back to top
Ana Sayfa Haberler Madencinin 10 günlük Direnişi: Bakanlığın Kapısında Ücret ve Tazminat Bekleyişi

Madencinin 10 günlük Direnişi: Bakanlığın Kapısında Ücret ve Tazminat Bekleyişi

Doruk Madencilik ve Elazığ Eti Gümüş işçileri, aylardır ödenmeyen ücret ve tazminat alacakları için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki direnişlerini 10’uncu güne taşırken, işçilerin anlatımları yalnızca bir ücret anlaşmazlığını değil, çalışma yaşamında güvencesizlik ve iş kazalarının üzerinin örtüldüğü iddialarını da gündeme getiriyor.

10 Günlük Direniş, Karşılıksız Kalan Talepler

Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Doruk Madencilik ve Elazığ Eti Gümüş işçileri, ücret ve tazminat alacaklarının ödenmesi talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde başlattıkları eylemi 10’uncu gününde sürdürüyor. Bağımsız Maden-İş Sendikası öncülüğündeki işçiler, baretlerini yere vurarak oturma eylemi gerçekleştirirken, talepleri karşılanıncaya kadar alandan ayrılmayacaklarını belirtiyor.

Eylem sırasında “Holdinglere el pençe, madenciye işkence” ve “Alparslan Bayraktar, çık karşımıza” sloganları atan işçiler, doğrudan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a seslendi. İşçilerin eylemi, ücret ve tazminat alacaklarının yanı sıra kamu otoritesinin işveren karşısındaki tutumuna ilişkin daha geniş bir sorgulamaya dönüşmüş durumda.

Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, 10 gündür taleplerinin karşılık bulmadığını belirterek, holdinglerin bakanlıklar tarafından korunduğunu savundu. Aksu, bakanlık ile yurttaş arasında “bakanlığın kibri” nedeniyle iletişimsizlik yaşandığını ileri sürerek, talepleri karşılanıncaya kadar direnişi sürdüreceklerini söyledi.

“İş Kazası” İddiası Ve Kayıt Tartışması

Elazığ Eti Gümüş işçisi Mehmet Abiş’in anlatımı ise eylemin ekonomik boyutunun ötesinde, iş güvenliği ve iş kazalarının kayıt altına alınması konusunda ciddi iddiaları gündeme taşıdı. Abiş, yaklaşık iki yıldır ücret ve tazminat alacaklarının ödenmediğini belirterek, sondaj makinesinde çalışırken zorla traktör şoförlüğü yaptırıldığını ve bu sırada sakat kaldığını söyledi.

Abiş, yaşadığı olayın iş kazası olarak değil, trafik kazası olarak kayıtlara geçirildiğini iddia etti. İşveren tarafından sakatlığı nedeniyle “işe yaramadığı” yönünde ifadeler kullanıldığını söyleyen Abiş, yaşadığı ekonomik sıkıntıyı, “Çocuklarım benden dondurma istiyor, götüremiyorum” sözleriyle anlattı.

Bu anlatım, madencilik sektöründe yalnızca ücretlerin ödenip ödenmediği değil, işçinin çalışma koşullarının, iş güvenliğinin ve meydana gelen kazaların nasıl kayda geçirildiğinin de denetlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Abiş’in iddiaları bağımsız bir soruşturma ve resmi kayıtlarla doğrulanması gereken nitelikte olmakla birlikte, işçinin beyanı çalışma yaşamındaki denetim mekanizmalarının etkinliği konusunda önemli sorular doğuruyor.

Emekli Oldu, Tazminatını Alamadı

Doruk Madencilik işçisi Ahmet Akıner ise 2023 yılında emekli olduğunu ancak kıdem tazminatının ödenmediğini belirtti. Akıner, 10 gündür Bakanlık önünde beklediklerini, buna karşın ne Bakan’dan ne Bakan Yardımcısı’ndan ne de Bakanlık kapısındaki görevlilerden kendilerine yanıt geldiğini söyledi.

Akıner’in açıklamasında özellikle dikkat çeken noktalardan biri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın daha önce işçilere “garantör” olduğu yönündeki iddiası. İşçi, bu nedenle Bakanlığın verdiği güvencenin gereğini yerine getirmesi gerektiğini savunuyor.

Ortaya çıkan tablo, kamu otoritesinin yalnızca maden sektörünün üretim ve enerji politikalarını yöneten bir kurum olarak değil, aynı zamanda işçilerin haklarının korunması konusunda sorumluluk taşıyan bir aktör olarak nerede durduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bir tarafta ekonomik faaliyet ve holdinglerin çıkarları, diğer tarafta aylarca ücretini veya emeklilik sonrası tazminatını alamadığını söyleyen işçiler bulunuyor.

Bakanlık Kapısında Büyüyen Soru

İşçilerin 10 gündür Bakanlık önünde sürdürdüğü eylem, ücret ve tazminat alacaklarının ödenmesi talebinin çok ötesinde bir kamu denetimi tartışmasına dönüşmüş durumda. İşçilerin iddiaları doğruysa, mesele yalnızca şirketlerin çalışanlarına karşı mali yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği değil; ilgili kamu kurumlarının bu süreçte ne yaptığı ve işçilerin haklarını korumak için hangi mekanizmaları işlettiğidir.

Özellikle iş kazasının trafik kazası olarak kayda geçirildiği iddiası, doğrulanması halinde, çok daha ciddi bir denetim ve sorumluluk sorunu yaratacaktır. Bu nedenle işçilerin beyanlarının resmi kayıtlarla, iş kazası tutanaklarıyla, sağlık ve çalışma kayıtlarıyla ve ilgili idari incelemelerle açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Şimdilik değişmeyen gerçek ise şu: Madenciler, ücretlerini ve tazminatlarını alabilmek için Bakanlık kapısında bekliyor. Kamu otoritesinin önündeki temel sınav da işçilerin taleplerini görmezden gelmek değil, bu iddiaları şeffaf biçimde soruşturmak ve hukuken hak edilen alacakların akıbetini açıklığa kavuşturmak.