Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın CHP’li belediye başkanlarına yönelik operasyonları kronolojik olarak sıraladığı paylaşım, son iki yıldır Türkiye siyasetinde yaşanan sert iktidar mücadelesinin belki de en çarpıcı özetlerinden birini sunuyor. Tek tek bakıldığında adli süreçler olarak görülebilecek olaylar, yan yana getirildiğinde bambaşka bir tablo ortaya çıkıyor: Sandıkta elde edilen siyasi başarı ile yargı süreçleri arasındaki dikkat çekici kesişme.
31 Mart 2024 yerel seçimleri, Türkiye siyasetinde yalnızca bir yerel seçim değildi. Cumhuriyet Halk Partisi, yaklaşık yarım asır sonra ilk kez Türkiye’nin birinci partisi oldu. Özellikle İstanbul’da elde edilen sonuçlar ise iktidar açısından yalnızca bir seçim yenilgisi değil, aynı zamanda uzun yıllardır kurulan siyasi hegemonyanın sarsılması anlamına geliyordu.
CHP, İstanbul’da Büyükşehir Belediyesi’ni yeniden kazanmakla kalmadı; Üsküdar’dan Gaziosmanpaşa’ya, Beyoğlu’ndan Beykoz’a kadar yıllardır AK Parti’nin yönettiği birçok ilçeyi de aldı. Bazıları 20, 30 hatta 35 yıl sonra el değiştiren bu belediyeler, yalnızca yerel yönetim değişikliği değil, seçmenin siyasi tercihindeki yön değişikliğinin sembolleri olarak görüldü.
Bir Tesadüf Mü, Bir Siyasi Desen Mi?
Fatoş Erdoğan’ın derlediği tabloya bakıldığında dikkat çeken ilk unsur, operasyonların önemli bölümünün CHP’nin uzun yıllar sonra kazandığı belediyelerde yoğunlaşması.
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandığında göreve geleli yalnızca yedi ay olmuştu. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan bir yıllık belediye başkanıydı. Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler görevinin ilk yılında tutuklandı. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe, Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu da benzer biçimde görevlerinin henüz ilk yıllarında yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldı.
Ortaya çıkan tablo, kamuoyunda şu sorunun daha sık sorulmasına neden oluyor:
Bu operasyonlar gerçekten yalnızca hukuki süreçlerin sonucu mu, yoksa yerel seçimlerde ortaya çıkan siyasi tablonun yeniden şekillendirilmesine yönelik bir müdahale mi?
Siyasetin Yeni Cephesi: Belediyeler
Türkiye’de uzun yıllar boyunca iktidar mücadeleleri TBMM, siyasi partiler ve merkezi yönetim üzerinden yürütüldü. Ancak son yıllarda yerel yönetimler siyasal mücadelenin en önemli alanlarından biri haline geldi.
Bunun en önemli nedeni, büyükşehirlerin ve ilçe belediyelerinin yalnızca hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkıp güçlü siyasi merkezlere dönüşmesi. Özellikle İstanbul gibi bir kentte belediye başkanlığı, artık yalnızca yerel bir görev değil; ülke siyasetinin geleceğini belirleyen pozisyonlardan biri olarak görülüyor.
Ekrem İmamoğlu’nun yükselişi de bu gerçeği görünür hale getirdi. 25 yıllık Refah Partisi-AK Parti yönetimini sona erdiren ve iki kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanan İmamoğlu’nun tutuklanması, birçok yorumcu tarafından bu nedenle yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir gelişme olarak değerlendirildi.
İddianamelerden Daha Uzun Süren Tutukluluklar
Listede dikkat çeken bir başka unsur ise bazı belediye başkanlarının aylarca, hatta bir yılı aşan sürelerle iddianame beklemesi.
Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın ve Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’nun dosyalarında hâlâ iddianame bulunmadığı belirtiliyor. Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin iddianamesi ise tutuklanmasından yaklaşık bir yıl sonra hazırlanabildi.
Hukukun temel ilkelerinden biri olan “makul sürede yargılanma” hakkı açısından bakıldığında, bu durum yalnızca bireysel özgürlükler açısından değil, seçmen iradesi açısından da tartışma yaratıyor.
Çünkü tutuklanan yalnızca bir kişi değil; milyonlarca seçmenin oyuyla oluşmuş bir temsil ilişkisi de fiilen askıya alınmış oluyor.
Tartışma Artık Belediyelerden Daha Büyük
Fatoş Erdoğan’ın ortaya koyduğu kronoloji, aslında belediye başkanlarının kişisel hikâyelerinden daha büyük bir tartışmaya işaret ediyor.
Mesele artık yalnızca CHP’li belediye başkanlarının yargılanması değil; seçimle ortaya çıkan siyasal iradenin hangi sınırlar içinde korunacağı meselesidir.
Demokratik sistemlerde iktidarlar seçimle gelir, seçimle gider. Bu nedenle seçim sonuçlarını değiştiremeyen siyasi aktörlerin yargı, bürokrasi veya idari mekanizmalar üzerinden yeni bir denge kurmaya çalıştığı yönündeki tartışmalar, yalnızca muhalefetin değil, demokrasinin geleceği açısından da önem taşır.
Bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında, kamuoyunda giderek güçlenen algı şudur:
31 Mart’ta sandıkta kaybedilen siyasi üstünlük, farklı araçlarla yeniden kurulmaya çalışılıyor.
Bu algının doğru olup olmadığına tarih karar verecek. Ancak kesin olan bir şey var: Türkiye’de yerel seçimlerin ardından başlayan mücadele artık belediyelerin sınırlarını çoktan aşmış durumda. Tartışılan şey yalnızca belediye başkanlarının geleceği değil, sandığın ürettiği iradenin ne kadar korunabildiğidir.
Kaynak: Gazeteci Fatoş Erdoğan’ın 19 Haziran 2026 tarihli sosyal medya paylaşımı, YSK yerel seçim sonuçları, kamuoyuna yansıyan yargı ve tutukluluk süreçleri.
- Sandıkta Kaybedilenin Yargıda Geri Alınma Çabası mı? - 19 Haziran 2026
- Ankara’dan Brüksel’e Redd-i Siyasi: AP Raporuna Sert Ret, Eleştirilere Kapalı İletişim Hattı - 18 Haziran 2026
- Murat Kapki’nin Oğlu İçin Kayıt Yenileme Krizi: Ceza Kime Kesiliyor? - 16 Haziran 2026











