back to top
Ana Sayfa Haberler Madenlerden Milyarlar Çıkıyor Ama Madenciler Neden Hak Arıyor?

Madenlerden Milyarlar Çıkıyor Ama Madenciler Neden Hak Arıyor?

Türkiye’nin dört bir yanında madenciler ücretlerini, kıdem tazminatlarını ve çalışma haklarını almak için eylem yaparken, madencilik sektörü milyarlarca dolarlık ihracat gerçekleştirmeyi sürdürüyor. DW Türkçe’de gazeteci Pelin Ünker tarafından yayımlanan kapsamlı araştırma, madencilikten yaratılan ekonomik değerin kimlere kazanç sağladığı, kamuya ne kadar pay kaldığı ve işçilerin neden hâlâ hak mücadelesi verdiği sorularını gündeme taşıyor.

Türkiye’de madencilik uzun yıllardır stratejik sektör olarak kabul ediliyor. Devlet tarafından çeşitli teşviklerle desteklenen sektör, yatırımcılar açısından önemli avantajlar sunuyor. Şirketler yatırım teşvik sistemi kapsamında KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, vergi indirimi, sigorta primi işveren hissesi desteği, faiz veya kâr payı desteği ve yatırım yeri tahsisi gibi çok sayıda uygulamadan yararlanabiliyor.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2024 yılında madencilik alanında 208 yatırım teşvik belgesi düzenlendi. Bu belgeler kapsamında yaklaşık 20,5 milyar liralık yatırım ve 2 bin 488 kişilik istihdam öngörüldü.

Bunun yanı sıra madencilik şirketleri devlet hakkı indirimleri, çeşitli Ar-Ge destekleri ve bazı durumlarda KDV iadesi gibi ek avantajlardan da yararlanıyor. Yeraltı kömür işletmelerine yönelik özel desteklerin süresi ise Cumhurbaşkanı kararıyla 2028 yılına kadar uzatıldı.

Ekonomideki Payı Sınırlı, İhracatı Büyük

Madencilik sektörü kamu politikalarında önemli bir yer tutmasına rağmen Türkiye ekonomisindeki ağırlığı görece düşük seviyede bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün Gayrisafi Yurtiçi Hasıla içindeki payı 2019 ve 2020 yıllarında yüzde 1,1, 2021 ve 2022 yıllarında yüzde 1,3 olarak gerçekleşti. Bu oran 2023 yılında yüzde 1’e, 2024 yılında ise yüzde 0,9’a geriledi.

Buna karşılık sektör ihracatını artırmaya devam ediyor. Yüksek maden mühendisi Necati Yıldız’ın İstanbul Maden İhracatçıları Birliği verilerine dayandırdığı hesaplamalara göre Türkiye’nin 2025 yılı maden ihracatı yaklaşık 6,21 milyar dolar oldu. Bunun yaklaşık 4,13 milyar dolarlık kısmını metal madenleri ve konsantreler, 2,08 milyar dolarlık bölümünü ise mermer ihracatı oluşturdu.

Bakır cevheri ve konsantresi ihracatı yaklaşık 630 milyon dolar, krom cevheri ihracatı yaklaşık 325 milyon dolar ve çinko ihracatı ise yaklaşık 476 milyon dolar gelir sağladı.

Ancak uzmanlara göre asıl mesele ihracatın büyüklüğü değil, yaratılan katma değerin düzeyi.

Katma Değer Sorunu

Necati Yıldız’a göre Türkiye’nin madencilik alanındaki temel sorunlarından biri, çıkardığı madenleri büyük ölçüde ham madde veya konsantre olarak ihraç etmesi.

Bu durum, yaratılan ekonomik değerin önemli bir bölümünün ülke dışında oluşmasına neden oluyor.

Krom buna önemli bir örnek oluşturuyor. Türkiye 2025 yılında yaklaşık 1 milyon 237 bin ton krom cevheri ihraç ederek yaklaşık 325 milyon dolar gelir elde etti. Ancak aynı cevherin Türkiye’de işlenerek ferrokroma dönüştürülmesi halinde ihracat gelirinin 712 ila 854 milyon dolar arasında olabileceği hesaplanıyor.

Bu da yalnızca krom örneğinde yaklaşık 450 ila 590 milyon dolar arasında değişen ek gelir potansiyelinin değerlendirilemediğini gösteriyor.

Benzer durum bakır için de geçerli. Türkiye’nin yaklaşık 630 milyon dolarlık gelir elde ettiği bakır konsantresi ihracatının, rafine bakıra dönüştürülmesi halinde yaklaşık 1 milyar dolarlık, kablo üretimine kadar ilerleyen bir sanayi zinciri kurulması durumunda ise yaklaşık 1,7 milyar dolarlık ihracat değerine ulaşabileceği belirtiliyor.

Uzmanlara göre sorun maden çıkarmamak değil; çıkarılan madeni yeterince işleyememek.

Kamuya Ne Kadar Pay Kalıyor?

Madencilikten elde edilen gelirin ne kadarının kamuya döndüğü de tartışmaların önemli başlıklarından biri.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılında madencilik şirketleri için yaklaşık 21,3 milyar liralık devlet hakkı tahakkuk etti. Ancak sistem gereği ödemeler takip eden yıl yapıldığından bütçeye kaydedilen gelirler farklı seviyelerde gerçekleşiyor.

Veriler son beş yılda toplam 48,4 milyar liralık devlet hakkı tahakkuk ettiğini, buna karşılık bütçeye kaydedilen gelirin yaklaşık 26,1 milyar lira olduğunu gösteriyor.

Bu farkın nedeni şirketlerin ödeme yapmaması değil; mevzuatta yer alan ödeme takvimi ve çeşitli indirim mekanizmaları.

Ancak rakamlar, doğal kaynaklardan elde edilen ekonomik değerin kamuya ne ölçüde döndüğü tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Necati Yıldız’a göre asıl değerlendirilmesi gereken konu, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan madenlerden yaratılan toplam ekonomik değerin ne kadarının kamu yararına kullanıldığı.

Madenci Eylemlerinin Gösterdiği Gerçek

Son dönemde Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan madenci eylemleri, tartışmayı yalnızca üretim ve ihracat rakamlarının ötesine taşıyor.

Bir yanda milyarlarca dolarlık ihracat yapan, teşviklerden yararlanan ve stratejik sektör olarak desteklenen bir madencilik yapısı bulunuyor. Diğer yanda ise ücretlerini, tazminatlarını ve çalışma haklarını almak için direnişe çıkan işçiler yer alıyor.

Bu tablo, madencilikte asıl sorunun yalnızca üretim miktarı olmadığını ortaya koyuyor. Tartışmanın merkezinde, yaratılan değerin nasıl paylaşıldığı sorusu bulunuyor.

Türkiye’nin önünde duran temel tercih de burada şekilleniyor: Çıkarılan madenleri düşük katma değerle ihraç eden mevcut modelin sürdürülmesi mi, yoksa madenlerin ülkede işlenerek daha fazla sanayi üretimi, daha yüksek istihdam, daha fazla vergi geliri ve daha adil bir gelir dağılımı yaratacak yeni bir modelin kurulması mı?

Bugün maden sahalarında yükselen itirazların özünde de bu soru yer alıyor:

Madenlerden milyarlar çıkıyorsa, bu zenginlikten kim pay alıyor?