CHP’de mahkeme kararıyla göreve gelen mutlak butlan yönetiminin, yıllarca parti için çalışan foto muhabiri Alp Eren Kaya’yı iş hukukunun en ağır yaptırımlarından biri olan Kod 48 ile işten çıkarması, yalnızca bir personel tasarrufu değil; emek ve çalışan hakları açısından ciddi bir siyasi ve ahlaki tartışmayı da beraberinde getirdi. Sosyal demokrat kimliğiyle öne çıkan bir partide tercih edilen bu yöntem, emek savunusu ile parti pratiği arasındaki çelişkiyi yeniden gündeme taşıdı.
Emekçinin Karşısına Çıkan İlk Güç Gösterisi
CHP’de kurultayın iptal edilmesine ilişkin yargı süreci sonrasında ortaya çıkan ve kamuoyunda “mutlak butlan yönetimi” olarak anılan yeni yönetimin ilk tartışmalı uygulamalarından biri, yıllardır parti bünyesinde çalışan foto muhabiri Alp Eren Kaya’nın işten çıkarılması oldu.
Kaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada altı yılı aşkın süredir CHP’de ve foto muhabirliği mesleğinde büyük bir bağlılıkla çalıştığını belirterek, emeklerinin karşılığında SGK’dan gelen bir kısa mesajla işten çıkarıldığını öğrendiğini duyurdu.
Kaya paylaşımında, “Koltuklar değişir, yönetimler değişir, kararlar değişir. Ama verilen emek ve yaşananlar hafızalarda kalır” ifadelerini kullandı.
Bu açıklama, parti içinde yaşanan yönetim değişikliğinin yalnızca siyasi kadroları değil, parti emekçilerini de hedef alan bir tasfiye sürecine dönüşüp dönüşmediği sorusunu gündeme getirdi.
Kod 48 Neden Bu Kadar Tartışmalı?
Tartışmanın merkezinde ise işten çıkarma gerekçesi olarak kullanılan “Kod 48” bulunuyor.
Çalışma yaşamı uzmanı ve ekonomist Aziz Çelik, Kaya’nın paylaşımına verdiği yanıtta Kod 48’in iş hukuku açısından en ağır ve en yıkıcı işten çıkarma yöntemlerinden biri olduğunu vurguladı.
Çelik’e göre Kod 48 kapsamında işten çıkarılan bir çalışan kıdem tazminatı alamıyor, ihbar tazminatından yararlanamıyor ve işsizlik maaşı hakkını da kaybediyor. İşverenin “haklı fesih” iddiasına dayanan bu yöntem, çalışanı ekonomik ve sosyal açıdan en ağır sonuçlarla baş başa bırakıyor.
Aziz Çelik, söz konusu uygulamayı “işçiye en fazla zarar veren, en işçi düşmanı işten çıkarma yöntemlerinden biri” olarak tanımladı.
Sosyal Demokrasi Söylemi İle Parti Pratiği Arasındaki Uçurum
Olayın yarattığı asıl tartışma ise CHP’nin yıllardır savunduğu emek politikaları ile parti içindeki uygulamalar arasındaki çelişki üzerine yoğunlaşıyor.
Asgari ücret artışlarından sendikal haklara, taşeron işçilikten güvenceli çalışmaya kadar birçok konuda iktidarı eleştiren ve kendisini emek eksenli bir siyasal çizgide tanımlayan CHP’nin, kendi çalışanına karşı en sert işten çıkarma kodlarından birini kullanması dikkat çekiyor.
Daha da önemlisi, bu kararın seçimle oluşmuş bir yönetim tarafından değil, kurultay tartışmalarının ardından mahkeme kararlarıyla şekillenen ve parti tabanında meşruiyeti yoğun biçimde tartışılan bir yönetim döneminde alınmış olması eleştirileri büyütüyor.
Parti içinde değişim talebini temsil eden kadroların uzun süredir “saray müdahalesi”, “yargı eliyle siyaset mühendisliği” ve “parti iradesinin gaspı” olarak nitelediği sürecin ardından göreve gelen yönetimin ilk reflekslerinden birinin emekçilere yönelik böylesine sert bir uygulama olması, sembolik açıdan da dikkat çekici bulunuyor.
Tartışma Sadece Bir İşten Çıkarma Değil
Alp Eren Kaya’nın yaşadığı süreç, artık yalnızca bir personel meselesi olarak değerlendirilmiyor.
Ortaya çıkan tablo; sosyal demokratlık iddiası, emek söylemi, parti içi demokrasi ve çalışan hakları başlıklarının tamamını kapsayan daha geniş bir siyasi tartışmanın parçası haline gelmiş durumda.
Çünkü mesele yalnızca bir foto muhabirinin işini kaybetmesi değil; emek adına siyaset yaptığını söyleyen bir siyasi hareketin, kendi emekçisine hangi koşullarda ve hangi yöntemlerle davrandığı sorusudur.
Ve bu soru, bugün CHP içindeki kurultay ve meşruiyet tartışmaları kadar önemli bir sınav olarak partinin önünde duruyor.











