back to top
Ana Sayfa Haberler Çıplak Arama İddiasında Asıl Sorulması Gereken Soru: Denetleyen Kim?

Çıplak Arama İddiasında Asıl Sorulması Gereken Soru: Denetleyen Kim?

Bir gözaltı sürecinde çıplak arama ve psikolojik baskı iddiaları gündeme geldiğinde tartışmanın odağı mağdurun beyanını itibarsızlaştırmak değil, devletin insan onurunu koruyacak etkili denetim mekanizmalarına sahip olup olmadığı olmalıdır. İBB davasında Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in dile getirdiği iddialar etrafında büyüyen tartışma, Türkiye’de uzun yıllardır süren cezasızlık ve hesap verilebilirlik sorununu yeniden gündeme taşıdı.

İnsan Onurunu İlgilendiren İddialar

İBB Meclisi AK Parti Grup Sözcüsü Murat Türkyılmaz, Türker’in gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığı yönündeki beyanlarını, güvenlik kamerası görüntüleri, doktor raporları ve resmi tutanaklara dayanarak reddetti. Ancak CHP Grup Sözcüsü ve avukat Melendiz Dalyan İzgi, söz konusu görüntülerin yalnızca gözaltının ilk gününe ait olduğunu belirterek, Türker’in iddialarının farklı bir tarihte yaşandığını ifade etti.

Tartışmanın merkezinde ise yalnızca bir olayın yaşanıp yaşanmadığı değil, bu tür iddiaların hangi yöntemlerle araştırıldığı sorusu bulunuyor. İnsan hakları örgütlerinin ve uluslararası hukuk kurumlarının yıllardır dikkat çektiği temel meselelerden biri de tam olarak bu: İşkence, kötü muamele veya çıplak arama iddiaları çoğu zaman resmi kayıtlarla değil, mağdur beyanları ve bağımsız soruşturmalarla ortaya çıkarılabiliyor.

Beyanın Karşısında Devletin Sorumluluğu

İzgi’nin, “Hiç işkenceyi veya çıplak aramayı tutanak altına alan bir kolluk görevlisi gördünüz mü?” sorusu, tartışmayı teknik bir prosedür meselesinin ötesine taşıdı. Çünkü insan hakları hukukunda işkence ve kötü muamele iddialarının araştırılmasında devletin pozitif yükümlülüğü bulunuyor. Bu yükümlülük, yalnızca resmi kayıtları göstermekle değil, iddiaları bağımsız, tarafsız ve etkili biçimde soruşturmakla yerine getirilebiliyor.

Özellikle gözaltı merkezleri gibi dış denetimin sınırlı olduğu alanlarda yaşandığı öne sürülen hak ihlalleri konusunda, “rapor yok”, “şikâyet yok” ya da “kamera görüntüsünde görünmüyor” şeklindeki savunmaların tek başına yeterli kabul edilmediği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da sıkça vurgulanıyor.

Psikolojik Baskı İddiaları Da Tartışmanın Merkezinde

Türker’in duruşmada dile getirdiği ve çocukları üzerinden baskı kurulduğuna ilişkin ifadeleri de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Bir anneye, çocuklarını bir daha göremeyeceğinin söylenmesi yönündeki iddia, fiziksel şiddetin ötesinde psikolojik baskı ve insan onuruna yönelik müdahale tartışmalarını gündeme getirdi.

Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker

Hukuk devletlerinde gözaltı ve tutuklama süreçleri yalnızca özgürlüğün sınırlandırılması anlamına gelmez; aynı zamanda kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunmasını da gerektirir. Bu nedenle ortaya atılan her kötü muamele iddiası, siyasi aidiyetlerden bağımsız olarak, şeffaf biçimde araştırılmayı hak eder.

Mesele Hukuktan Önce Vicdan Meselesi

Bugün tartışılan konu yalnızca bir kişinin yaşadığını anlattığı bir deneyim değil; devlet gücü karşısında bireyin ne kadar korunabildiği sorusudur. Demokratik toplumlarda insan onuruna yönelik her iddia, doğruluğu ya da yanlışlığı önceden ilan edilmeden araştırılır. Çünkü hukuk, güçlü olanı savunmak için değil, güç karşısında savunmasız kalanı korumak için vardır.

Çıplak arama ve kötü muamele iddiaları karşısında asıl ihtiyaç duyulan şey, sosyal medya polemikleri değil; gerçeği ortaya çıkaracak bağımsız ve güvenilir bir denetim mekanizmasıdır. Aksi halde tartışılan yalnızca bir olay değil, toplumun adalete olan güveni olur.