İBB davasında tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin alınmaya devam edildiği 73. günde savunmaların ortak eksenini; somut delil, kaçma ve delilleri karartma gerekçelerinin yetersizliği, uzun tutukluluk süreleri ve tutuklamanın peşin cezaya dönüşmesi oluşturdu. Mahkeme heyetinin tutukluluk incelemesini perşembe günü yapması beklenirken, savunma makamı yalnızca bireysel tahliye taleplerini değil, davanın bütününde tutukluluğun bir yargılama tedbiri olmaktan çıkarak siyasal ve cezalandırıcı bir mekanizmaya dönüşüp dönüşmediğini de tartışmaya açtı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturma kapsamında açılan ve Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanığın yargılandığı davanın ikinci celsesinde, tutuklu sanıkların tahliye talepleri alınmaya devam ediyor. İkinci celsenin 73. gününde mahkeme, tutukluluk durumlarının yeniden değerlendirilmesine hazırlanırken savunmaların merkezine, tutuklamanın hukuki gerekçeleri ile sanıkların cezaevinde geçirdiği sürenin orantılı olup olmadığı yerleşti. Mahkemenin tutukluluk incelemesini perşembe günü gerçekleştirmesi bekleniyor.
Tutukluluk “Tedbir” Olmaktan Çıkıyor
Savunmalarda dikkat çeken ortak nokta, tutukluluğun artık soruşturmanın güvence altına alınmasına yönelik geçici bir tedbir olarak açıklanamayacak kadar uzaması oldu. Özellikle uzun süredir cezaevinde bulunan sanıkların avukatları, dosyada delillerin büyük ölçüde toplandığını, sanıkların kimliklerinin ve adreslerinin belli olduğunu, buna rağmen tutukluluğun otomatik biçimde sürdürülmesinin gerekçelendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Bianet’in duruşma aktarımına göre eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun avukatı Tuba Torun Erdoğdu, müvekkilinin sağlık sorunlarına ve geçirdiği tutukluluk süresine dikkat çekerek tahliye talebinde bulundu. İş insanı Bulut Aydöner de cezaevi koşullarına ve 17 aylık tutukluluk süresine işaret etti. Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ise kendisine yöneltilen Torun Center, Taşyapı ve plan değişikliği iddialarını reddederek belediye başkanı olarak yaptığı işlemlerin suçlamaya dönüştürüldüğünü savundu.
Bu tablo, davadaki temel hukuki tartışmayı da görünür hale getiriyor: Bir kişinin suçlu olup olmadığı henüz hükme bağlanmamışken, tutukluluk süresinin fiilen cezaya dönüşmemesi gerekiyor. Ancak savunma makamının anlatımında, özellikle aylar ve hatta 17 aya ulaşan tutukluluk süreleri nedeniyle bu sınırın aşılmakta olduğu ileri sürülüyor.
Belediyecilik Faaliyetleri Suçlama Dosyasına Dönüştü
Şahan’ın savunması bu açıdan davanın daha geniş siyasal ve idari boyutunu da ortaya koydu. Şişli Belediyesi’ndeki imar ve planlama işlemleri üzerinden yöneltilen suçlamalara karşı Şahan, belediye başkanı olarak mevzuat çerçevesinde yürüttükleri işlemlerin kriminalize edildiğini savundu ve “biz sadece işimizi hakkıyla yaptık” çizgisinde bir savunma yaptı.
Savunmaların bir başka ortak başlığı ise tutuklama gerekçelerinin somutlaştırılması oldu. Duruşma boyunca sanık ve avukatlar, isnat edilen fiiller ile tutukluluk tedbiri arasındaki bağın ayrıca kurulması gerektiğini savundu. Bu tartışma, davanın yalnızca yolsuzluk ve örgüt suçlamaları üzerinden değil, aynı zamanda ceza muhakemesinin en temel güvencelerinden biri olan özgürlük ve güvenlik hakkı bakımından da değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Öte yandan davada tutukluluk incelemesinin, sanıkların esas savunmalarından bağımsız bir prosedür olmadığı da görülüyor. İlk celseden ikinci celseye uzanan süreçte onlarca sanığın savunması alınırken tutukluluk süreleri de giderek uzadı. Haziran ayında yapılan önceki incelemelerde bazı sanıklar tahliye edilmiş, ancak davanın büyük bölümünde tutukluluk devam etmişti. Daha önceki incelemelerde mahkemenin dokuz sanık hakkında tahliye kararı verdiği de kayıtlara geçmişti.
Necati Özkan: “Kanun Ve Ahlak Dışı Faaliyetim Görülmedi”
73.günde söz alan İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan da tahliyesini talep etti. Özkan, hakkındaki suçlamaların dayandığı Eylem-13 bakımından dosyada suç unsurunun bulunmadığının anlatımlar yoluyla ortaya çıktığını savundu ve “Benim kanun ve ahlak dışı hiçbir faaliyetimin olmadığı heyetinizce görüldü” dedi.
Özkan’ın savunması, davadaki temel çelişkilerden birine işaret ediyor: Mahkemenin önünde henüz hükme bağlanmamış bir suç isnadı bulunurken, sanıkların özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının devamı için yalnızca suçlamanın varlığı yeterli görülmemeli. Tutukluluğun devamı, her incelemede somut ve güncel gerekçelerle ortaya konulmak zorunda.
Bu nedenle perşembe günü yapılması beklenen tutukluluk incelemesi, yalnızca kaç kişinin tahliye edileceği sorusuna indirgenemeyecek bir önem taşıyor. Asıl mesele, mahkemenin tutukluluğu istisnai bir koruma tedbiri olarak mı, yoksa yargılama sürecinin fiili sonucuna dönüşmüş bir özgürlük kısıtlaması olarak mı değerlendireceği.
Savunmanın Önündeki Asıl Sınav
İBB davasında tutukluluk tartışması, artık münferit sanıkların kişisel durumlarını aşmış durumda. 414 sanıklı, onlarca tutuklunun bulunduğu ve aylar süren bir yargılamada özgürlükten yoksun bırakmanın süreklilik kazanması, “tutuklama nedenleri hâlâ mevcut mu?” sorusunu her incelemede yeniden gündeme getiriyor.
Uluslararası adil yargılanma standartları bakımından da tutukluluğun makul süreyi aşmaması ve kişinin yargılama boyunca masumiyet karinesinden yararlanması temel ilkeler arasında. Dolayısıyla mahkemenin önündeki görev yalnızca dosyadaki suçlamaları değerlendirmek değil; aynı zamanda tutukluluğun her bir sanık bakımından gerçekten zorunlu olup olmadığını, daha hafif adli kontrol tedbirlerinin yeterli bulunup bulunmayacağını ve tutukluluğun artık cezalandırıcı bir niteliğe bürünüp bürünmediğini ortaya koymak.
İBB davasının bu aşamasında savunmaların giderek daha fazla “suç var mı?” sorusundan “tutukluluk neden hâlâ devam ediyor?” sorusuna yönelmesi bu nedenle kritik. Perşembe günü yapılması beklenen inceleme, mahkemenin yalnızca tahliye taleplerine vereceği yanıtı değil, tutuklama kurumunu davanın bütünü içerisinde nasıl konumlandırdığını da gösterecek.
- TB / Bianet, BirGün, Evrensel, T24, Bianet
















