İstanbul merkezli 22 ilde 3 Şubat’ta düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı çalışanları Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt’un tutukluluğu sürüyor. Aynı soruşturma kapsamında tutuklanan gazeteci Müslüm Koyun ise yaklaşık beş ay sonra tahliye edildi. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu, soruşturma dosyasında gazetecilik faaliyetlerinin ve Uluslararası Basın Kartı ücretinin suç delili olarak değerlendirilmesine tepki gösterirken, gazeteci Gözde Şeker de meslektaşlarının serbest bırakılması çağrısında bulundu.
İSTANBUL — Türkiye’de siyasetçiler, gazeteciler, sendikacılar ve sivil toplum çalışanlarını kapsayan 3 Şubat 2026 tarihli geniş çaplı operasyonun üzerinden 200 gün geçti. Operasyon kapsamında gözaltına alınan Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanlarından Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt hâlâ cezaevinde tutuluyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) 22 Temmuz tarihli cezaevindeki gazeteciler listesinde Gayıp, Gürbüz ve Bayburt tutuklu gazeteciler arasında gösteriliyor. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) güncel kayıtlarında da üç gazetecinin tutuklama tarihi 6 Şubat 2026 olarak yer alıyor.
3 Şubat sabahı İstanbul merkezli 22 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda İçişleri Bakanlığı verilerine göre 96 kişi gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturma kapsamında toplam 110 kişi hakkında yakalama ve gözaltı kararı bulunduğunu açıkladı. Gözaltına alınanlar arasında siyasetçiler, sendikacılar, ekoloji aktivistleri ve ETHA çalışanı gazeteciler de vardı.
Başsavcılık, soruşturmanın Marksist Leninist Komünist Parti’ye (MLKP) yönelik yürütüldüğünü, şüphelilerin çeşitli kuruluşlar üzerinden örgütsel faaliyetlerde bulunduğunun iddia edildiğini açıkladı. Savcılık; etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin beyanlarını, dijital materyalleri, çevrim içi toplantılara ilişkin kayıtları, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporlarını ve iletişim kayıtlarını soruşturmanın dayanakları arasında gösterdi. Eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da operasyonun örgütün “gençlik, basın ve propaganda yapılanmalarına” yönelik olduğunu bildirmişti.
Gazeteciler ve avukatları ise dosyada gazetecilik faaliyetlerinin örgütsel faaliyet olarak yorumlandığını savunuyor.
Dört gazeteci tutuklandı, üçü hâlâ cezaevinde
Operasyon günü ETHA çalışanları Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz, Elif Bayburt, Müslüm Koyun ve Züleyha Müldür’ün de aralarında bulunduğu gazeteciler gözaltına alındı. Daha sonra Gayıp, Gürbüz, Bayburt ve Koyun tutuklandı.
Müslüm Koyun yaklaşık beş aylık tutukluluğun ardından tahliye edildi. Koyun, tahliyesinden sonra yaptığı açıklamada gazetecilik faaliyetlerinin soruşturmanın parçası haline getirilmesine tepki gösterdi. Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt’un ise tutuklulukları devam ediyor.
Dolayısıyla 21 Ağustos itibarıyla 3 Şubat operasyonunun 200’üncü günü geride bırakılırken, üç ETHA gazetecisi yaklaşık altı buçuk aydır tutuklu bulunuyor.
Haber takibi ve basın kartı ödemesi soruşturma dosyasında
Gazetecilere yönelik suçlamaların ayrıntıları, soruşturma ilerledikçe kamuoyuna yansıdı. Medyascope’un ulaştığı soruşturma belgelerine göre Pınar Gayıp’a haber amacıyla takip ettiği eylemler, duruşmalar ve gerçekleştirdiği röportajların yanı sıra Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın sembol isimlerinden Emine Ocak’ın cenazesine neden katıldığı da soruldu. Gayıp hakkında daha sonra “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla iddianame hazırlandı.
Dosyadaki en fazla uluslararası tepki çeken unsurlardan biri ise Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) basın kartıyla ilgili para transferi oldu.
IFJ’nin 18 Şubat’ta yayımladığı açıklamaya göre Nadiye Gürbüz’ün 2021 yılında Türkiye Gazeteciler Sendikası aracılığıyla Pınar Gayıp’ın Uluslararası Basın Kartı başvurusu için yaptığı 350 liralık ödeme soruşturma kapsamında sorgulandı. IFJ, söz konusu ödemenin rutin bir mesleki işlem olduğunu belirterek bunun şüpheli bir para transferi gibi değerlendirilmesini kınadı. Federasyon, dört gazetecinin o tarihte tutuklu yargılanmasına da tepki gösterdi.
Uluslararası Basın Kartı’nın 1927’den beri IFJ tarafından üye kuruluşlar aracılığıyla gazetecilere verilen mesleki bir kimlik olduğunu belirten federasyon, kart ücretinin üretim ve idari giderler için tahsil edildiğini vurguladı.
Pınar Gayıp için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru
MLSA Hukuk Birimi, yaklaşık altı aylık tutukluluğunun ardından Pınar Gayıp adına 20 Temmuz’da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Başvuruda Gayıp’ın tutuklanmasına dayanak olarak gösterilen unsurların gazetecilik faaliyetlerinden oluştuğu savunularak kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade ve basın özgürlüğü ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği ileri sürüldü. MLSA, Gayıp’ın 2015’ten bu yana ETHA’da muhabir ve editör olarak çalıştığını ve TGS üyesi olduğunu da başvurusunda kaydetti.
Gazeteciler hakkındaki suçlamalar henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü anlamına gelmiyor. Üç gazeteci, haklarındaki yargı süreçleri devam ederken tutuklu bulunuyor.
Basın özgürlüğü tartışmasının ötesinde bir mesele
Gazetecilerin uzun süre tutuklu yargılanması, Türkiye’deki basın özgürlüğüne ilişkin daha geniş tartışmanın da bir parçası.
TGS, cezaevindeki gazeteciler listesini hazırlarken dosyaları gazetecilik faaliyetleri açısından incelediğini belirtiyor ve gazetecilerin yaptıkları haberler veya söyledikleri sözler nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılmaması gerektiğini savunuyor. Sendikanın 22 Temmuz tarihli listesinde Türkiye genelinde 12 gazeteci ve medya çalışanı bu kapsamda cezaevinde gösteriliyordu.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı da 3 Şubat operasyonlarını izlemeye alarak ilk gün beş ETHA gazetecisinin de aralarında bulunduğu 96 kişinin gözaltına alındığını kayda geçirdi.
Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ise ETHA dosyasına ilişkin açıklamasında gazetecilerin mesleki faaliyetlerinin kriminalize edilmesine karşı çıktığını ve tutuklu gazetecilerle dayanışma içinde olduğunu bildirdi.
Gözde Şeker: “Bu artık son bulmalıdır”
Gazeteci Gözde Şeker de 3 Şubat operasyonunun üzerinden 200 gün geçmesi nedeniyle yaptığı sosyal medya paylaşımında tutuklu meslektaşlarıyla dayanışma çağrısı yaptı.
Şeker, mesajında, “Gazeteci ne yaparsa onu yaptılar ama özgürlükleri gasp edildi. 200 gün oldu, bu artık son bulmalıdır” ifadelerini kullandı.
Aradan geçen 200 günün ardından tartışmanın merkezinde iki farklı yaklaşım bulunuyor: Savcılık, gazeteciler hakkındaki işlemleri terör soruşturmasının bir parçası olarak değerlendirirken; gazetecilerin avukatları, meslek örgütleri ve basın özgürlüğü kuruluşları dosyada haber takibi, röportaj, cenaze ve gösteri izleme ile mesleki basın kartı işlemleri gibi gazetecilik faaliyetlerinin suç deliline dönüştürüldüğünü savunuyor.
Yargı süreci devam ederken kesin olan ise şu: 3 Şubat’ta başlayan operasyonun 200’üncü gününde Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt hâlâ cezaevinde ve haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmaksızın tutuklu yargılanıyor.










