back to top
Ana Sayfa Yorum Kalın’ın “Devlet Akar” Sözü: Bir Kelime Oyunu, Bir Siyaset Savunusu

Kalın’ın “Devlet Akar” Sözü: Bir Kelime Oyunu, Bir Siyaset Savunusu

İbrahim Kalın’ın “Batı’da state durmaktır, bizde devlet devele’den gelir, devlet durmaz, akar” sözleri, ilk bakışta dil ve medeniyet üzerine bir tespit gibi görünse de, kelimenin kökeninden siyasal bir sonuç çıkaran bir anlam oyununa dayanıyor. Sorun, “devlet” kelimesinin akışkan bir kökten gelmesi değil; bu etimolojik çağrışımın, devletin değişken ve hareketli olmasını gerektiren bir siyasal ilkeye dönüştürülmesi.

İbrahim Kalın’ın “Batı’da ‘state’ durmaktır; bizde ‘devlet’ ‘devele’den gelir. Devlet durmaz, akar” sözleri, basit bir kelime oyununun ötesinde, devlet kavramına ilişkin siyasal bir zihniyeti de açığa çıkarıyor.

Kalın’ın kurduğu denklem son derece basit: İngilizcedeki state “durmak” fikrini çağrıştırıyor, Türkçedeki “devlet” ise Arapça dawla kökünden geliyor; bu kökün anlam alanındaki dönüş ve el değiştirme çağrışımından hareketle “devlet akar” sonucuna ulaşılıyor.

Fakat burada dilbilimsel bir tespitten siyasal bir yoruma geçiliyor.

Ve asıl mesele de tam burada başlıyor.

Kelimenin Kökeninden Devletin İşleyişine

“Devlet” kelimesinin Arapça dawla/dawlat köküyle ilişkili olduğu konusunda sorun yok. Kelimenin tarihsel anlam alanında dönüş, dolaşım ve bir halden başka bir hale geçiş gibi anlamlar bulunuyor. Nitekim Kur’an’daki kullanımlarda da dawla ve aynı kökten türeyen fiillerin el değiştirme, dönüşümlülük ve dolaşım anlamlarıyla ilişkisi bulunuyor.

Ancak buradan “devlet durmaz, akar” biçiminde siyasal bir ilke çıkarmak başka bir şey.

Çünkü bir kelimenin etimolojisi, o kelimeyle ifade edilen siyasal kurumun nasıl davranması gerektiğini belirlemez.

“Devlet” kelimesinin dönüşüm anlamı taşıyan bir kökten gelmesi, devletin hukukla bağlı olmaması, kurumların sürekli değiştirilebilmesi, yetkinin kişilere göre yeniden düzenlenebilmesi veya devlet uygulamalarının “akış” gerekçesiyle açıklanabilmesi anlamına gelmez.

Kelime, siyasal kurumun kaderini belirlemez.

Tam tersine, siyasal kurumun nasıl işleyeceğini hukuk, kurumlar, anayasal düzen ve toplumsal güç ilişkileri belirler.

“State Durur, Devlet Akar” Karşıtlığı Gerçek Bir Karşıtlık Mı?

Kalın’ın kurduğu karşıtlığın ikinci problemi burada ortaya çıkıyor.

İngilizce state kelimesinin kökeni Latince status sözcüğüne uzanıyor. Status “durum”, “konum”, “hal” ve “ayakta durma” gibi anlam alanlarına sahip. Fakat buradan hareketle Batı devletlerinin “duran”, Doğu devletlerinin ise “akan” devletler olduğu sonucuna ulaşmak mümkün değil.

Çünkü state kelimesinin tarihsel kökeni ile modern devletin nasıl işlediği aynı şey değildir.

Aynı şekilde “devlet” sözcüğünün dawla kökünden gelmesi de Türkiye’de devletin neden sürekli hareket halinde olduğunu açıklamaz.

Burada yapılan şey daha çok şuna benziyor:

Önce mevcut bir siyasal pratiğe uygun bir kelime anlamı seçiliyor, sonra o kelime anlamından mevcut pratiği meşrulaştıran bir sonuç üretiliyor.

Bu, dilbilimden çok siyasal retoriğin yöntemidir.

Kelime Oyunu Neyi Görünmez Kılıyor?

“Devlet akar” dediğiniz zaman, devletin değişkenliği doğal bir özellikmiş gibi görünür.

Bugün başka, yarın başka.

Bugün başka bir uygulama, yarın başka bir uygulama.

Bugün başka bir kurumlaşma biçimi, yarın başka bir kurumlaşma biçimi.

Bütün bunlar “devletin akışkan doğası” olarak tarif edildiğinde, siyasal kararların hangi hukuk düzeninden, hangi kurumsal mekanizmadan ve hangi demokratik denetimden geçtiği sorusu geri plana itilebilir.

İşte kelime oyununun siyasal gücü burada ortaya çıkıyor.

Çünkü “devlet değişiyor” demek başka, “devlet akar” demek başka.

İlkinde değişimin nedenini sorarsınız.

İkincisinde değişim devletin doğası haline gelir.

Ve devletin doğası haline getirilen şey artık sorgulanması gereken bir siyasal tercih olmaktan çıkarılıp neredeyse tarihsel ve kültürel bir zorunluluk gibi sunulabilir.

Devletin Akması İle Hukukun Akması Aynı Şey Değil

Oysa modern devletin temel meselesi devletin hareket edip etmemesi değildir.

Temel mesele, devletin hangi sınırlar içerisinde hareket ettiğidir.

Devlet hareket edebilir.

Toplum değişir, devlet kurumları değişir, yasalar değişir, kamu politikaları değişir.

Fakat hukuk devleti fikrinin temelinde, devletin de bir sınırı olduğu düşüncesi vardır.

Devletin gücü sınırsız değildir.

Kamu otoritesi istediği her şeyi yapamaz.

İktidar değişse bile devletin temel kurumları kişilere göre yeniden biçimlenmemelidir.

Bir devletin güçlü olması, kuralsız olması anlamına gelmez.

Tam tersine, devletin gücünü hukukla sınırlayabilmek modern siyasal düzenin en temel meselelerinden biridir.

Dolayısıyla “devlet akar” cümlesi, eğer siyasal uygulamaların sürekli değişmesini açıklamak için kullanılıyorsa, şu soruyu beraberinde getirir:

Akan devletin yatağı nedir?

Hukuk mu?

Anayasa mı?

Kurumlar mı?

Yoksa dönemin siyasi ihtiyaçları mı?

Etimoloji Siyasetin Yerine Geçtiğinde

Siyasetçiler ve devlet yöneticileri zaman zaman kavramları yalnızca açıklamak için değil, onları yeniden anlamlandırmak için de kullanırlar.

Bu yeni anlamlandırma, özellikle devlet gibi kutsallaştırılmaya müsait kavramlarda daha güçlü sonuçlar doğurur.

“Devlet” dediğinizde insanların zihninde yalnızca bir idari mekanizma oluşmaz.

Tarih, vatan, güvenlik, millet, düzen ve devamlılık da aynı kelimenin etrafında toplanır.

Böylece devletin herhangi bir uygulamasını eleştirmek, zaman zaman devletin kendisine karşı çıkmak gibi gösterilebilir.

Kalın’ın sözündeki “akar” vurgusu da bu nedenle yalnızca bir kelime oyunu olarak bırakılmamalı.

Çünkü bu tür ifadeler, siyasal uygulamaların kendisini tartışmak yerine onları açıklayan bir kültürel kod üretir.

Devlet böyle davranıyorsa bunun nedeni tercih değil, “bizim devlet anlayışımız”dır.

Devlet değişiyorsa bunun nedeni kurumsal tercih değil, “devletin akması”dır.

Devlet bir yere yöneliyorsa bunun nedeni siyasi karar değil, tarihsel karakterdir.

Böylece tartışılması gereken siyasal tercih, kültürel bir zorunluluk görüntüsü kazanır.

“Akar” Kelimesinin Arkasındaki Asıl Soru

Oysa devletin akıp akmadığından daha önemli bir soru vardır:

Devlet kimin iradesiyle, hangi kuralla ve kimin yararına akıyor?

Çünkü su da akar, sermaye de akar, iktidar da el değiştirir.

Ama hiçbirinin akışı kendiliğinden masum değildir.

Suyun yönünü yatak belirler.

Sermayenin yönünü ekonomik ilişkiler.

İktidarın yönünü ise siyasal ve toplumsal güç ilişkileri.

Dolayısıyla “devlet akar” demek tek başına hiçbir şeyi açıklamaz.

Asıl açıklanması gereken, o akışın yatağının kim tarafından döşendiğidir.

Devleti Savunmak İle Devletin Her Uygulamasını Savunmak Aynı Değil

Burada daha temel bir ayrım da yapmak gerekiyor.

Devletin varlığını savunmak ile devlet adına yapılan her uygulamayı kabul etmek aynı şey değildir.

Devletin sürekliliği ile iktidarın sürekliliği de aynı şey değildir.

Devletin bekası ile belirli bir yönetim biçiminin bekası da aynı şey değildir.

Demokratik hukuk düzeninde devlet, kendisini yönetenlerden daha uzun ömürlü kurumlar bütünü olmak zorundadır.

Yönetimler gelir ve gider.

Kanunlar değişir.

Politikalar değişir.

Ama devletin temel kurumlarının kişisel veya dönemsel ihtiyaçlara göre sürekli yeniden biçimlendirilmesi, “devlet akar” sözüyle açıklanabilecek basit bir kültürel özellik değildir.

Bu, doğrudan doğruya siyasal düzenin niteliğiyle ilgili bir tartışmadır.

Kelimeler Masumdur, Onlara Yüklenen Anlamlar Değil

Kalın’ın sözünü önemli kılan da aslında kelimenin kendisi değil, kelime üzerinden kurulmak istenen düşünce biçimidir.

Bir kelimenin kökünden bir medeniyet teorisi çıkarabilirsiniz.

“Bizim devletimiz akar” diyebilirsiniz.

Ama ardından şu sorudan kaçamazsınız:

Akan devletin karşısında yurttaş nerede duruyor?

Çünkü devletin akışkanlığını anlatırken yurttaşın hakkı, hukukun sınırı ve kurumların bağımsızlığı görünmez hale geliyorsa, ortada artık yalnızca bir dil tartışması yoktur.

Orada siyasal bir meşrulaştırma çabası vardır.

Kelime oyunu, böylece devletin nasıl olması gerektiği sorusunun yerine geçer.

Ve belki de Kalın’ın cümlesindeki en dikkat çekici nokta tam da budur:

“Devlet akar” demek, devletin neden ve nasıl aktığını sormaktan bizi uzaklaştırdığı ölçüde bir açıklama değil, açıklamadan kaçış biçimine dönüşebilir.