CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, YSK’nın CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin başvuruyu reddetmesini yalnızca parti içi bir hukuki ihtilaf olarak değil, seçim yargısının sınırları, siyasi parti demokrasisinin güvencesi ve seçilmiş iradenin korunması bakımından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir karar olarak değerlendirdi. Çiftçi’ye göre YSK, seçim kurullarının gözetiminde gerçekleşen ve kesinleşen kurultay sonuçlarının hukuki varlığını koruma sorumluluğundan kaçındı.
Seçim Kurullarının Denetimindeki Kurultay
CHP’nin 38. Olağan Kurultayı, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın gözetim ve denetimi altında gerçekleştirildi. Genel başkanlık seçiminin iki tur halinde yapıldığı kurultayda oy verme, sayım ve tutanak işlemleri seçim kurulu denetiminde tamamlandı; sonuçlar yasal süresi içinde kesinleşti ve 8 Kasım 2023 tarihinde mazbata düzenlendi.
Ayrıca Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu’nun tespitlerine göre, kurultay sürecinde dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu veya temsilcileri tarafından seçim işlemlerine ilişkin herhangi bir itiraz da yapılmadı. Bu durum, kurultay sonuçlarının seçim hukuku bakımından tartışmasız biçimde kesinleştiğine işaret eden önemli unsurlar arasında gösteriliyor.
YSK’nın Gerekçesi Ve Tartışmanın Odağı
YSK, 22 Mayıs 2026 tarihli ve 2026/246 sayılı kararında, siyasi partilerin kongrelerinde yapılan organ seçimlerinin ilçe seçim kurulu başkanı hâkimin gözetim ve denetiminde gerçekleştirildiğini kabul etti. Kurul ayrıca, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesine atıf yaparak seçim sürecine ilişkin itirazların ilçe seçim kurulu başkanı tarafından incelenip kesin olarak karara bağlanacağını da vurguladı.
Buna karşın YSK, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz merciinin Yargıtay olduğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu reddetti. CHP yönetimi ise başvurunun amacının bir hukuk mahkemesi kararının temyiz incelemesini yaptırmak olmadığını, seçim yargısının kesinleştirdiği kurultay sonuçlarının ve mazbataların hukuki güvencesinin korunmasını talep etmek olduğunu savunuyor.
Çiftçi’nin değerlendirmesine göre YSK, tam da bu noktada seçim yargısının yetki ve sorumluluk alanına ilişkin temel ayrımı göz ardı etti. Tartışmanın merkezinde, adli yargının siyasi parti seçimleri üzerindeki müdahale kapasitesinin sınırları yer alıyor.
Kesinleşen İradeye Müdahale Endişesi
CHP cephesine göre mesele yalnızca geçmiş bir kurultayın sonucu değil; seçim kurulu denetiminde gerçekleşen ve kesinleşen siyasi parti seçimlerinin gelecekte ne ölçüde hukuki koruma altında kalacağı sorusu.
Çiftçi, seçim kurulu gözetiminde yapılan bir kurultayın sonuçları kesinleşip mazbata düzenlendikten sonra, uzun süre sonra açılan davalar yoluyla bu sonuçların etkisiz hale getirilebilmesinin seçim hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını savunuyor. Bu durumun yalnızca CHP’yi değil, gelecekte herhangi bir siyasi partinin kongresini, il veya ilçe örgüt seçimlerini ve genel başkanlık yarışlarını da etkileyebilecek bir emsal yaratabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle CHP yönetimi, yaşanan süreci bir parti içi çekişmeden çok, siyasi partiler hukukunun geleceği, demokratik temsil ilkesi ve sandık iradesinin korunması ekseninde değerlendirilmesi gereken bir hukuk ve demokrasi meselesi olarak tanımlıyor.
Demokratik Temsilin Korunması Tartışması
YSK’nın kararı, Türkiye’de siyasi partilerin iç işleyişi ile seçim yargısının yetki alanları arasındaki sınırların yeniden tartışılmasına yol açtı. Hukuki tartışmanın odağında ise şu soru bulunuyor: Seçim kurullarının denetiminde yapılan ve kesinleşen bir siyasi parti seçimi, seçim yargısının güvencesi dışında bırakılabilir mi?
CHP yönetimi bu soruya olumsuz yanıt verirken, kararın yalnızca bir kurultay uyuşmazlığı değil, demokratik temsil mekanizmalarının geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir dönüm noktası olduğunu savunuyor.
- CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin 22 Mayıs 2026 tarihli YSK kararı sonrası yaptığı açıklama.














