Menderes’te belediye başkanvekilliği seçiminin ardından CHP İzmir İl Başkanı Utku Gümrükçü’nün YENİ Partililere yönelik “Alışın kardeşim alışın, seçim kaybetmeye alışın” sözleri, basit bir siyasi polemik olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir anlam taşıyor.
Çünkü bu sözler yalnızca bir siyasi rakibe söylenmiş sözler değil; muhalefet siyasetinin hangi hedefe yöneldiğini gösteren bir zihniyetin dışavurumu niteliğinde.
Bir muhalefet partisinin il başkanının görevi, elbette kendi partisinin adayını savunmaktır. Siyasi rekabetin doğası bunu gerektirir. Ancak bir muhalefet partisinin yöneticisinin, iktidar partisinin adayının kazandığı bir seçimin ardından, iktidara karşı değil de başka bir muhalefet partisine “seçim kaybetmeye alışın” diye seslenmesi, siyasetin öncelik sıralamasını tartışmaya açar.
Asıl soru tam da burada başlıyor:
Bir muhalefet partisinin temel hedefi iktidarı yenmek midir, yoksa kendisinden kopan başka bir muhalefet partisini yenmek mi?
Menderes’te Ortaya Çıkan Siyasi Matematik
Menderes Belediye Meclisi’ndeki tablo oldukça açık.
Başkanvekilliği seçiminin dördüncü turunda Cumhur İttifakı’nın adayı Asuman Şen 15 oy alarak seçildi. YENİ Parti’nin adayı Barış Gürsoy ise 12 oyda kaldı.
Mecliste YENİ Parti’nin 9, CHP’nin 6, Cumhur İttifakı’nın 11 ve bağımsızların 2 üyesi bulunuyordu. CHP listesinden seçilmiş üç meclis üyesinin belediyeye yönelik operasyon kapsamında tutuklu bulunması nedeniyle fiili sandalye dengesi de seçim sırasında değişmişti.
Dolayısıyla CHP grubunun oyları seçimin sonucunu belirleyen kritik unsur haline geldi.
Bu noktada siyasi tartışma kendiliğinden ortaya çıkıyor:
CHP’nin oyları YENİ Parti adayının kazanmasını engellemiş ve Cumhur İttifakı adayının seçilmesini mümkün kılmışsa, CHP İzmir İl Başkanı’nın bu sonucu bir muhalefet partisinin “seçim kaybetmeye alışması” üzerinden kutlaması nasıl açıklanmalıdır?
Sorunun ağırlığı burada.
Çünkü siyaset yalnızca matematik değildir. Siyasi aktörlerin kullandığı dil, yaptıkları tercihler ve hangi sonucu başarı olarak gördükleri de en az oy dağılımı kadar önemlidir.
“Seçim Kaybetmeye Alışın” Sözü Neyi Anlatıyor?
“Alışın kardeşim, alışın seçim kaybetmeye alışın.”
Bu cümle, bir muhalefet partisinin il başkanının ağzından çıktığında üzerinde durulması gereken bir cümledir.
Çünkü “seçim kazanmak” ve “seçim kaybetmek” siyasetin olağan sonuçlarıdır. Her siyasi parti kazanır, kaybeder; aday gösterir, rakibine karşı mücadele eder.
Fakat muhalefet partisinin yöneticisi açısından asıl mesele, hangi seçimin kazanıldığı ve hangi seçimin kaybedildiğidir.
İktidar partisinin adayının kazandığı bir seçimden sonra başka bir muhalefet partisine “kaybetmeye alışın” demek, ister istemez şu görüntüyü yaratıyor:
İktidarın kazanması sorun değil; yeter ki rakip muhalefet kaybetsin.
İşte bu görüntü, CHP yönetiminin açıklaması gereken asıl siyasi problemdir.
Muhalefetin Rakibi Kimdir?
Türkiye gibi uzun süredir iktidar-muhalefet geriliminin son derece keskin olduğu bir ülkede, muhalefet partilerinin birbirleriyle rekabet etmesi elbette demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır.
Ancak demokratik rekabet ile siyasi önceliklerin birbirine karıştırılmaması gerekir.
CHP ile YENİ Parti rakip olabilir.
YENİ Parti CHP’den oy alabilir.
CHP YENİ Parti’nin büyümesini istemeyebilir.
YENİ Parti de CHP’nin zayıflamasını isteyebilir.
Bunların tamamı siyasetin olağan sonuçlarıdır.
Fakat bir muhalefet partisinin diğer muhalefet partisinin kaybetmesini, iktidar partisinin kazanmasından daha büyük bir siyasi başarı olarak sunmaya başlaması, artık farklı bir noktaya işaret eder.
Çünkü böyle bir anlayışta iktidar karşısında birleşmesi gereken siyasi enerji, muhalefet içi savaşa aktarılır.
Sonuçta ortaya çıkan tablo ise ironiktir:
Muhalefet birbirini yenmeye çalışırken iktidar kazanmaktadır.
“Gizli İttifak” Sorusu Neden Gündeme Geliyor?
Gümrükçü’nün sözleri sonrasında CHP ile AKP arasında “gizli” ya da “örtülü” bir ittifak bulunduğu yönündeki yorumların gündeme gelmesi bu nedenle şaşırtıcı değildir.
Elbette tek bir belediye meclisi oylaması veya tek bir siyasi açıklama üzerinden böyle bir ittifakın varlığını kesin bir gerçeklik olarak ilan etmek doğru değildir.
Ancak siyaset yalnızca resmi protokoller ve imzalanmış anlaşmalardan ibaret değildir.
Siyasi tercihler de ittifak algısı yaratır.
Bir muhalefet partisinin oylarının iktidar adayının kazanmasını sağladığı bir seçim sonrasında, aynı partinin il başkanının iktidar adayının kazanmasına ilişkin herhangi bir rahatsızlık belirtmek yerine, kaybeden başka bir muhalefet partisine “alışın” diye meydan okuması, doğal olarak siyasi tartışmayı büyütür.
Burada cevaplanması gereken soru “CHP AKP ile gizli ittifak yaptı mı?” sorusundan önce şudur:
CHP neden AKP’nin kazandığı bir seçimin ardından kendisini başarılı hissediyor?
Muhalif Olmak Önce İktidara Karşı Konumlanmaktır
Bir siyasi partinin muhalif kimliği yalnızca seçim bildirgesinde, miting kürsüsünde veya basın açıklamalarında ortaya çıkmaz.
Muhalif kimlik, özellikle iktidarın kazanıp kazanmadığı kritik anlarda kendisini gösterir.
Bir belediye meclisi seçiminde iktidar partisinin adayı kazanmışsa ve bu sonuçtan sonra muhalefet partisinin yöneticisi başka bir muhalefet partisine “kaybetmeye alışın” diyorsa, burada siyasi dilin yönü ciddi biçimde değişmiş demektir.
Muhalefet için asıl başarı ölçütü, başka bir muhalefet partisinin kaç belediye meclisi üyesi kazandığı değildir.
Asıl başarı, iktidarın siyasal alanını daraltabilmektir.
Bunun yerine muhalefetin kendi içinde “kim daha büyük?”, “kim kimin oyunu alacak?”, “kim kimin belediye başkanını devşirecek?” yarışına girmesi, iktidarın karşısındaki demokratik alternatifin parçalanmasına yol açar.
Ve bunun bedelini yalnızca siyasetçiler değil, seçmen öder.
CHP’nin Eski Hastalığı Yeniden Mi Hortluyor?
CHP açısından bu sözlerin daha özel bir anlamı var.
Çünkü CHP uzun yıllardır yalnızca iktidarla mücadele eden bir parti olmanın değil, kendi içindeki iktidar mücadelelerinin de ağırlığını taşıyor.
Kadro savaşları, liderlik mücadeleleri, hizipler, belediye örgütleri ve parti içi iktidar ilişkileri, CHP siyasetinin zaman zaman esas gündeminin önüne geçebiliyor.
Şimdi ise CHP’den ayrılan ve kendi siyasi hattını kurmaya çalışan YENİ Parti, eski CHP kadrolarının önemli bölümünü bünyesine katarak CHP’nin doğrudan rakibi haline geliyor.
Tam da bu nedenle CHP’nin refleksi anlaşılabilir: Kendi seçmen tabanının ve kadrolarının başka bir partiye taşınmasını istemiyor.
Fakat anlaşılabilir olması, doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü CHP’nin YENİ Parti’ye karşı mücadelesi, AKP’ye karşı mücadelenin önüne geçtiğinde ortaya çıkan sonuç, CHP’nin değil iktidarın lehine olabilir.
Siyaset Mahareti Değil, Siyasal Körlük
Gümrükçü’nün sözlerinin asıl problemli yanı da burada.
“Seçim kaybetmeye alışın” ifadesi siyasi bir zaferin coşkusuyla söylenmiş sıradan bir cümle olarak görülebilir.
Ama hangi koşulda söylendiğine baktığımızda tablo değişiyor:
AKP’nin adayı kazanmış.
CHP’nin oyları seçimin sonucunda belirleyici olmuş.
YENİ Parti adayı kaybetmiş.
Ve CHP’nin il başkanı, AKP’nin kazanmasını öne çıkarmak yerine YENİ Parti’ye “seçim kaybetmeye alışın” diyor.
Bu tabloyu siyasi maharet olarak sunmak, muhalefetin siyasal pusulasının nereye çevrildiği konusunda ciddi soru işaretleri doğurur.
Çünkü muhalefet partisinin yöneticisi için gurur duyulacak sonuç, iktidarın kazanması değil; iktidarın kaybetmesidir.
Muhalefetin Önündeki Asıl Sınav
Bugün CHP’nin önünde çok basit bir siyasi tercih bulunuyor:
YENİ Parti ile rekabet edebilir.
Hatta YENİ Parti’yi siyasi rakip olarak görebilir.
Fakat bunu yaparken iktidarın kazanmasını bir başarı hikâyesine dönüştürürse, kendi siyasal varlık nedenini tartışmaya açar.
Çünkü seçim sandığında milyonlarca insanın oy verdiği muhalefet partilerinin temel görevi, birbirlerinin yenilgisinden sevinç üretmek değil, iktidar karşısında demokratik bir alternatif oluşturabilmektir.
Gümrükçü’nün “Alışın kardeşim, alışın seçim kaybetmeye alışın” sözleri bu nedenle yalnızca YENİ Parti’ye yönelik bir çıkış değildir.
Aynı zamanda CHP’nin bugün hangi siyasi mücadeleyi önceliklendirdiğini gösteren bir cümledir.
Ve bu cümlenin karşısına şu soruyu koymak gerekir:
Bir muhalefet partisinin il başkanı için gerçekten gurur duyulacak şey, iktidarın kazanması pahasına rakip muhalefetin kaybetmesi olabilir mi?
Eğer bu sorunun cevabı “evet” ise, Türkiye siyasetinde tartışılması gereken yalnızca CHP ile YENİ Parti arasındaki rekabet değildir.
Asıl tartışılması gereken, muhalefetin neden iktidarı yenmek yerine birbirini yenmeye başladığıdır.
Çünkü muhalefet için en tehlikeli yenilgi, bir seçim kaybetmek değildir.
İktidarı yenme hedefini kaybetmektir.



















