back to top
Ana Sayfa Haberler Aleyna Çakır Davasında Dört Yıl: Bir Kadının Ölümü, Adaletin Sorduğu Sorular Ve...

Aleyna Çakır Davasında Dört Yıl: Bir Kadının Ölümü, Adaletin Sorduğu Sorular Ve Cezasızlık Gerçeği

Kamuoyunda Aleyna Çakır olarak bilinen Sema Esen’in şüpheli ölümüyle ilgili davada Ümitcan Uygun’a yalnızca “intihara yönlendirme” suçundan 4 yıl hapis cezası verildi, “eziyet” suçlamasından ise beraat kararı çıktı. Yedi yıldan fazla süren kadın cinayetleri tartışmasının ortasında verilen bu karar, “Kadınlar neden öldürülüyor?” sorusundan önce, kadınları koruması gereken mekanizmaların neden yeterince işlememesi sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Ankara’da 3 Haziran 2020’de yaşamını yitiren Sema Esen’in ölümüyle ilgili Ümitcan Uygun’un yargılandığı davanın beşinci duruşması Ankara 34’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmayı Esen’in ailesi ve avukatlarının yanı sıra Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi avukatları ve çok sayıda kadın izledi. Farklı bir dosyadan tutuklu bulunan Uygun da duruşmada hazır edildi.

Duruşmada Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi’nin davaya katılma talebi reddedildi. Aile ise karar öncesinde sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Anne Hatun Esen şikâyetçi olduğunu belirtirken, baba Mehmet Esen adalet talebini yineledi.

Ailenin avukatlarından Gizem Koç, olay gecesi saat 01.05’te Sema Esen’e ulaşılamadığını, Uygun’un ise olay gecesine ilişkin net bir açıklama yapmadığını söyledi. Koç, Uygun’un saat 01.05’te olay yerinde olduğunun delillerle ortaya konulduğunu belirterek keşif taleplerinin reddedildiğini ifade etti. Diğer avukatlar da Uygun’un “kasten öldürme” suçundan yargılanmasını talep etti.

Mahkeme Bir Suçtan Ceza Verdi, Bir Suçtan Beraat Ettirdi

Mahkeme heyeti kısa bir aranın ardından kararını açıkladı. Ümitcan Uygun, “intihara yönlendirme” suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırılırken, “eziyet etme” suçundan beraat etti.

Kararın hukuki gerekçeleri, hangi delillerin hangi suç açısından nasıl değerlendirildiği ve savunmaların mahkeme tarafından hangi ölçüde kabul edildiği, kararın ayrıntılı gerekçesiyle birlikte daha net biçimde ortaya çıkacak. Ancak ortaya çıkan sonuç, yıllardır kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda sorulan temel soruyu yeniden önümüze koyuyor: Bir kadın hayatını kaybettiğinde adalet yalnızca ölümün sonucuna mı bakıyor, yoksa o ölüme giden süreci de bütün yönleriyle sorguluyor mu?

Sema Esen’in ailesinin karar sonrasında yaşadığı tepki de bu sorunun yalnızca hukuki olmadığını gösterdi. Anne Hatun Esen fenalaşırken, baba Mehmet Esen, “Üç kadını öldürene dört yıl ödül gibi ceza verildi. Benim çocuğum bir çift kelime edemedi. Bu adalet olmaz olsun. Keşif bile yaptırılmadı. İnsan hayatı bu kadar mı ucuz?” sözleriyle karara tepki gösterdi.

Kadın Cinayetleri Neden Durmuyor?

Kadın cinayetleri yalnızca cinayetin işlendiği günün meselesi değildir. Şiddetin önlenememesi, ihbarların ve başvuruların nasıl değerlendirildiği, delillerin nasıl toplandığı, soruşturmaların nasıl yürütüldüğü, sanıkların geçmiş eylemlerinin nasıl ele alındığı ve mahkemelerin önüne gelen dosyalarda hangi soruların sorulduğu bu zincirin parçalarıdır.

Bu nedenle her kadın cinayetinden sonra yalnızca “fail neden öldürdü?” sorusuna odaklanmak yetersiz kalıyor. Asıl sorulardan biri de şudur: Bir kadının ölümüne giden yol üzerinde hangi kurumlar, hangi uyarılar, hangi deliller ve hangi müdahale imkânları devre dışı kaldı?

Sema Esen davasında da tartışmanın merkezinde yalnızca verilen 4 yıllık ceza bulunmuyor. Ailenin ve avukatların keşif taleplerinin reddedildiğine ilişkin beyanları, olay gecesine dair tartışmalar ve “kasten öldürme” suçlamasının neden kabul edilmediği gibi başlıklar, kararın hukuki gerekçesi üzerinden kamuoyunun yanıt bekleyeceği sorular arasında yer alıyor.

Cezasızlık Tartışması Bir Sonuçtan Daha Fazlasıdır

Kadına yönelik şiddetle mücadelede caydırıcılık yalnızca cezanın miktarıyla ölçülemez. Bir kadının şiddet gördüğü anda korunacağına, başvurusunun ciddiye alınacağına, delillerin eksiksiz toplanacağına ve failin eyleminin bütün yönleriyle soruşturulacağına ilişkin güven de adaletin bir parçasıdır.

Sema Esen’in ölümünden yıllar sonra açıklanan bu karar, kadın cinayetleriyle mücadelede yalnızca faillerin değil, şiddetin önlenmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için görev yapan bütün mekanizmaların nasıl işlediğinin de sorgulanması gerektiğini bir kez daha gösteriyor.

Çünkü mesele yalnızca bir mahkeme kararından ibaret değil. Mesele, kadınların yaşam hakkının ölümden önce ne kadar korunduğu ve öldükten sonra gerçeğin ne kadar eksiksiz arandığıdır. Kadın cinayetlerinin neden durmadığını anlamak için artık yalnızca faile değil, o faili durduramayan ve gerçeğe ulaşma sürecindeki her halkaya bakmak gerekiyor.