinin kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanması gerektiğini savundu.
Milletvekili ayrıca, uzun yıllar firari durumda bulunan ve haklarında kırmızı bülten çıkarıldığı belirtilen sanıkların Batman’dan SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılmalarının da hukuki olarak açıklanması gereken bir başka konu olduğunu ifade etti.
Mağdur Yakınlarının Sürece Dahil Edilmediği İddiası
Karaca, yeniden yargılama sürecinde yaşamını yitirenlerin ailelerinin davaya katılımının sağlanmadığını ve bu nedenle karara karşı itiraz haklarının fiilen ortadan kaldırıldığını öne sürdü.
Adalet Bakanlığı’na sunduğu soru önergesinde, mağdur yakınlarının neden bilgilendirilmediğini, yeniden yargılamanın hangi usulle yürütüldüğünü ve bu konuda herhangi bir idari inceleme yapılıp yapılmadığını sordu.
Önergede ayrıca, yeniden yargılamadan yararlanarak tahliye edilen Hizbullah sanıklarının sayısı, firari durumda bulunan kişiler hakkında yürütülen işlemler ve 1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerde kamu görevlilerinin sorumluluğuna ilişkin yürütülen soruşturmalar hakkında da ayrıntılı bilgi talep edildi.
1990’lı Yıllarla Hesaplaşma Çağrısı
Karaca, açıklamasının sonunda Hizbullah cinayetleri, faili meçhul siyasi suikastlar ve devlet görevlilerinin olası sorumluluğuna ilişkin iddiaların kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini belirtti.
TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporları başta olmak üzere geçmiş resmi belgelerde yer alan tespitlerin yeniden incelenmesini isteyen Karaca, “Kim öldürdü, kim emir verdi, kim göz yumdu, kim korudu?” sorularının yanıtlanmasının yalnızca mağdur aileleri açısından değil, Türkiye’nin hukuk devleti ve demokratikleşme süreci açısından da zorunlu olduğunu ifade etti.
Söz konusu iddialara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı ve ilgili yargı mercilerinden haberin yayımlandığı saate kadar kamuoyuna yapılmış ayrıntılı bir değerlendirme bulunmuyor.










