back to top
Ana Sayfa Haberler Ailem Güvende Derken Fon Krizi Patladı: Şeytanlarla Uğraşırken Gerçek Sorunlar Büyüyor

Ailem Güvende Derken Fon Krizi Patladı: Şeytanlarla Uğraşırken Gerçek Sorunlar Büyüyor

İktidarın LGBTİ+’ları toplumun önüne bir “tehdit” olarak koyduğu, soruşturma ve tutuklamalarla insanların hayatlarını kuşattığı bir dönemde topluma sürekli “aileniz güvende” mesajı verildi. Ancak ailelerin mutfaktaki güvenliği, çocuklarının geleceği ve birikimlerinin akıbeti soruları başka bir yerde duruyor: Fon Krizi patladı. Milyarlarca liralık paranın dolaştığı finans dünyasında yaşanan soruşturma, “Güvenlik” söyleminin gerçek hayattaki ekonomik ve hukuki güvenlik sorunlarını örtmeye yetmediğini bir kez daha gösterdi.

Bir ülkenin güvenliği yalnızca sokaktaki insanın kimden korkacağı üzerinden tarif edilebilir mi?

İktidarın son dönemde LGBTİ+’lara yönelik politikaları ve operasyonları, toplumsal hayatın önemli bir bölümünü “aileyi koruma” söylemi üzerinden yeniden tanımlıyor. LGBTİ+’ların varlığı, örgütlenmesi, ifade biçimleri ve kamusal görünürlüğü üzerinden soruşturmalar yürütülüyor, çok sayıda insan gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor.

Topluma verilen mesaj ise basit: “Aileniz güvende.”

Peki gerçekten güvende miyiz?

Tam da bu sorunun sorulması gereken yerde karşımıza başka bir tablo çıkıyor. Bu kez tehdit olarak gösterilen LGBTİ+’lar değil, insanların birikimleri, yatırım fonları, finans sistemi ve paralarının akıbeti gündemde.

Fon Krizi patladı.

Şeytanlar Yaratılırken Gerçek Sorular Görünmezleşiyor

LGBTİ+’lara yönelik soruşturmalarda kullanılan siyasal dil ile ekonomik alandaki sorunların doğrudan aynı dosya olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak iki gelişmenin toplumda yarattığı sonuç açısından dikkat çekici bir ortak zemin bulunuyor.

Bir tarafta iktidar, toplumsal korkuları belirli bir gruba yönelterek “aile”, “ahlak” ve “toplum düzeni” üzerinden yeni bir tehdit alanı tarif ediyor.

Diğer tarafta vatandaşın ekonomik güvenliği, finansal denetim, yatırımcıların korunması ve sermaye piyasalarının şeffaflığı gibi çok daha somut meseleler gündeme geliyor.

Böyle bakıldığında mesele yalnızca “kim içeride, kim dışarıda” sorusu olmaktan çıkıyor.

Asıl soru şu:

Devlet, yurttaşın hayatını gerçekten tehdit eden sorunlarla ne kadar ilgileniyor?

Çünkü devletin asli görevi insanların kimliğini, cinsel yönelimini, yaşam biçimini veya düşüncesini denetlemek değil; canını, malını, emeğini ve hukuki güvencesini korumaktır.

Bir yurttaşın çocuğunun LGBTİ+ olduğu için kriminalize edilmediğinden emin olması elbette bir güvenlik meselesidir.

Ama aynı yurttaşın yıllarca çalışarak biriktirdiği parasının hangi denetim mekanizmaları altında korunduğunu bilmesi de güvenlik meselesidir.

“Ailem Güvende” Söyleminin Ötesinde Bir Güvenlik Sorunu

Son dönemde LGBTİ+’lara yönelik operasyonlarda “aile” kavramı siyasal söylemin merkezine yerleştiriliyor.

Ancak aile yalnızca cinsel yönelim veya yaşam biçimi üzerinden tanımlanan bir kurum değildir.

Aile aynı zamanda kira ödeyen, çocuk büyüten, kredi borcu taşıyan, emekli maaşıyla geçinen, parasını bankaya veya yatırım fonuna yatıran insanlardan oluşur.

Dolayısıyla ekonomik güvenlik de aile güvenliğinin ayrılmaz parçasıdır.

Çocuğunuzun okul masrafını karşılayamıyorsanız, emekli maaşınız ay sonuna yetmiyorsa, ücretiniz enflasyon karşısında eriyorsa veya yatırım yaptığınız fonun geleceği hakkında soru işaretleri oluşuyorsa “güvenlik” kavramının yalnızca yatak odasına ve aile hayatına indirgenmesi zaten başlı başına bir siyasal tercihtir.

Devletin yurttaşa karşı sorumluluğu, yurttaşın kim olduğunu denetlemekten önce yurttaşın hakkını korumaktır.

LGBTİ+’lar İçeride, Finans Dünyası Sorgulanıyor

LGBTİ+’lara yönelik operasyonların sürdüğü, soruşturmaların ve tutuklamaların gündemde olduğu bir dönemde bu kez Türkiye finans piyasalarını sarsan Fon Krizi gündeme geldi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fon soruşturmasında tutuklu sayısının yükselmesi, finans sektöründeki ilişkilerin ve denetim mekanizmalarının yeniden tartışılmasına yol açtı.

Burada kritik mesele yalnızca soruşturmanın sonunda kimlerin suçlu bulunacağı değildir.

Asıl mesele, bu mekanizmaların nasıl çalışabildiği ve denetim sisteminin neden daha önce devreye girmediği sorusudur.

Bir ülkede vatandaşın sosyal medya paylaşımı, yaşam biçimi veya kimliği devletin güvenlik radarına saniyeler içinde girebiliyorsa, aynı devletin finans sistemindeki riskleri de aynı hassasiyetle izlemesi beklenir.

Çünkü devletin gücü, yurttaşın hayatına ne kadar müdahale edebildiğiyle değil, yurttaşın hakkını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.

Devletin Asli Görevi Neydi?

Tam burada daha temel bir mesele ortaya çıkıyor.

Devlet kurumlarının asli görevleri bellidir: hukuk düzenini korumak, kamu kaynaklarını denetlemek, yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamak, ekonomik düzenin şeffaflığını güvence altına almak, suç işlendiğinde etkili soruşturma yürütmek ve herkesin hukuk önünde eşit olmasını sağlamak.

Fakat siyaset topluma sürekli yeni “düşmanlar” ve yeni “tehditler” tarif etmeye başladığında devletin enerjisinin hangi alanlara yöneldiği sorusu kaçınılmaz hale gelir.

Bugün LGBTİ+’lar üzerinden “aileyi kurtarma” siyaseti kuruluyor.

Yarın başka bir toplumsal grup “tehdit” ilan edilebilir.

Öbür gün başka bir yaşam biçimi, başka bir düşünce veya başka bir örgütlenme biçimi güvenlik sorunu olarak sunulabilir.

Bu döngünün sonunda toplum sürekli birilerini suçlu, tehlikeli veya ahlaken sakıncalı görmeye yönlendirilirken işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı, iş cinayetleri, kamu kaynaklarının kullanımı ve finansal denetim gibi asli sorunlar gündemin arka sıralarına itilebilir.

Mesele tam da burada başlıyor.

Toplumun Korkusunu Yönetmek, Sorunu Çözmek Değildir

Bir topluma sürekli korkacağı yeni bir şey göstermek, o toplumun gerçek sorunlarını ortadan kaldırmaz.

LGBTİ+ bir yurttaşın tutuklanması ekonomiyi düzeltmez.

Bir gösterinin yasaklanması enflasyonu düşürmez.

Bir sosyal medya hesabının kapatılması yatırımcıların parasını güvenceye almaz.

Bir ailenin yaşam biçimine müdahale edilmesi finans piyasalarının denetim sorununu çözmez.

Tam tersine, devletin sınırlı kurumsal kapasitesinin ve kamu gücünün hangi alanlarda kullanıldığı sorusunu daha görünür hale getirir.

Devlet yurttaşın yatak odasına kadar girebiliyor ama yurttaşın parasının hangi koruma mekanizmaları altında olduğunu açıklayamıyorsa, burada yalnızca bir güvenlik tartışması değil, devlet kapasitesi ve öncelikleri tartışması da vardır.

Gerçek Güvenlik, Herkes İçin Hukuk Güvencesidir

LGBTİ+ yurttaşların güvenliği ile fon yatırımcılarının güvenliği birbirinin alternatifi değildir.

Tam tersine, ikisini birbirine bağlayan temel kavram hukuk güvencesidir.

Bir insanın cinsel yönelimi nedeniyle hedef alınmaması da hukuk güvencesidir.

Bir yatırımcının parasının hukuka aykırı biçimde kullanılmaması da hukuk güvencesidir.

Bir işçinin ücretinin ödenmesi de hukuk güvencesidir.

Bir gazetecinin haber yaptığı için tutuklanmaması da hukuk güvencesidir.

Bir yurttaşın siyasi düşüncesi nedeniyle kriminalize edilmemesi de hukuk güvencesidir.

Devletin gerçek başarısı, kaç kişiyi susturduğuyla değil, kaç kişinin hakkını güvence altına aldığıyla ölçülür.

Bugün toplumun önüne “Aileniz güvende” sloganı konuluyorsa, yurttaşın da doğal olarak şu soruyu sorma hakkı vardır:

Çocuğum güvende mi, emeğim güvende mi, param güvende mi, hukukum güvende mi?

Çünkü güvenlik yalnızca başkalarından korunmak değildir.

Güvenlik, devlet karşısında da güvende olabilmektir.

Ve belki de asıl mesele tam burada düğümleniyor:

Şeytanlar yaratıp toplumu onlarla meşgul etmek kolaydır; zor olan, devletin asli görevlerini hakkıyla yerine getirmesidir.