2026’nın ilk yedi ayında merkezi yönetim bütçesinden 10 trilyon 520,7 milyar lira harcanırken 1 trilyon 791 milyar liranın faize gitmesi, bütçe kaynaklarının borç maliyetini taşımaya giderek daha fazla yöneldiğini gösteriyor; ekonomist Aziz Çelik’in verileri üzerinden yapılan karşılaştırma ise “kaynak yok” söyleminin kimin için geçerli olduğu sorusunu yeniden gündeme getiriyor.
Yedi Ayda 10,5 Trilyon Liralık Harcama
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı merkezi yönetim bütçe gerçekleşmelerine göre, 2026’nın Ocak-Temmuz döneminde bütçe giderleri 10 trilyon 520,7 milyar liraya ulaştı. Aynı dönemde bütçe gelirleri 9 trilyon 199,7 milyar lirada kalırken merkezi yönetim bütçesi 1 trilyon 320,9 milyar lira açık verdi.
Ekonomist Aziz Çelik’in sosyal medya hesabından paylaştığı grafik, bu devasa harcama tablosunu daha anlaşılır bir karşılaştırmayla ortaya koyuyor. Çelik’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Ocak-Temmuz 2026 bütçe gerçekleşmelerinden derlediği verilere göre, yedi aylık toplam harcamanın yaklaşık yüzde 17’sine denk gelen 1 trilyon 791 milyar lira faiz ödemelerine ayrıldı.
Başka bir ifadeyle devlet, yılın henüz ilk yedi ayında faiz ödemelerine, bütçeden yapılan toplam harcamaların yaklaşık altıda birini aktarmış oldu. Faiz giderleri de geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 43,7 arttı.
Borç Maliyeti Büyürken Sosyal Harcamalar Tartışılıyor
Çelik’in paylaşımındaki en çarpıcı karşılaştırma ise faiz ödemeleri ile sosyal güvenlik programı harcamaları arasında kuruluyor. Grafiğe göre sosyal güvenlik programı kapsamında 2026’nın ilk yedi ayında 894 milyar liralık harcama gerçekleşti; bu tutarın toplam bütçe harcamalarındaki payı yaklaşık yüzde 8,5 oldu.
Bu karşılaştırma, bütçenin yalnızca “ne kadar harcadığı” değil, hangi önceliklere ne kadar kaynak ayırdığı sorusunu öne çıkarıyor. Bir tarafta borçlanmanın maliyetini karşılamak için hızla büyüyen faiz ödemeleri, diğer tarafta emekliler, çalışanlar ve sosyal korumaya ihtiyaç duyan milyonlarca insanın yaşamını doğrudan ilgilendiren sosyal güvenlik harcamaları bulunuyor.
Üstelik bütçedeki bu tablo, temmuz ayında daha da ağırlaştı. Merkezi yönetim bütçe giderleri yalnızca temmuz ayında 1 trilyon 790,5 milyar liraya çıkarken, faiz giderleri 326,8 milyar lira olarak gerçekleşti. Aynı ay bütçe 378,1 milyar lira açık verdi.
“Kaynak Yok” Denildiğinde Soru Değişiyor
Bütçe tartışmalarında yurttaşların karşısına sıklıkla “kaynak yok” gerekçesi çıkarılıyor. Emeklinin gelirinin artırılması, asgari ücretin yükseltilmesi, sosyal yardımların genişletilmesi, kamusal eğitim ve sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ya da sosyal güvenlik sisteminin desteklenmesi söz konusu olduğunda bütçe olanaklarının sınırlı olduğu anlatılıyor.
Ancak aynı bütçede faiz ödemeleri için ayrılan kaynak söz konusu olduğunda mesele farklı bir biçimde ortaya çıkıyor. Burada sorun yalnızca faiz ödemesinin yüksekliği değil; kamu kaynaklarının hangi ekonomik düzenin sonuçlarını finanse etmek zorunda kaldığıdır.
Çünkü faiz, bütçenin üretim kapasitesini doğrudan artıran bir harcama değil. Önceki borçlanmaların maliyetini karşılayan bir transfer niteliğinde. Faiz yükünün büyümesi, geçmişte alınan borçların ve bu borçların yüksek maliyetinin bugünkü bütçeye aktarılması anlamına geliyor.
Dolayısıyla “kaynak yok” ifadesinin kendisi eksik bir açıklama haline geliyor. Daha doğru soru, “Kaynak neden yok ve mevcut kaynak nereye gidiyor?” olmalı.
Vergi Yükü Yurttaşta, Faiz Geliri Alacaklıda
Bütçenin gelir tarafı da bu tartışmayı daha çarpıcı hale getiriyor. Ocak-Temmuz döneminde bütçe gelirleri 9 trilyon 199,7 milyar lira olurken vergi gelirleri 7 trilyon 854,6 milyar liraya ulaştı. Vergi gelirlerinin toplam bütçe gelirleri içindeki ağırlığı, kamu harcamalarının finansmanında yurttaşlardan ve ekonomik faaliyetlerden toplanan vergilerin belirleyici rolünü sürdürüyor.
Bu durumda ortaya çıkan tablo basit ama politik açıdan ağır: Toplumdan toplanan kaynakların önemli bir bölümü, toplumun ortak ihtiyaçlarına değil, borcun finansman maliyetine aktarılıyor.
Üstelik vergi yapısının kendisi de eşitlik tartışmasını beraberinde getiriyor. Ocak-Temmuz döneminde KDV ve ÖTV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 44,1, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirlerindeki payı ise yüzde 59,59 olarak gerçekleşti. Bu yapı, tüketim üzerinden alınan vergilerin kamu gelirleri içindeki yüksek ağırlığını koruduğunu gösteriyor.
Yani yurttaş bir yandan tüketirken vergi ödüyor, diğer yandan hayat pahalılığıyla mücadele ediyor; devlet ise topladığı kaynakların büyük bir bölümünü borçlanmanın maliyetini karşılamak için kullanıyor.
Bütçenin Tercihi: İnsan mı, Borç mu?
Aziz Çelik’in paylaşımındaki “Faizde bol kepçe, sosyal güvenlikte cimri” ifadesi, teknik bütçe rakamlarını siyasal bir soruya dönüştürüyor. Mesele yalnızca faiz ödemelerinin yüksek olması değil; bu yüksekliğin hangi harcamaların üzerinde baskı yarattığıdır.
Sosyal güvenlik programının yedi ayda 894 milyar liralık harcamayla bütçenin yüzde 8,5’ini oluşturması, faiz ödemelerinin yüzde 17’lik payıyla karşılaştırıldığında bütçenin önceliklerine ilişkin güçlü bir gösterge sunuyor. Ancak burada bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Çelik’in kullandığı “sosyal güvenlik programı” rakamı, bütçe program sınıflandırmasına ait bir toplamdır; doğrudan yalnızca emekli aylıkları veya SGK ödemeleri anlamına gelmez.
Buna rağmen karşılaştırmanın işaret ettiği temel sorun değişmiyor: Borç maliyetleri yükseldikçe kamu bütçesinin manevra alanı daralıyor.
Bu nedenle bütçe açığını yalnızca “harcamalar fazla” diyerek açıklamak da yeterli değil. Faiz yükünü yaratan borçlanma politikası, yüksek faiz ortamı ve borç stokunun maliyeti birlikte değerlendirilmeden bütçedeki kaynak tartışması eksik kalır.
Asıl Mesele Kaynağın Yokluğu Değil, Tercihi
2026’nın ilk yedi ayındaki tablo, Türkiye’de bütçe tartışmasının artık yalnızca muhasebe rakamları üzerinden yürütülemeyeceğini gösteriyor. 10,5 trilyon liralık harcamanın nereye gittiği, en az toplam harcama kadar önemli.
Bir tarafta 1,79 trilyon liralık faiz faturası, diğer tarafta geçim sıkıntısı yaşayan milyonlarca insanın sosyal koruma ihtiyacı var. Üstelik bu faiz faturası, yurttaşların ödediği vergiler ve kamu borçlanması üzerinden finanse ediliyor.
Bu nedenle tartışmanın merkezine yeniden şu soru yerleşiyor:
“Kaynak yok” mu, yoksa kaynak var da öncelik başka yerde mi?
Bütçe rakamları tek başına bütün ekonomik ve sosyal politikayı açıklamaz. Ancak hangi kalemin ne kadar büyüdüğünü göstererek siyasi tercihlerin izini sürmeye izin verir. 2026’nın ilk yedi ayındaki veriler de bu açıdan dikkat çekici bir fotoğraf sunuyor: Faiz ödemeleri hızla büyürken, toplumun ortak ihtiyaçları için ayrılan kaynakların yeterliliği her zamankinden daha fazla tartışmaya açılıyor.
Ve belki de asıl mesele tam burada düğümleniyor: Bütçe gerçekten kıt kaynakların yönetimi ise, soru “kaynak yok” değil, “kimin için kaynak var?” sorusudur.

- Bütçenin Yedi Aylık Özeti: Faize Bol Kepçe, Sosyal Güvenliğe Kısık Musluk - 20 Ağustos 2026
- 76 İlde Aynı Karanlık Ağ: Milyarlarca Lira Kara Para Nasıl Aklandı? - 7 Ağustos 2026
- Enflasyon Rakamları Gerilerken Hayat Pahalılığı Tartışması Derinleşiyor - 3 Ağustos 2026


















