back to top
Ana Sayfa Haberler Aile Dayanışma Ağı 42. Buluşmada Silivri’den Seslendi: Adalet Bekleyişi Sürüyor

Aile Dayanışma Ağı 42. Buluşmada Silivri’den Seslendi: Adalet Bekleyişi Sürüyor

19 Mart operasyonları sonrası tutuklananların yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı, 42’nci buluşmasını Silivri’de gerçekleştirirken, Dilek Kaya İmamoğlu ikinci celsesi başlayan İBB Davası üzerinden savunma hakkı, masumiyet karinesi ve tutuksuz yargılama taleplerini yeniden gündeme taşıdı.

ADA’nın 42’nci Buluşması Silivri’de

Aile Dayanışma Ağı (ADA), İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik 19 Mart operasyonlarının ardından tutuklananların yakınları tarafından başlatılan dayanışma buluşmalarının 42’ncisini Silivri Duruşma Salonları önünde gerçekleştirdi. Buluşmaya tutuklu yakınlarının yanı sıra YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Utku Çakırözer, YENİ Parti Ankara Milletvekili Ali Gökçek, YENİ Parti İstanbul Kurucu Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun, YENİ Parti İstanbul Kurucu Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara ve Tekirdağ Baro Başkanı Egemen Gürcün ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

ADA’nın Silivri’deki buluşması, İBB Davası’nın ikinci celsesinin başlamasının ardından gerçekleşti. Ailelerin uzun süredir devam eden bekleyişi, davanın yalnızca sanıkların değil, yakınlarının da hayatlarını doğrudan etkileyen uzun süreli bir adalet ve belirsizlik sürecine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

“Savunma Hakkı Ve Masumiyet Karinesi” Vurgusu

Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, Silivri’yi Türkiye’de yaşanan hukuksuzlukların “bir simgesi” olarak nitelendirerek, ailelerin yaklaşık iki yıldır bekleyiş, belirsizlik ve adalet arayışı içinde olduğunu söyledi. İmamoğlu, savunma hakkı, masumiyet karinesi ve tutuksuz yargılama gibi temel hukuk ilkelerinin hâlâ savunulmak zorunda kalınmasını eleştirdi.

İmamoğlu, İBB Davası’nın ilk celsesinde Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını yapmasına izin verilmediğini, ikinci celsenin başında ise savunmanın ne zaman ve ne kadar süreyle yapılacağı konusunda belirsizlik bulunduğunu belirtti. Ona göre savunma hakkının mahkeme heyetinin takdirine bırakılması, adil yargılanma hakkı açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.

Bu eleştirinin merkezinde, tutukluluğun istisnai bir tedbir olmaktan çıkıp fiili bir cezalandırma aracına dönüşüp dönüşmediği sorusu bulunuyor. ADA’nın çağrısı ise yargılamanın yapılmasına değil, yargılamanın adil, eşit ve tarafsız koşullarda yürütülmesine odaklanıyor.

“İddianame Duruşmada Sorgulanıyor”

Dilek İmamoğlu, duruşma salonunda yaşanan fiziki sorunların da adil yargılama tartışmasının bir parçası olduğunu savundu. Cezaevi kompleksinin hemen yanında yeni bir duruşma salonu yapılmasını eleştiren İmamoğlu, avukatların müvekkilleriyle aralarındaki mesafe nedeniyle iletişim kurmakta zorlandığını, gazetecilerin duruşmayı takip etmekte güçlük çektiğini ve bazı ailelerin yakınlarını görebilmek için duruşmayı dürbünle izlemek zorunda kaldığını söyledi.

Yargılamanın içeriğine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan İmamoğlu, aylar boyunca hazırlanması beklenen binlerce sayfalık iddianamenin duruşma sürecinde sorgulandığını ileri sürdü. Özellikle etkin pişmanlık kapsamında verilen ifadelerin nasıl oluştuğu, değişip değişmediği ve doğrudan bilgiye dayanıp dayanmadığının mahkeme huzurunda ortaya çıktığını belirtti.

Bu değerlendirmeler, davanın bundan sonraki seyri açısından kritik bir tartışmayı da öne çıkarıyor: Bir suçlama dosyasının büyüklüğü değil, suçlamaların somut, denetlenebilir ve doğrudan delillerle desteklenip desteklenmediği belirleyici olmalı. İtirafçı ve etkin pişmanlık kapsamındaki beyanların güvenilirliği konusundaki tartışmaların da ancak savunmanın etkin biçimde yapılabildiği, delillerin çapraz sorgulanabildiği bir yargılama ortamında açıklığa kavuşması mümkün.

“Tutuksuz Yargılama Esas Olmalı”

Dilek İmamoğlu, ADA’nın yargılamanın yapılmasına karşı olmadığını özellikle vurguladı. Kamu adına görev yapan herkesin hesap verebilir olması gerektiğini belirten İmamoğlu, bütün delillerin ortaya konulmasını, tüm iddiaların araştırılmasını ve herkesin özgürce savunma yapabilmesini istediklerini söyledi.

İmamoğlu’nun temel çağrısı ise tutukluluğun bir cezalandırma yöntemine dönüşmemesi yönünde oldu. “Tutuklu yargılamanın peşinen cezalandırma yöntemi olarak kullanılmasına artık bir son verilmeli, tutuksuz yargılama esas olmalıdır” diyen İmamoğlu, meselenin yalnızca Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıkların değil, hak, hukuk ve adalet meselesi olduğunu savundu.

Silivri’deki 42’nci ADA buluşması böylece yalnızca tutuklu yakınlarının dayanışma görüntüsü vermekten öte, Türkiye’de yargılamanın niteliği, tutukluluğun sınırları ve savunma hakkının etkin kullanımı üzerine siyasi ve hukuki bir tartışmayı yeniden görünür kıldı.