back to top
Ana Sayfa Haberler Çayırhan’da Göçük, Ankara’da Direniş: Madenlerde Aynı Soru Yeniden Soruluyor

Çayırhan’da Göçük, Ankara’da Direniş: Madenlerde Aynı Soru Yeniden Soruluyor

Çayırhan’da bir madencinin hayatını kaybettiği, 12 işçinin yaralandığı göçük ile Ankara’da ücret ve tazminatları için direnen madencilerin mücadelesi, farklı işletmelerde yaşansa da aynı soruyu büyütüyor: Finansman sıkıntısı, özelleştirme ve maliyet baskısı altında madencilik şirketleri işçi sağlığı ve güvenliği için gerekli kaynakları gerçekten ayırıyor mu?

Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Çayırhan’daki kömür madeninde meydana gelen göçük bir işçinin hayatına mal oldu, 12 işçi yaralandı. Dört işçinin durumunun ağır olduğu bildirilen olayın ardından adli ve idari soruşturma başlatılırken, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Şengel Taşcıer, madencilikte ölümlerin kaçınılmaz olmadığını vurgulayarak çalışma koşulları, denetimler ve alınması gereken önlemlerin bütün yönleriyle soruşturulmasını istedi.

Çayırhan’daki ölüm, aynı günlerde Ankara’da ücretlerini ve tazminatlarını almak için mücadele eden maden işçilerinin durumunu da yeniden gündeme getirdi. İki işletmenin farklı şirketlere ait olması, ortaya çıkan sorunun ortak niteliğini değiştirmiyor. Çünkü madencilik sektöründe finansman sorunu, üretim baskısı, maliyet azaltma politikaları, özelleştirme ve işçi sağlığı-güvenliği birbirinden kopuk başlıklar değil.

Asıl soru bu nedenle yalnızca “Çayırhan’daki göçük nasıl meydana geldi?” değil. Daha geniş soru şu: Türkiye’de maden işletmeleri ekonomik darboğaza girdiğinde ilk olarak hangi harcamalar kısılıyor ve işçi güvenliği bu tablonun neresinde duruyor?

Çayırhan’da Bir İşçi Hayatını Kaybetti

Çayırhan’daki maden sahasında meydana gelen göçükte bir işçi yaşamını yitirirken 12 işçi yaralandı. Ankara Valiliği, ilk belirlemelere göre çalışma sahasının arkasında meydana gelen tavan çökmesinin oluşturduğu basınç nedeniyle savrulmalar yaşandığını açıkladı. Yaralı işçiler hastanelere sevk edilirken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

İlk teknik açıklama kazanın nasıl gerçekleştiğine ilişkin bir çerçeve sunuyor; ancak gerçek nedenlerin ortaya çıkarılması için çok daha kapsamlı bir inceleme gerekiyor.

Çünkü yeraltı madenciliğinde tavan hareketleri, göçük riski ve jeolojik tehlikeler önceden bilinen riskler. Bilinen bir riskin varlığı, ölümün kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor.

Asıl soru, bu risklere karşı hangi önlemlerin alındığı.

Tahkimat yeterli miydi?

Risk analizleri güncel miydi?

Çalışma alanında daha önce benzer uyarılar yapılmış mıydı?

Denetimlerde hangi eksiklikler tespit edilmişti?

Bakım ve yenileme programları zamanında uygulanmış mıydı?

Ve bütün bunların maliyeti için yeterli kaynak ayrılmış mıydı?

Özelleştirmenin Ardından Çayırhan’da Ne Değişti?

Çayırhan Termik Santrali ve maden işletmesinin özelleştirme süreci, yalnızca mülkiyet değişikliği değil, çalışma düzeninin geleceği açısından da yıllardır tartışma konusu.

İşçiler 2024 sonunda özelleştirmeye karşı madende eylem başlatmış, ardından Ankara’ya yürüyerek işletmenin özelleştirilmesine karşı çıkmıştı. Buna rağmen süreç 2025 yılında tamamlandı ve işletmenin devri gerçekleştirildi.

Şimdi kazanın ardından bu geçmişin yeniden incelenmesi gerekiyor.

Özelleştirme sonrasında işletmenin üretim hedefleri değişti mi?

İşçi sayısı, vardiya düzeni ve çalışma temposunda değişiklik oldu mu?

Bakım ve yatırım harcamaları hangi düzeyde?

İş güvenliği yatırımlarının bütçedeki payı arttı mı, azaldı mı?

Üretim maliyetlerini düşürmek için hangi kalemlerde tasarrufa gidildi?

Bunlar kazanın doğrudan nedeni olduğu için değil, kazaya yol açabilecek koşulların ekonomik arka planını ortaya çıkarmak için sorulması gereken sorular.

Ankara’da Madenciler Hakları İçin Direniyor

Aynı dönemde Ankara’da başka bir maden işletmesinin çalışanları, aylık ücretlerini ve tazminatlarını alabilmek için mücadele yürütüyor.

Doruk Madencilik işçileri, ücretlerinin ve çeşitli işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle uzun süredir eylemde. İşçiler Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinden Ankara’ya yürüyerek şirketin bağlı olduğu holding önünde haklarını talep etti.

İşçilerin mücadelesi, şirketin finansal sorunlarına ilişkin açıklamalarla da birlikte değerlendirilmek zorunda.

Yıldızlar SSS Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sebahattin Yıldız, işçilere yaptığı açıklamada şirketin öz kaynaklarının yetersiz kaldığını, kredi bulmakta zorlandıklarını ve finansman sıkıntısı nedeniyle bazı varlıkların satıldığını ifade etti.

Bu açıklamalar tek başına iş güvenliği ihlali kanıtı değil.

Ancak madencilik sektörünün çalışma koşulları açısından son derece önemli bir soruyu ortaya çıkarıyor:

Finansman sıkıntısı yaşayan bir maden şirketinde işçi sağlığı ve güvenliği harcamaları nasıl korunuyor?

Finansman Krizi İşçinin Hayatına Ulaşmadan Önce Durmalı

Bir maden şirketinin ekonomik sorun yaşaması ile iş güvenliği önlemlerinin ihmal edilmesi arasında otomatik bir nedensellik kurulamaz.

Fakat aralarında hiçbir ilişki yokmuş gibi davranmak da doğru değil.

Madencilik, yüksek yatırım ve bakım maliyeti gerektiren bir sektör. Yeraltı tahkimatı, havalandırma, gaz ölçüm sistemleri, ekipman bakımı, teknolojik yenileme, acil durum altyapısı ve uzman iş gücü ciddi kaynak gerektiriyor.

Dolayısıyla şirketin finansman yapısı bozulduğunda, üretimi sürdürmek için yapılan maliyet hesaplarının iş güvenliği yatırımlarına yansıyıp yansımadığının denetlenmesi gerekiyor.

İşçinin ücretini ödemek şirketin mali sorumluluğudur.

İşçinin can güvenliğini sağlamak ise bundan da öte, doğrudan yaşam hakkına ilişkin bir yükümlülüktür.

Bu nedenle şirketlerin finansal sorunlarının faturası hiçbir biçimde işçinin hayatına çıkmamalı.

“İş Güvenliği Bir Maliyet Kalemidir” Mantığı Tehlikeli

Madencilikte iş güvenliği için yapılan harcamalar, şirket bilançolarında maliyet olarak görünebilir.

Ancak iş güvenliği açısından bakıldığında tahkimat, havalandırma, bakım, eğitim ve denetim giderleri “gereksiz maliyet” değil, üretimin devam edebilmesinin temel koşullarıdır.

Bir işletme maliyetleri düşürmek istediğinde iş güvenliği yatırımlarını ertelemek kısa vadede bilançoyu rahatlatabilir.

Fakat bunun bedeli uzun vadede çok daha ağırdır.

Bir işçinin hayatı bilançodaki bir rakamdan çok daha değerlidir.

Bu nedenle Çayırhan’daki soruşturma kapsamında yalnızca göçüğün meydana geldiği bölümün teknik özellikleri değil, işletmenin son yıllardaki yatırım ve bakım politikası da incelenmeli.

İş güvenliği bütçesi ne kadardı?

Son yıllarda bu bütçede değişiklik oldu mu?

İşletmenin üretim hedefleri arttı mı?

Artan üretime karşılık güvenlik yatırımları aynı oranda yükseldi mi?

İşçilerin daha önce yaptığı güvenlik bildirimleri kayıt altına alındı mı?

Bu soruların cevapları kamuoyuna açıklanmalı.

Doruk İşçilerinin Direnişi Başka Bir Alarm Veriyor

Ankara’da direnen Doruk Madencilik işçilerinin yaşadığı sorun ise başka bir cepheden aynı tabloya işaret ediyor.

İşçi ücretlerinin ve tazminatların zamanında ödenmemesi, şirketin finansman sorunlarının doğrudan emekçinin yaşamına yansıması anlamına geliyor.

Şirket yönetiminin kredi bulamadığını ve öz kaynak yetersizliği yaşadığını açıklaması, bir maden işletmesinin ekonomik sürdürülebilirliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Ancak burada sorulması gereken daha geniş bir soru var:

Ekonomik darboğaz yaşayan maden işletmelerinde işçilerin ücretleri kadar güvenlik yatırımları da risk altına giriyor mu?

Bunun cevabı her şirket bakımından ayrı ayrı araştırılmalı.

Çünkü bir işletmede böyle bir riskin bulunması, bütün şirketlerin aynı uygulamayı yaptığı anlamına gelmez.

Ama sektör genelinde sistematik bir risk olup olmadığını araştırmak için yeterli bir neden oluşturur.

Madenlerde Denetim Kazadan Sonra Değil, Kazadan Önce Yapılmalı

Türkiye’de maden kazalarının ardından genellikle aynı zincir işliyor: Kurtarma çalışmaları, taziye mesajları, soruşturma ve ardından kamuoyunun gündeminin değişmesi.

Oysa gerçek iş güvenliği politikası, kazadan sonra sorumluyu aramak değil, kazanın meydana gelmesini engellemektir.

Bu nedenle Çayırhan’daki soruşturmanın yalnızca teknik bir kaza incelemesine dönüşmemesi gerekiyor.

Göçüğün oluşumunda jeolojik koşulların rolü neydi?

Tahkimat sistemi yeterli miydi?

Denetim mekanizmaları çalıştı mı?

Üretim baskısı güvenlik kararlarını etkiledi mi?

İşçilerin güvenlik itirazları dikkate alındı mı?

İşletmenin bakım ve yatırım bütçesinde son dönemde değişiklik oldu mu?

Ve en önemlisi, işletmenin mali hedefleri ile iş güvenliği hedefleri arasında bir çelişki ortaya çıktığında hangi taraf tercih edildi?

Bütün bunlar bağımsız biçimde incelenmeli.

İki İşletme, Ortak Bir Sektör Sorunu

Çayırhan’daki göçük ile Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’daki direnişi aynı şirketin hikâyesi değil.

Ancak iki olayın aynı anda Türkiye’nin maden havzasında ortaya çıkması, madenciliğin ortak yapısal sorunlarını görmezden gelmeyi de imkânsızlaştırıyor.

Bir tarafta özelleştirilmiş bir maden işletmesinde ölümle sonuçlanan göçük.

Diğer tarafta ücret ve tazminatlarını almak için Ankara’ya gelen madenciler.

Bir tarafta milyarlarca liralık işletme ve yatırım hesapları.

Diğer tarafta aylığını bekleyen işçi.

Bir tarafta üretimin devamlılığı.

Diğer tarafta işçinin yaşam hakkı.

Ve bütün bu tabloyun üzerinde aynı soru duruyor:

Maden işletmelerinde finansman sorunları, maliyet baskısı ve kâr hedefleri işçinin çalışma koşullarını ne ölçüde belirliyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca tek tek şirketlerin bilançosunda değil, devletin denetim mekanizmalarında da aranmalı.

Çayırhan’dan Sonra Sadece Bir Soruşturma Yetmez

Çayırhan’da hayatını kaybeden işçinin ardından “başımız sağ olsun” demek elbette gerekli.

Ama yeterli değil.

12 işçinin yaralandığı bir kazanın ardından yalnızca sorumluların bulunması değil, aynı koşulların başka madenlerde tekrarlanmasını engelleyecek bir sistem kurulması gerekiyor.

Bunun yolu da şirketlerin iş güvenliği yatırımlarının şeffaflaştırılmasından, bağımsız denetimin güçlendirilmesinden, işçilerin güvenlik konusundaki söz hakkının artırılmasından ve üretim baskısının iş güvenliğinin önüne geçmesini engelleyecek mekanizmalardan geçiyor.

Ankara’da direnen madencilerin talepleri de bu açıdan yalnızca ücret ve tazminat meselesi olarak görülmemeli.

Çünkü ücret güvencesizliği, iş güvencesizliği ve can güvenliği aynı çalışma düzeninin farklı sonuçları olabilir.

Madencinin canını korumayan bir üretim düzeninin ekonomik olarak başarılı olması, aslında başarının değil, maliyetin kimin üzerine yıkıldığının göstergesidir.

Çayırhan’daki göçüğün gerçek nedeni bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılmalı.

Doruk işçilerinin ücret ve tazminatlarının neden ödenemediği açıklığa kavuşturulmalı.

Ve Türkiye’deki bütün maden işletmeleri için çok daha temel bir soru sorulmalı:

Şirketlerin finansmanı ne kadar önemliyse, madencinin hayatının finansal hesabın üzerinde tutulmasını sağlayacak kamu denetimi ne kadar güçlü?


TB / Anadolu Ajansı, DHA, T24, ANKA Haber, Evrensel