back to top
Ana Sayfa Haberler Butlanın Gölgesinde Aynaya Bakamayanlar

Butlanın Gölgesinde Aynaya Bakamayanlar

Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan kriz artık yalnızca bir yönetim tartışması değil, siyasal kavramların anlamını tersyüz eden bir söylem krizine de dönüşmüş durumda. Bu dönüşümün son örneği ise, tartışmalı mahkeme kararı sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu cephesinin sözcülüğünü üstlenen Müslim Sarı’nın açıklamaları oldu.

Sarı, Özgür Özel ve ekibini “butlancı, kayyumcu ve bölücü” olmakla suçladı. Oysa tam da bu noktada siyasetin en temel ilkesi olan tutarlılık ciddi biçimde sorgulanmayı hak ediyor. Çünkü kamuoyunda “mutlak butlan” olarak bilinen mahkeme kararının yarattığı hukuki ve siyasi zeminde hareket eden, bu kararla parti yönetimini devralan ve meşruiyetini seçimden değil mahkeme hükmünden alan tarafın, aynı “butlan” kavramını rakiplerine yöneltmesi, siyasi polemik sınırlarını aşan bir çelişki olarak öne çıkıyor.

Kavramlar Tersyüz Ediliyor

Siyasette kavramlar rastgele kullanılmaz. “Butlan”, doğrudan doğruya mevcut kurultayın hukuken geçersiz sayılması iddiasını ifade ediyor. Bu iddia üzerinden yürütülen yargı sürecinin sonunda oluşan tabloyu kabul ederek genel merkeze yerleşen bir siyasi ekibin, bugün aynı kavramı seçilmiş yönetime karşı kullanması, yalnızca mantıksal bir çelişki değil; kamuoyunun hafızasını yok sayan bir siyasal iletişim stratejisidir.

Eğer bugün CHP’de iki farklı siyasi merkez oluşmuşsa, bunun nedeni parti delegelerinin ya da seçilmiş yönetimin tercihleri değil; parti iradesinin mahkeme kararıyla yeniden şekillendirilmiş olmasıdır. Dolayısıyla ortaya çıkan çift başlılığın sorumluluğunu, bu sürecin muhatabı olan seçilmiş yönetime yüklemek, neden ile sonucu bilinçli biçimde yer değiştirmek anlamına geliyor.

Kayyum Suçlamasının Siyasi Karşılığı Var mı?

Müslim Sarı’nın en dikkat çekici iddialarından biri de Özgür Özel cephesini “kayyumcu” olmakla suçlaması oldu.

Ancak kamuoyunda aylar boyunca tartışılan temel mesele tam tersiydi. CHP tabanının önemli bir bölümü, mahkeme eliyle parti yönetiminin değiştirilmesini zaten fiilen bir kayyum pratiği olarak değerlendirdi. Bu nedenle seçilmiş yönetimin yargı müdahalesine karşı çıkmasını “kayyumculuk” olarak nitelendirmek, kavramların anlamını tamamen tersine çevirmeye yönelik bir siyasal söylem izlenimi yaratıyor.

Siyasi eleştiri elbette yapılabilir. Ancak eleştirinin inandırıcı olabilmesi için önce eleştiriyi yapan aktörün kendi siyasal konumuyla hesaplaşması gerekir. Aksi halde kullanılan her kavram, kamuoyunda ikna edici olmaktan çok ironik bir etki yaratır.

Bölücülük Suçlaması Kime Ait?

Sarı’nın “partide paralel yapı oluşturuldu” ve “bölücüler” ifadeleri de benzer bir çelişkiyi içinde barındırıyor.

Bugün CHP’de yaşanan yönetim krizinin kaynağı, iki genel başkan adayının seçim yarışına girmesi değildir. Krizin temel nedeni, parti organlarında oluşmuş iradenin mahkeme kararıyla değiştirilmesi sonrasında ortaya çıkan meşruiyet tartışmasıdır.

Bu nedenle parti içinde iki ayrı siyasi merkez oluşmuşsa, bunun nedeni seçilmiş yönetimin varlığını sürdürme iradesi değil; yargı kararıyla oluşturulan yeni güç merkezidir. Böylesi bir tabloda “çift başlılık” eleştirisini yalnızca seçilmiş yönetime yöneltmek, olayların kronolojisini tersinden okumak anlamına gelir.

Siyasi Etik Açısından Ağır Bir Çelişki

Demokratik siyasette meşruiyetin temel kaynağı sandık ve parti iradesidir. Mahkeme kararları hukuki sonuç doğurabilir; ancak siyasal meşruiyet tartışmasını tek başına sona erdirmez. Bu nedenle mahkeme kararıyla oluşan yeni yönetimin, kendisini eleştiren seçilmiş kadroları “butlancı”, “bölücü” ve “kayyumcu” olarak yaftalaması, siyasi etik bakımından ciddi bir tutarsızlık görüntüsü veriyor.

Daha da önemlisi, bu söylem CHP tabanında yaşanan meşruiyet krizini çözmek yerine derinleştiriyor. Çünkü tartışmanın odağında artık yalnızca hukuki süreç değil, kullanılan dilin inandırıcılığı da bulunuyor.

Sonuç

CHP’nin ihtiyacı, kavramların içini boşaltan karşılıklı suçlamalar değil; parti iradesini yeniden tesis edecek demokratik bir çözüm üretmektir. Bunun yolu da siyasal sorumluluğu rakiplere yüklemekten değil, herkesin kendi bulunduğu zemini dürüstçe tarif etmesinden geçer.

Mahkeme kararının yarattığı siyasi tablonun aktörleri, önce bu gerçeği kabul etmek zorundadır. Aksi halde “butlan” üzerinden iktidar alanı oluşturanların, başkalarını “butlancı” ilan etmesi; yargı müdahalesiyle şekillenen bir yönetimin, seçilmiş kadroları “kayyumcu” diye suçlaması ve ortaya çıkan çift başlılığın sorumluluğunu yine seçilmiş yönetime yüklemesi, siyasal eleştiriden çok kamuoyunun hafızasıyla tartışmaya girmek anlamına gelecektir.

Siyasette en ağır çelişkiler, bazen en yüksek sesle dile getirilen suçlamaların içinde saklıdır.