Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Adana’da bir gecede yaşanan iki kadın cinayetinin ardından yaptığı paylaşımda hem memleket özlemini hem de kadınların yaşam hakkına yönelik sistematik tehditlere ilişkin kaygılarını dile getirdi. Tekin’in mesajı, yalnızca Reyhan Acar ve Hatice Mine Kocamaz’ın ardından yapılan bir taziye açıklaması değil; kadın cinayetlerinin önlenmesine yönelik kamu politikalarına ve uzun süredir devam eden tutukluluğunun yarattığı insani tabloya ilişkin güçlü bir çağrı niteliği taşıyor.
Cezaevinden Gelen Bir Memleket Mektubu
Yaklaşık 14 aydır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Adana’da peş peşe yaşanan kadın cinayetlerine ilişkin duygularını kamuoyuyla paylaştı.
Tekin, dört duvar arasında memleketinden gelecek her haberi umutla beklediğini belirterek, Adana ya da Seyhan adını duyduğunda televizyon ekranına koştuğunu ifade etti. Ancak bu kez karşısına çıkan haber, Seyhan’ın Gülbahçesi Mahallesi’nde 24 yaşındaki Reyhan Acar’ın silahlı saldırıyla öldürülmesi oldu.
Paylaşımında, cezaevinde olmanın memleketten gelen acı haberleri daha da ağır hissettirdiğini dile getiren Tekin, genç kadının yaşamını yitirmesinin ardından ailesinin yaşadığı acıyı düşündüğünü belirtti.
Bir Gecede İki Kadın Cinayeti
Oya Tekin’in paylaşımında dikkat çektiği ikinci olay ise Yüreğir ilçesinde yaşandı. Tekin, kendisini ziyaret eden avukatından aldığı bilgiyle, Pozantı Belediyesi çalışanı Hatice Mine Kocamaz’ın da boşanmak istediği eşi tarafından evinde öldürüldüğünü öğrendiğini aktardı.
Bir gecede aynı kentten iki kadın cinayeti haberinin gelmesini “yüreğini sıkan” bir tablo olarak nitelendiren Tekin, kadınlardan birinin sokakta, diğerinin ise en güvenli olması gereken yaşam alanı olan evinde öldürüldüğüne dikkat çekti.
Bu ifadeler, Türkiye’de kadın cinayetlerinin yalnızca kamusal alanlarda değil, aile içi şiddet bağlamında da yaşam hakkını tehdit eden temel sorunlardan biri olmayı sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koyuyor.
6284 Sayılı Yasa Vurgusu
Tekin, paylaşımında yıllardır kadın hareketinin ve hukuk örgütlerinin dile getirdiği temel talepleri de yineledi.
Kadınların öldürüldükten sonra değil, yaşarken korunması gerektiğini vurgulayan Tekin; tehditlerin zamanında tespit edilmesi, başvuruların ciddiyetle değerlendirilmesi ve koruyucu tedbirlerin gecikmeksizin uygulanmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
Özellikle 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un eksiksiz ve etkin biçimde uygulanmasının, benzer cinayetlerin önlenmesinde kritik rol oynadığını ifade eden Tekin, yaşam hakkının korunmasının devletin ve toplumun ortak sorumluluğu olduğunu belirtti.
Cezaevinden Gelen Sözler, Hukuk Tartışmalarını Da Hatırlatıyor
Tekin’in paylaşımı, yalnızca kadın cinayetlerine ilişkin bir değerlendirme olarak değil, aynı zamanda uzun süredir devam eden tutukluluğu nedeniyle farklı bir anlam da taşıyor.
Yaklaşık 14 aydır cezaevinde bulunan seçilmiş bir belediye başkanının, görev yaptığı kentte yaşanan acıları demir parmaklıklar ardından takip etmek zorunda kalması, kamuoyunda belediye başkanlarına yönelik yargı süreçleri ve uzun tutukluluk uygulamalarına ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme getiriyor.
Türkiye’de uzun tutukluluk uygulamaları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ve masumiyet karinesi çerçevesinde hukuk çevreleri tarafından uzun süredir tartışılan başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Her somut dosyanın hukuki koşulları farklı olmakla birlikte, tutukluluğun istisnai bir koruma tedbiri olması gerektiği yönündeki ilke, ulusal ve uluslararası hukukta temel güvenceler arasında yer alıyor.
Kadın Cinayetleri Karşısında Ortak Sorumluluk
Paylaşımının sonunda Reyhan Acar ve Hatice Mine Kocamaz’ın ailelerine başsağlığı dileyen Oya Tekin, mücadelelerinin hiçbir kadının yaşamdan koparılmadığı, hukukun herkesi eşit biçimde koruduğu bir ülke için sürdüğünü ifade etti.
Adana’da aynı gece yaşanan iki kadın cinayeti, bir kez daha kadınların yaşam hakkını koruyacak önleyici mekanizmaların etkinliği konusundaki tartışmaları gündeme taşırken; Silivri Cezaevi’nden gelen bu mesaj, hem kadın cinayetlerine karşı toplumsal sorumluluğu hem de hukuk devleti ilkesine ilişkin tartışmaları aynı metinde buluşturan güçlü bir vicdan çağrısı olarak öne çıktı.

















