Bosnalı Sırp General Ratko Mladić, Saraybosna kuşatması ve Srebrenitsa soykırımındaki rolü nedeniyle müebbet hapis cezasını çektiği Lahey’deki Birleşmiş Milletler cezaevi hastanesinde 84 yaşında öldü. Mladić’in ölümü, 1990’ların Bosna’sında işlenen suçların hesabının sorulabildiğini gösteren bir yargı kararını tarihe bırakırken, dünyanın aynı türden kitlesel kıyımları önlemekte neden hâlâ başarısız olduğu sorusunu da yeniden gündeme taşıdı. Srebrenitsa’da binlerce Boşnak erkek ve çocuğun sistematik biçimde öldürülmesinden otuz yılı aşkın süre sonra Gazze’de sivillerin öldürülmesi, aç bırakılması ve yaşam koşullarının yok edilmesi nedeniyle savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddiaları uluslararası yargının gündeminde. Tarih değişiyor, coğrafya değişiyor, faillerin isimleri değişiyor; ancak sivillerin hedef haline getirildiği düzen aynı soruyu önümüze bırakıyor: İnsanlık, yeni bir Srebrenitsa yaşanmadan önce harekete geçmeyi ne zaman öğrenecek?
Mladić Lahey’de Öldü
Bosnalı Sırp güçlerinin eski komutanı Ratko Mladić, Lahey’de Birleşmiş Milletler gözetimindeki cezaevi hastanesinde yaşamını yitirdi. Ölüm haberi ilk olarak Sırbistan devlet televizyonu RTS tarafından duyuruldu; Mladić’in avukatı ve Birleşmiş Milletler yetkilileri de ölümü doğruladı. Uluslararası Ceza Mahkemeleri Artık Mekanizması (IRMCT), Mladić’in ölümünün ardından Hollanda makamlarının gerekli incelemeleri başlattığını ve ölüm koşullarına ilişkin tam bir soruşturma yürütülmesi talimatı verildiğini açıkladı.
84 yaşındaki Mladić, son yıllarında birden fazla felç geçirmişti. Ancak ölümü, onun Bosna Savaşı sırasında işlediği suçlara ilişkin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmadı. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, 22 Kasım 2017’de Mladić’i Srebrenitsa’da soykırımın yanı sıra insanlığa karşı suçlar ve savaş hukuku ihlallerinden suçlu bulmuş ve müebbet hapse mahkûm etmişti. 2021’de temyiz heyeti mahkûmiyet kararını ve müebbet hapis cezasını onadı.
Mladić’in ölümünü yalnızca bir savaş suçlusunun yaşamının sona ermesi olarak görmek ise eksik kalır. Çünkü onun adı, 1992-1995 Bosna Savaşı sırasında sivillere karşı yürütülen sistematik şiddetin, etnik temizliğin ve bir toplumu belirli bir coğrafyadan silmeye yönelik siyasal ve askeri projenin simgelerinden biri haline gelmişti.
Saraybosna’da Terör, Srebrenitsa’da Soykırım
Mladić, Bosna Sırp Ordusu’nun başında bulunduğu dönemde Saraybosna’nın uzun süren kuşatmasından ve sivillere yönelik sistematik saldırılardan sorumlu tutuldu. Uluslararası mahkeme, Saraybosna’daki keskin nişancı ve topçu saldırılarının sivil halk arasında terör yaratmayı amaçlayan ortak suç girişiminin parçası olduğuna hükmetti.
Ancak Mladić’in adını tarihe en ağır biçimde kazıyan suç Srebrenitsa oldu. Temmuz 1995’te Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’nın Bosnalı Sırp güçlerinin eline geçmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuk sistematik olarak öldürüldü; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar zorla bölgeden çıkarıldı. Birleşmiş Milletler, 2026’daki Srebrenitsa anma mesajında 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuğun sistematik biçimde öldürüldüğünü yineledi.
Öldürülenlerin bir bölümü toplu mezarlara gömüldü. Kanıtları ortadan kaldırmak amacıyla bazı cesetlerin daha sonra başka toplu mezarlara taşındığı ortaya çıktı. Srebrenitsa böylece yalnızca insanların öldürüldüğü bir yer değil, suçun izlerini silmek için bile örgütlü bir çabanın yürütüldüğü bir kıyım alanı oldu.
Yargı Kararı Geldi, Kurbanlar Geri Gelmedi
Mladić’in müebbet hapse mahkûm edilmesi, uluslararası ceza hukukunun en önemli kararlarından biri olarak tarihe geçti. Mahkemenin hükmü, devlet adına hareket eden askeri ve siyasal yöneticilerin “savaş koşulları” gerekçesiyle işledikleri suçlardan muaf tutulamayacağını gösterdi.
Fakat adaletin gecikmiş olması, adaletin bütün sonuçlarıyla gerçekleştiği anlamına gelmiyor. Mahkeme kararı ölüleri geri getirmedi. Yıkılan kentleri yeniden eski haline döndürmedi. Annelerin kaybettikleri çocuklarını, çocukların öldürülen babalarını geri getirmedi. Toplu mezarların açılmasıyla ortaya çıkan kemikler, savaşın üzerinden geçen yılların suçun ağırlığını azaltmadığını gösterdi.
Srebrenitsa’daki en önemli derslerden biri de burada yatıyor: Soykırım yalnızca öldürmekten ibaret değildir; insanları kimlikleri nedeniyle yaşam alanlarından çıkarmak, onları korunmasız bırakmak, toplumsal varlıklarını ortadan kaldırmak ve ardından işlenen suçun izlerini silmeye çalışmak da aynı projenin parçalarıdır.
Bu nedenle Mladić’in ölümüyle birlikte kapanan şey bir insanın hayatıdır; Srebrenitsa’nın hesabı değil.
Suçluların Ölümü, Suçların Sonu Değil
Mladić’in ölümü, Bosna’daki savaş suçları açısından bir dönemin daha kapanması anlamına geliyor. Ancak savaş suçlarının ve kitlesel kıyımların sona erdiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, Mladić’in ölümünün bugün dünyada yaşananlarla birlikte düşünülmesi, uluslararası hukukun önündeki en büyük çelişkiyi yeniden görünür hale getiriyor.
Bosna’da yıllar sonra da olsa bir uluslararası mahkeme kuruldu, deliller toplandı, tanıklar dinlendi ve savaşın en üst düzey sorumlularından biri müebbet hapse mahkûm edildi. Fakat bugün dünyanın farklı bölgelerinde sivillere yönelik ağır ihlaller sürerken uluslararası toplumun aynı kararlılığı ne ölçüde gösterebildiği tartışmalı.
Gazze bunun en ağır örneklerinden biri. Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama emirleri çıkardı. Mahkeme, sivillerin aç bırakılmasının savaş yöntemi olarak kullanılması, sivillere yönelik saldırılar ve öldürme dahil çeşitli suçlar bakımından makul gerekçeler bulunduğuna hükmetti.
Bu karar, Gazze’deki bütün suçlara ilişkin nihai bir hüküm anlamına gelmiyor. Ancak uluslararası ceza hukukunun en üst kurumlarından birinin, İsrail yönetiminin en üst düzey isimleri hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddiaları bakımından tutuklama emri çıkarmış olması, yaşananların yalnızca siyasi bir tartışma olmadığını gösteriyor.
Srebrenitsa’dan Gazze’ye Uzanan Soru
Srebrenitsa ile Gazze arasında tarihsel ve hukuki açıdan birebir bir özdeşlik kurmak doğru olmaz. Her savaşın kendine özgü koşulları, tarafları ve hukuki niteliği vardır. Ancak iki olay arasında insanlığın görmezden gelemeyeceği ortak bir soru bulunuyor: Sivillerin kitlesel biçimde öldürülmesi, aç bırakılması, yerinden edilmesi ve yaşam koşullarının ortadan kaldırılması karşısında dünya ne zaman harekete geçiyor?
Srebrenitsa’da Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilmiş bir yerleşim alanı korunamadı. Sonuçta binlerce insan öldürüldü. Birleşmiş Milletler bugün bu deneyimi, savaş suçlarının ve soykırımın önlenmesi açısından tarihin en ağır derslerinden biri olarak anıyor.
Gazze’de ise uluslararası hukuk mekanizmaları işlemeye devam ediyor. Ancak mahkeme kararları ile sahadaki gerçeklik arasındaki mesafe, uluslararası düzenin temel zaafını ortaya koyuyor. Bir mahkemenin suç işleyenler hakkında karar verebilmesi önemlidir; fakat suçun işlenmesini engelleyemediği sürece adalet çoğu zaman olayın ardından gelen bir kayıt işlemine dönüşüyor.
Oysa gerçek adalet, yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, suçun işlenmesini önlemektir.
Uluslararası Hukukun Sınırı
Mladić’in Lahey’de ölmesi, uluslararası hukukun tamamen etkisiz olmadığını gösteriyor. On altı yıl boyunca saklanan, sonunda yakalanan ve yargılanarak müebbet hapse mahkûm edilen bir generalin hikâyesi, en ağır suçların bile zaman aşımına uğramaması gerektiğini gösteren önemli bir örnek.
Fakat aynı hikâye uluslararası düzenin sınırlarını da gösteriyor. Çünkü adaletin gerçekleşmesi için yalnızca mahkemelere değil, siyasi iradeye, devletlerin işbirliğine ve uluslararası hukukun bütün taraflara eşit uygulanmasına ihtiyaç var.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı da Filistin dosyasına ilişkin açıklamalarında hukukun seçici biçimde uygulanmasının uluslararası ceza adaletinin güvenilirliğini zedeleyeceği uyarısında bulunmuştu. Mahkemenin Netanyahu ve Gallant hakkında verdiği tutuklama kararları da uluslararası hukukun Filistin bağlamında uygulanabilirliği konusunda önemli bir eşik oluşturdu.
Sorun tam olarak burada düğümleniyor: Bosna’da “bir daha asla” denildikten sonra dünyanın başka yerlerinde aynı görüntüler yeniden ortaya çıkıyorsa, verilen sözlerin gerçek bir anlam taşıyıp taşımadığı sorusu kaçınılmaz hale geliyor.
Ölümün Değil, Hesabın Ardından
Ratko Mladić öldü. Ancak Srebrenitsa’da öldürülenlerin hikâyesi onun ölümüyle sona ermiyor. Çünkü savaş suçlarının en büyük tehlikelerinden biri, failin ölümünden sonra suçun da tarihin içine gömülebileceği düşüncesidir.
Oysa tarih, yalnızca geçmişte yaşananların anlatısı değildir. Geçmişte hangi suçların nasıl işlendiğini ve bu suçlara karşı dünyanın ne yaptığını hatırlamak, bugün yaşananları değerlendirmek için de gereklidir.
Srebrenitsa’nın toplu mezarları bize bir gerçeği hatırlatıyor: Soykırım bir anda başlamaz. Önce bir topluluk hedef gösterilir. Ardından insanlıktan çıkarılır. Sonra yaşadığı topraklardan sürülür, kuşatılır, aç bırakılır veya öldürülür. En sonunda da yaşananların inkârı başlar.
Bu nedenle bugün Filistin’de yaşananlara bakarken Srebrenitsa’nın yalnızca bir anma günü olarak değil, bir uyarı olarak hatırlanması gerekiyor. Gazze’de işlenen suçlara ilişkin hukuki süreçler sürerken, uluslararası toplumun görevi yeni toplu mezarlar oluştuktan sonra sorumluları yargılamak değil, sivillerin öldürülmesini ve yaşam alanlarının yok edilmesini şimdi durduracak mekanizmaları işletmek olmalı.
Çünkü Lahey’de bir savaş suçlusunun ölmesi adaletin tamamlandığı anlamına gelmez. Adalet, aynı suçların başka bir coğrafyada yeniden işlenmesini engelleyebildiği gün anlam kazanır.
Ratko Mladić artık yok. Srebrenitsa’da öldürülen binlerce insan da yok. Fakat onların ardından dünyaya kalan soru hâlâ ayakta:
İnsanlık, savaş suçlularını yargılamayı mı öğrenecek, yoksa her yeni katliamdan sonra yalnızca yeni bir Lahey dosyası mı açacak?
- TB / Uluslararası Ceza Mahkemeleri Artık Mekanizması, Birleşmiş Milletler, Reuters, Associated Press
- Bir Savaş Suçlusunun Ölümü, Bitmeyen Suçların Gölgesinde - 27 Ağustos 2026
- Muhalefetin Kaybetmeye Değil, İktidara Karşı Kazanmaya İhtiyacı Var - 17 Ağustos 2026
- Demirtaş Tartışması, Meclis’te Yeni Sürecin Siyasi Fay Hatlarını Görünür Kıldı - 8 Ağustos 2026












